سورة النمل
27.Neml Suresi
"Karınca"
93 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Neml 27:1
طسٓ ۚ
تِلْكَ
ءَايَـٰتُ
ٱلْقُرْءَانِ
وَكِتَابٍ
مُّبِينٍ
Ta, Sin. İşte bunlar Kur'an'ın, gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir.
Ta sin, tilke ayatul kur'ani ve kitabin mubin.
Neml 27:2
هُدًى
وَبُشْرَىٰ
لِلْمُؤْمِنِينَ
İman Edenler için doğru yola iletici ve haber vericidir.
Huden ve buşra lil mu'minin.
Neml 27:4
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
زَيَّنَّا
لَهُمْ
أَعْمَـٰلَهُمْ
فَهُمْ
يَعْمَهُونَ
Hesap gününe iman etmeyenlere, yaptıklarını sevimli gösterdik. Bu yüzden şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar.
İnnellezine la yu'minune bil ahireti zeyyenna lehum a'malehum fe hum ya'mehun.
Neml 27:5
أُو۟لَـٰٓئِكَ
ٱلَّذِينَ
لَهُمْ
سُوٓءُ
ٱلْعَذَابِ
وَهُمْ
فِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ
هُمُ
ٱلْأَخْسَرُونَ
Onlar için azabın kötüsü vardır. Onlar, Hesap gününde en çok ziyana uğrayacak kimselerdir.
Ulaikellezine lehum suul azabi ve hum fil ahıreti humul ahserun.
Neml 27:7
إِذْ
قَالَ
مُوسَىٰ
لِأَهْلِهِٓ
إِنِّىٓ
ءَانَسْتُ
نَارًا
سَـَٔاتِيكُم
مِّنْهَا
بِخَبَرٍ
أَوْ
ءَاتِيكُم
بِشِهَابٍ
قَبَسٍ
لَّعَلَّكُمْ
تَصْطَلُونَ
Hani Musa, yakınlarına: "Bir ateş fark ettim. Size ondan bir haber veya ısınmanız için kor halinde bir parça ateş getireceğim." demişti.
İz kale musa li ehlihi inni anestu nara, se atikum minha bi haberin ev atikum bi şihabin kabesin leallekum tastalun.
Neml 27:8
فَلَمَّا
جَآءَهَا
نُودِىَ
أَن
بُورِكَ
مَن
فِى
ٱلنَّارِ
وَمَنْ
حَوْلَهَا
وَسُبْحَـٰنَ
ٱللَّهِ
رَبِّ
ٱلْعَـٰلَمِينَ
Oraya gittiği zaman ona seslenildi: "Ateşin içinde ve etrafında olanlar kutlu kılındı. Ve alemlerin Rabb'i olan Allah, Subhan'dır.[1]"
Fe lemma caeha nudiye en burike men fin nari ve men havleha, ve subhanallahi rabbil alemin.
Neml 27:9
يَـٰمُوسَىٰٓ
إِنَّهُٓ
أَنَا
ٱللَّهُ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْحَكِيمُ
"Ey Musa! Ben, Mutlak Üstün Olan ve En İyi Hüküm Veren Allah'ım!"
Ya musa innehu enallahul azizul hakim.
Neml 27:10
وَأَلْقِ
عَصَاكَ ۚ
فَلَمَّا
رَءَاهَا
تَهْتَزُّ
كَأَنَّهَا
جَآنٌّ
وَلَّىٰ
مُدْبِرًا
وَلَمْ
يُعَقِّبْ ۚ
يَـٰمُوسَىٰ
لَا
تَخَفْ
إِنِّى
لَا
يَخَافُ
لَدَىَّ
ٱلْمُرْسَلُونَ
"Asanı bırak!" Musa, asasını bırakmasıyla birlikte onun yılan gibi hareket ettiğini görünce, geri dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Korkma, gerçekten Ben'im. Ben'im huzurumda Resuller korkmaz."
Ve elkı asak, fe lemma reaha tehtezzu ke enneha cannun vella mudbiren ve lem yuakkıb, ya musa la tehaf inni la yehafu ledeyyel murselun.
Neml 27:11
إِلَّا
مَن
ظَلَمَ
ثُمَّ
بَدَّلَ
حُسْنًا
بَعْدَ
سُوٓءٍ
فَإِنِّى
غَفُورٌ
رَّحِيمٌ
"Kim haksızlık yapar, sonra da yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki Ben Çok Bağışlayıcı'yım ve Rahmeti Kesintisiz Olan'ım."
İlla men zaleme summe beddele husnen ba'de suin fe inni gafurun rahim.
Neml 27:12
وَأَدْخِلْ
يَدَكَ
فِى
جَيْبِكَ
تَخْرُجْ
بَيْضَآءَ
مِنْ
غَيْرِ
سُوٓءٍ ۖ
فِى
تِسْعِ
ءَايَـٰتٍ
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَقَوْمِهِٓ ۚ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
قَوْمًا
فَـٰسِقِينَ
"Ve elini koynuna sok. Kötülük[1] olmaksızın onu bembeyaz olarak çıkar. Firavun ve halkına dokuz ayet[2] ile git. Çünkü onlar fasık bir halk oldular."
Ve edhıl yedeke fi ceybike tahruc beydae min gayri suin fi tis'ı ayatin ila fir'avne ve kavmih, innehum kanu kavmen fasikin.
Neml 27:14
وَجَحَدُوا۟
بِهَا
وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ
أَنفُسُهُمْ
ظُلْمًا
وَعُلُوًّا ۚ
فَٱنظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلْمُفْسِدِينَ
Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!
Ve cehadu biha vesteykanetha enfusuhum zulmen ve uluvva, fenzur keyfe kane akıbetul mufsidin.
Neml 27:15
وَلَقَدْ
ءَاتَيْنَا
دَاوُدَ
وَسُلَيْمَـٰنَ
عِلْمًا ۖ
وَقَالَا
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ
ٱلَّذِى
فَضَّلَنَا
عَلَىٰ
كَثِيرٍ
مِّنْ
عِبَادِهِ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Ant olsun ki Davud'a ve Süleyman'a bir ilim[1] verdik. İkisi de: "Tüm övgüler, bizi, iman eden kullarının birçoğuna üstün kılan Allah'adır." dediler.
Ve lekad ateyna davude ve suleymane ilma, ve kalal hamdu lillahillezi faddalena ala kesirin min ibadihil mu'minin.
Neml 27:16
وَوَرِثَ
سُلَيْمَـٰنُ
دَاوُدَ ۖ
وَقَالَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلنَّاسُ
عُلِّمْنَا
مَنطِقَ
ٱلطَّيْرِ
وَأُوتِينَا
مِن
كُلِّ
شَىْءٍ ۖ
إِنَّ
هَـٰذَا
لَهُوَ
ٱلْفَضْلُ
ٱلْمُبِينُ
Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.[1] Süleyman: "Ey İnsanlar! Bize kuşdili[2] öğretildi. Bize her şeyden verildi. Bu apaçık ilahi bir armağandır." dedi.
Ve varise suleymanu davude ve kale ya eyyuhen nasu ullimna mentıkat tayrı, ve utina min kulli şey', inne haza le huvel fadlul mubin.
Neml 27:18
حَتَّىٰٓ
إِذَآ
أَتَوْا۟
عَلَىٰ
وَادِ
ٱلنَّمْلِ
قَالَتْ
نَمْلَةٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلنَّمْلُ
ٱدْخُلُوا۟
مَسَـٰكِنَكُمْ
لَا
يَحْطِمَنَّكُمْ
سُلَيْمَـٰنُ
وَجُنُودُهُ
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Nihayet Neml[1] Vadisi'ne geldikleri zaman, dişi bir neml: "Ey nemller! Meskenlerinize[2] girin, Süleyman ve orduları istemeyerek sizi kırıp geçirmesin." dedi.
Hatta iza etev ala vadin nemli kalet nemletun ya eyyuhen nemludhulu mesakinekum, la yahtımennekum suleymanu ve cunuduhu ve hum la yeş'urun.
Neml 27:19
فَتَبَسَّمَ
ضَاحِكًا
مِّن
قَوْلِهَا
وَقَالَ
رَبِّ
أَوْزِعْنِىٓ
أَنْ
أَشْكُرَ
نِعْمَتَكَ
ٱلَّتِىٓ
أَنْعَمْتَ
عَلَىَّ
وَعَلَىٰ
وَٰلِدَىَّ
وَأَنْ
أَعْمَلَ
صَـٰلِحًا
تَرْضَىٰهُ
وَأَدْخِلْنِى
بِرَحْمَتِكَ
فِى
عِبَادِكَ
ٱلصَّـٰلِحِينَ
Bunun üzerine Süleyman onun sözüne gülümseyerek tebessüm etti. Ve "Ey Rabb'im! Bana, anne ve babama bağışladığın nimetlerin karşılığında, şükretmede ve hoşnut olacağın işler yapmada beni başarılı kıl. Ve rahmetinle beni salih kullarının arasına kat." dedi.
Fe tebesseme dahıken min kavliha ve kale rabbi evzı'ni en eşkure ni'metekelleti en'amte aleyye ve ala valideyye ve en a'mele salihan terdahu ve edhılni bi rahmetike fi ibadikes salihin.
Neml 27:20
وَتَفَقَّدَ
ٱلطَّيْرَ
فَقَالَ
مَا
لِىَ
لَآ
أَرَى
ٱلْهُدْهُدَ
أَمْ
كَانَ
مِنَ
ٱلْغَآئِبِينَ
Süleyman kuş topluluğunu yokladı. Sonra: "Hudhud'u niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?" dedi.
Ve tefekkadat tayra fe kale maliye la eral hudhude em kane minel gaibin.
Neml 27:21
لَأُعَذِّبَنَّهُ
عَذَابًا
شَدِيدًا
أَوْ
لَأَا۟ذْبَحَنَّهُٓ
أَوْ
لَيَأْتِيَنِّى
بِسُلْطَـٰنٍ
مُّبِينٍ
"Kesinlikle ona şiddetli bir ceza vereceğim. Ya da onu boğazlayacağım. Ya da bana mazereti ile ilgili açık bir belge getirecek."
Le uazzibennehu azaben şediden ev le ezbehannehu ev le ye'tiyenni bi sultanin mubin.
Neml 27:22
فَمَكَثَ
غَيْرَ
بَعِيدٍ
فَقَالَ
أَحَطتُ
بِمَا
لَمْ
تُحِطْ
بِهِ
وَجِئْتُكَ
مِن
سَبَإٍ
بِنَبَإٍ
يَقِينٍ
Çok geçmeden geldi. Ve: "Senin kuşatamadığın[1] bir şeyi kuşattım. Sana Sebe'den kesin doğru olan bir haber getirdim." dedi.
Fe mekese gayre baidin fe kale ehattu bi ma lem tuhıt bihi ve ci'tuke min sebein bi nebein yakin.
Neml 27:23
إِنِّى
وَجَدتُّ
ٱمْرَأَةً
تَمْلِكُهُمْ
وَأُوتِيَتْ
مِن
كُلِّ
شَىْءٍ
وَلَهَا
عَرْشٌ
عَظِيمٌ
"Onlara yöneticilik yapan bir kadın buldum. Ona her şeyden verilmiş. Çok görkemli bir tahtı var."
İnni vecedtumreeten temlikuhum ve utiyet min kulli şey'in ve leha arşun azim.
Neml 27:24
وَجَدتُّهَا
وَقَوْمَهَا
يَسْجُدُونَ
لِلشَّمْسِ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَزَيَّنَ
لَهُمُ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
أَعْمَـٰلَهُمْ
فَصَدَّهُمْ
عَنِ
ٱلسَّبِيلِ
فَهُمْ
لَا
يَهْتَدُونَ
"Kendisini de toplumunu da Allah'ın yanı sıra Güneş'e secde[1] ederken buldum. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstererek onları doğru yoldan alıkoymuş, bundan dolayı da doğru yolu bulamıyorlar."
Vecedtuha ve kavmeha yescudune liş şemsi min dunillahi ve zeyyene lehümuş şeytanu a'malehum fe saddehum anis sebili fe hum la yehtedun.
Neml 27:25
أَلَّا
يَسْجُدُوا۟
لِلَّهِ
ٱلَّذِى
يُخْرِجُ
ٱلْخَبْءَ
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
وَيَعْلَمُ
مَا
تُخْفُونَ
وَمَا
تُعْلِنُونَ
"Göklerde ve yerde saklı olanı çıkaran, sizin sakladığınızı da açıkladığınızı da bilen Allah'a secde etmeleri gerekmez mi?"
Ella yescudu lillahillezi yuhriculhab'e fis semavati vel ardı ve ya'lemu ma tuhfune ve ma tu'linun.
Neml 27:27
قَالَ
سَنَنظُرُ
أَصَدَقْتَ
أَمْ
كُنتَ
مِنَ
ٱلْكَـٰذِبِينَ
Süleyman, Hudhud'a: "Bakacağız! Doğru mu söyledin yoksa yalan mı!" dedi.
Kale se nenzuru e sadakte em kunte minel kazibin.
Neml 27:28
ٱذْهَب
بِّكِتَـٰبِى
هَـٰذَا
فَأَلْقِهْ
إِلَيْهِمْ
ثُمَّ
تَوَلَّ
عَنْهُمْ
فَٱنظُرْ
مَاذَا
يَرْجِعُونَ
"Bu mektubumu götür, onlara ilet. Sonra bir kenara çekilip ne tepki vereceklerini gözle."
İzheb bi kitabi haza fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur maza yerciun.
Neml 27:30
إِنَّهُ
مِن
سُلَيْمَـٰنَ
وَإِنَّهُ
بِسْمِ
ٱللَّهِ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
ٱلرَّحِيمِ
"O, Süleyman'ın mektubudur. Rahmeti Bol ve Kesintisiz olan Allah'ın adıyla başlıyor."
İnnehu min suleymane ve innehu bismillahir rahmanir rahim.
Neml 27:32
قَالَتْ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلْمَلَؤُا۟
أَفْتُونِى
فِىٓ
أَمْرِى
مَا
كُنتُ
قَاطِعَةً
أَمْرًا
حَتَّىٰ
تَشْهَدُونِ
"Ey meleler! Bu istekle ilgili bana görüşlerinizi bildirin. Siz, olmadan ben kesin bir karar verecek değilim." dedi.
Kalet ya eyyuhel meleu eftuni fi emri, ma kuntu katıaten emren hatta teşhedun.
Neml 27:33
قَالُوا۟
نَحْنُ
أُو۟لُوا۟
قُوَّةٍ
وَأُو۟لُوا۟
بَأْسٍ
شَدِيدٍ
وَٱلْأَمْرُ
إِلَيْكِ
فَٱنظُرِى
مَاذَا
تَأْمُرِينَ
"Biz güçlüyüz ve çok büyük savaş gücüne sahibiz. Buyruk senindir. Nasıl istiyorsan öyle olsun." dediler.
Kalu nahnu ulu kuvvetin ve ulu be'sin şedidin vel emru ileyki fenzuri maza te'murin.
Neml 27:34
قَالَتْ
إِنَّ
ٱلْمُلُوكَ
إِذَا
دَخَلُوا۟
قَرْيَةً
أَفْسَدُوهَا
وَجَعَلُوٓا۟
أَعِزَّةَ
أَهْلِهَآ
أَذِلَّةً ۖ
وَكَذَٰلِكَ
يَفْعَلُونَ
Sebe Melike'si: "Hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orayı bozguna uğratırlar. Oranın halkından izzet sahibi olanları zillete düşürürler. Onlar da böyle yapacaklar." dedi.
Kalet innel muluke iza dehalu karyeten efseduha ve cealu eizzete ehliha ezilleh, ve kezalike yef'alun.
Neml 27:35
وَإِنِّى
مُرْسِلَةٌ
إِلَيْهِم
بِهَدِيَّةٍ
فَنَاظِرَةٌ
بِمَ
يَرْجِعُ
ٱلْمُرْسَلُونَ
"Onlara hediyeler göndereyim. Bakalım elçiler nasıl bir cevapla dönecekler?"
Ve inni mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nazıratun bime yerciul murselun.
Neml 27:36
فَلَمَّا
جَآءَ
سُلَيْمَـٰنَ
قَالَ
أَتُمِدُّونَنِ
بِمَالٍ
فَمَآ
ءَاتَىٰنَِ
ٱللَّهُ
خَيْرٌ
مِّمَّآ
ءَاتَىٰكُم
بَلْ
أَنتُم
بِهَدِيَّتِكُمْ
تَفْرَحُونَ
Elçi Süleyman'a geldiğinde, Süleyman: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Oysa Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Böyle hediyelere ancak sizin gibiler sevinir." dedi.
Fe lemma cae suleymane kale e tumidduneni bi malin fe ma ataniyallahu hayrun mimma atakum, bel entum bi hediyyetikum tefrahun.
Neml 27:37
ٱرْجِعْ
إِلَيْهِمْ
فَلَنَأْتِيَنَّهُم
بِجُنُودٍ
لَّا
قِبَلَ
لَهُم
بِهَا
وَلَنُخْرِجَنَّهُم
مِّنْهَآ
أَذِلَّةً
وَهُمْ
صَـٰغِرُونَ
"Onlara geri dön. Karşı koyamayacakları bir ordu ile gelir, onları yurtlarından hor ve aşağılanmış olarak çıkarırım."
İrcı' ileyhim fe le ne'tiyennehum bi cunudin la kıbele lehum biha ve le nuhricennehum minha ezilleten ve hum sagırun.
Neml 27:38
قَالَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلْمَلَؤُا۟
أَيُّكُمْ
يَأْتِينِى
بِعَرْشِهَا
قَبْلَ
أَن
يَأْتُونِى
مُسْلِمِينَ
Süleyman: "Ey meleler[1]! Onlar teslimiyet içinde bana gelmeden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
Kale ya eyyuhel meleu eyyekum ye'tini bi arşiha kable en ye'tuni muslimin.
Neml 27:39
قَالَ
عِفْرِيتٌ
مِّنَ
ٱلْجِنِّ
أَنَا۠
ءَاتِيكَ
بِهِ
قَبْلَ
أَن
تَقُومَ
مِن
مَّقَامِكَ ۖ
وَإِنِّى
عَلَيْهِ
لَقَوِىٌّ
أَمِينٌ
Cinnlerden[1] bir ifrit[2]: "Sen makamından kalkmadan önce onu sana getiririm. Bunu gerçekleştirebileceğimden eminim." dedi.
Kale ıfritun minel cinni ene atike bihi kable en tekume min makamik ve inni aleyhi le kaviyyun emin.
Neml 27:40
قَالَ
ٱلَّذِى
عِندَهُ
عِلْمٌ
مِّنَ
ٱلْكِتَـٰبِ
أَنَا۠
ءَاتِيكَ
بِهِ
قَبْلَ
أَن
يَرْتَدَّ
إِلَيْكَ
طَرْفُكَ ۚ
فَلَمَّا
رَءَاهُ
مُسْتَقِرًّا
عِندَهُ
قَالَ
هَـٰذَا
مِن
فَضْلِ
رَبِّى
لِيَبْلُوَنِىٓ
ءَأَشْكُرُ
أَمْ
أَكْفُرُ ۖ
وَمَن
شَكَرَ
فَإِنَّمَا
يَشْكُرُ
لِنَفْسِهِ ۖ
وَمَن
كَفَرَ
فَإِنَّ
رَبِّى
غَنِىٌّ
كَرِيمٌ
Kitaptan[1] yanında bir bilgi bulunan kimse: "Onu bakışın sana dönmeden[2] getiririm." dedi. Süleyman, onun yanı başında durduğunu görünce: "Bu Rabb'imin lütfundandır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir." dedi. "Ve kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur, kim de nankörlük ederse, bilsin ki Rabb'im Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Cömert'tir. "
Kalellezi indehu ilmun minel kitabi ene atike bihi kable en yertedde ileyke tarfuk, fe lemma reahu mustekırran indehu kale haza min fadlı rabbi, li yebluveni e eşkur em ekfur, ve men şekere fe innema yeşkuru li nefsih ve men kefere fe inne rabbi ganiyyun kerim.
Neml 27:41
قَالَ
نَكِّرُوا۟
لَهَا
عَرْشَهَا
نَنظُرْ
أَتَهْتَدِىٓ
أَمْ
تَكُونُ
مِنَ
ٱلَّذِينَ
لَا
يَهْتَدُونَ
Süleyman: "Onun tahtının şeklini değiştirin. Bakalım doğruyu bulacak mı yoksa doğruyu bulamayanlardan mı olacak?" dedi.
Kale nekkiru leha arşeha nenzur e tehtedi em tekunu minellezine la yehtedun.
Neml 27:42
فَلَمَّا
جَآءَتْ
قِيلَ
أَهَـٰكَذَا
عَرْشُكِ ۖ
قَالَتْ
كَأَنَّهُ
هُوَ ۚ
وَأُوتِينَا
ٱلْعِلْمَ
مِن
قَبْلِهَا
وَكُنَّا
مُسْلِمِينَ
Melike geldiğinde ona: "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. "Sanki onun gibi." dedi. Ve "Bize daha önce bilgi verildi ve biz teslimiyet gösterdik!"
Fe lemma caet kile e hakeza arşuk, kalet ke ennehu huve ve utinel ilme min kabliha ve kunna muslimin.
Neml 27:44
قِيلَ
لَهَا
ٱدْخُلِى
ٱلصَّرْحَ ۖ
فَلَمَّا
رَأَتْهُ
حَسِبَتْهُ
لُجَّةً
وَكَشَفَتْ
عَن
سَاقَيْهَا ۚ
قَالَ
إِنَّهُ
صَرْحٌ
مُّمَرَّدٌ
مِّن
قَوَارِيرَ ۗ
قَالَتْ
رَبِّ
إِنِّى
ظَلَمْتُ
نَفْسِى
وَأَسْلَمْتُ
مَعَ
سُلَيْمَـٰنَ
لِلَّهِ
رَبِّ
ٱلْعَـٰلَمِينَ
Ona, "Köşke gir!" denildi. Köşkü görünce, onu[1] derin su sanarak bacaklarını sıvadı. Süleyman, "Bu billurdan döşenmiş şeffaf bir zemindir." dedi. Melike, "Rabb'im, ben kendime haksızlık ettim. Süleyman ile birlikte alemlerin Rabb'i olan Allah'a teslim oldum." dedi.
Kile lehadhulis sarh, fe lemma raethu hasibethu lucceten ve keşefet an sakayha, kale innehu sarhun mumerradun min kavarir, kalet rabbi inni zalemtu nefsi ve eslemtu mea suleymane lillahi rabbil alemin.
Neml 27:45
وَلَقَدْ
أَرْسَلْنَآ
إِلَىٰ
ثَمُودَ
أَخَاهُمْ
صَـٰلِحًا
أَنِ
ٱعْبُدُوا۟
ٱللَّهَ
فَإِذَا
هُمْ
فَرِيقَانِ
يَخْتَصِمُونَ
Ant olsun ki Semud halkına da "Allah'a kulluk edin." diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Ne var ki birbirleri ile çekişen iki grup oldular.
Ve lekad erselna ila semude ehahum salihan eni'budullahe fe izahum ferikani yahtesımun.
Neml 27:46
قَالَ
يَـٰقَوْمِ
لِمَ
تَسْتَعْجِلُونَ
بِٱلسَّيِّئَةِ
قَبْلَ
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
لَوْلَا
تَسْتَغْفِرُونَ
ٱللَّهَ
لَعَلَّكُمْ
تُرْحَمُونَ
Salih: "Ey halkım! Neden iyilik dururken, kötülüğün bir an önce olmasını istiyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dileseniz olmaz mı? Belki bağışlanırsınız!" dedi.
Kale ya kavmi lime testa'cilune bis seyyieti kablel haseneh, lev la testagfirunallahe leallekum turhamun.
Neml 27:47
قَالُوا۟
ٱطَّيَّرْنَا
بِكَ
وَبِمَن
مَّعَكَ ۚ
قَالَ
طَـٰٓئِرُكُمْ
عِندَ
ٱللَّهِ ۖ
بَلْ
أَنتُمْ
قَوْمٌ
تُفْتَنُونَ
"Sen ve seninle beraber olanlar bize uğursuzluk getirdiniz." dediler. Salih: "Sizin uğursuzluğunuz Allah'ın takdirindedir. Belki sınav olunmakta olan bir toplumsunuz!" dedi.
Kalut tayyerna bike ve bi men meak, kale tairukum indallahi bel entum kavmun tuftenun.
Neml 27:48
وَكَانَ
فِى
ٱلْمَدِينَةِ
تِسْعَةُ
رَهْطٍ
يُفْسِدُونَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَا
يُصْلِحُونَ
Kentte bozgunculuk yapan dokuzlu bir çete vardı. Yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, düzeltmeye yanaşmıyorlardı.
Ve kane fil medineti tis'atu rahtın yufsidune fil ardı ve la yuslihun.
Neml 27:49
قَالُوا۟
تَقَاسَمُوا۟
بِٱللَّهِ
لَنُبَيِّتَنَّهُ
وَأَهْلَهُ
ثُمَّ
لَنَقُولَنَّ
لِوَلِيِّهِ
مَا
شَهِدْنَا
مَهْلِكَ
أَهْلِهِ
وَإِنَّا
لَصَـٰدِقُونَ
Allah'a yemin ederek dediler ki: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım. Sonra da onun velisine[1] ailesinin yok edilmesiyle bir ilgimiz yok, biz kesinlikle doğru söyleyenleriz diyelim."
Kalu tekasemu billahi le nubeyyitennehu ve ehlehu summe le nekulenne li veliyyihi ma şehidna mehlike ehlihi ve inna le sadikun.
Neml 27:50
وَمَكَرُوا۟
مَكْرًا
وَمَكَرْنَا
مَكْرًا
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Plan yaptılar. Biz de planlarını boşa çıkardık. Fakat farkına varamadılar.
Ve mekeru mekran ve mekerna mekran ve hum la yeş'urun.
Neml 27:51
فَٱنظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
مَكْرِهِمْ
أَنَّا
دَمَّرْنَـٰهُمْ
وَقَوْمَهُمْ
أَجْمَعِينَ
Onların planlarının sonucunun nasıl olduğuna bak; onları ve halklarını yerle bir ettik.
Fenzur keyfe kane akıbetu mekrihim enna demmernahum ve kavmehum ecmein.
Neml 27:52
فَتِلْكَ
بُيُوتُهُمْ
خَاوِيَةً
بِمَا
ظَلَمُوٓا۟ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَعْلَمُونَ
İşte, haksızlıkları nedeniyle harabe olan evleri! Bilen bir toplum için bunda kesinlikle bir ayet[1] vardır.
Fe tilke buyutuhum haviyeten bima zalemu, inne fi zalike le ayeten li kavmin ya'lemun.
Neml 27:53
وَأَنجَيْنَا
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَكَانُوا۟
يَتَّقُونَ
İman edip takva sahibi olanları ise kurtardık.
Ve enceynellezine amenu ve kanu yettekun.
Neml 27:55
أَئِنَّكُمْ
لَتَأْتُونَ
ٱلرِّجَالَ
شَهْوَةً
مِّن
دُونِ
ٱلنِّسَآءِ ۚ
بَلْ
أَنتُمْ
قَوْمٌ
تَجْهَلُونَ
"Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Hayır! Siz gerçekten cahil[1] bir toplumsunuz."
E innekum le te'tuner ricale şehveten min dunin nisai, bel entum kavmun techelun.
Neml 27:56
فَمَا
كَانَ
جَوَابَ
قَوْمِهِٓ
إِلَّآ
أَن
قَالُوٓا۟
أَخْرِجُوٓا۟
ءَالَ
لُوطٍ
مِّن
قَرْيَتِكُمْ ۖ
إِنَّهُمْ
أُنَاسٌ
يَتَطَهَّرُونَ
Fakat halkının cevabı: "Lut ailesini kasabamızdan çıkarın; çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselermiş!" demekten başka bir şey olmadı.
Fe ma kane cevabe kavmihi illa en kalu ahricu ale lutın min karyetikum innehum unasun yetetahherun.
Neml 27:57
فَأَنجَيْنَـٰهُ
وَأَهْلَهُٓ
إِلَّا
ٱمْرَأَتَهُ
قَدَّرْنَـٰهَا
مِنَ
ٱلْغَـٰبِرِينَ
Bunun üzerine onu ve taraftarlarını kurtardık; karısı hariç. Onun geride kalanlardan olmasını uygun gördük.
Fe enceynahu ve ehlehu illemreetehu kaddernaha minel gabirin.
Neml 27:59
قُلِ
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ
وَسَلَـٰمٌ
عَلَىٰ
عِبَادِهِ
ٱلَّذِينَ
ٱصْطَفَىٰٓ ۗ
ءَآللَّهُ
خَيْرٌ
أَمَّا
يُشْرِكُونَ
De ki: "Allah'a hamd olsun." Selam onun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlıdır yoksa ona şirk koştukları mı?
Kulil hamdu lillahi ve selamun ala ibadihillezinastafa, allahu hayrun emma yuşrikun.
Neml 27:60
أَمَّنْ
خَلَقَ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضَ
وَأَنزَلَ
لَكُم
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
مَآءً
فَأَنبَتْنَا
بِهِ
حَدَآئِقَ
ذَاتَ
بَهْجَةٍ
مَّا
كَانَ
لَكُمْ
أَن
تُنبِتُوا۟
شَجَرَهَآ ۗ
أَءِلَـٰهٌ
مَّعَ
ٱللَّهِ ۚ
بَلْ
هُمْ
قَوْمٌ
يَعْدِلُونَ
Veya gökleri ve yeri yaratan ve sizin için gökten su indiren mi? Biz onunla, bir ağacını dahi yetiştiremeyeceğiniz güzel bahçeler yetiştirdik. Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Hayır, onlar sapkınlık ediyorlar.
Emmen halakas semavati vel arda ve enzele lekum mines semai ma', fe enbetna bihi hadaika zate behceh, ma kane lekum en tunbitu şecereha, e ilahun meallah, bel hum kavmun ya'dilun.
Neml 27:61
أَمَّن
جَعَلَ
ٱلْأَرْضَ
قَرَارًا
وَجَعَلَ
خِلَـٰلَهَآ
أَنْهَـٰرًا
وَجَعَلَ
لَهَا
رَوَٰسِىَ
وَجَعَلَ
بَيْنَ
ٱلْبَحْرَيْنِ
حَاجِزًا ۗ
أَءِلَـٰهٌ
مَّعَ
ٱللَّهِ ۚ
بَلْ
أَكْثَرُهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Yoksa yeryüzünü yerleşme yeri yapan ve orda nehirler akıtan, orada ağır baskılar koyan ve iki deniz arasına engel koyan mı? Allah ile beraber bir ilah mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
Emmen cealel arda kararen ve ceale hılaleha enharen ve ceale leha revasiye ve ceale beynel bahreyni haciza, e ilahun meallah, bel ekseruhum la ya'lemun.
Neml 27:62
أَمَّن
يُجِيبُ
ٱلْمُضْطَرَّ
إِذَا
دَعَاهُ
وَيَكْشِفُ
ٱلسُّوٓءَ
وَيَجْعَلُكُمْ
خُلَفَآءَ
ٱلْأَرْضِ ۗ
أَءِلَـٰهٌ
مَّعَ
ٱللَّهِ ۚ
قَلِيلًا
مَّا
تَذَكَّرُونَ
Yoksa darda kalanın çağrısına karşılık veren, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri[1] yapan mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı? Ne kadar az öğüt alıyorsunuz?
Emmen yucibul mudtarra iza deahu ve yekşifus sue ve yec'alukum hulefael ard, e ilahun meallah, kalilen ma tezekkerun.
Neml 27:63
أَمَّن
يَهْدِيكُمْ
فِى
ظُلُمَـٰتِ
ٱلْبَرِّ
وَٱلْبَحْرِ
وَمَن
يُرْسِلُ
ٱلرِّيَـٰحَ
بُشْرًا
بَيْنَ
يَدَىْ
رَحْمَتِهِٓ ۗ
أَءِلَـٰهٌ
مَّعَ
ٱللَّهِ ۚ
تَعَـٰلَى
ٱللَّهُ
عَمَّا
يُشْرِكُونَ
Yoksa karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren mi? Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen mi? Allah ile birlikte bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından çok yücedir.
Emmen yehdikum fi zulumatil berri vel bahri ve men yursilur riyaha buşren beyne yedey rahmetih, e ilahun meallah, tealallahu amma yuşrikun.
Neml 27:64
أَمَّن
يَبْدَؤُا۟
ٱلْخَلْقَ
ثُمَّ
يُعِيدُهُ
وَمَن
يَرْزُقُكُم
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
وَٱلْأَرْضِ ۗ
أَءِلَـٰهٌ
مَّعَ
ٱللَّهِ ۚ
قُلْ
هَاتُوا۟
بُرْهَـٰنَكُمْ
إِن
كُنتُمْ
صَـٰدِقِينَ
Yoksa ilk kez yaratan, sonra da yaratmayı tekrarlayacak olan, sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söyleyenlerdenseniz burhanınızı[1] getirin."
Emmen yebdeul halka summe yuiduhu ve men yerzukukum mines semai vel ard, e ilahun meallah, kul hatu burhanekum in kuntum sadikin.
Neml 27:65
قُل
لَّا
يَعْلَمُ
مَن
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
ٱلْغَيْبَ
إِلَّا
ٱللَّهُ ۚ
وَمَا
يَشْعُرُونَ
أَيَّانَ
يُبْعَثُونَ
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilemez. Onlar ne zaman diriltileceklerinin bilincinde olamazlar."
Kul la ya'lemu men fis semavati vel ardıl gaybe illallah ve ma yeş'urune eyyane yub'asun.
Neml 27:66
بَلِ
ٱدَّٰرَكَ
عِلْمُهُمْ
فِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
بَلْ
هُمْ
فِى
شَكٍّ
مِّنْهَا ۖ
بَلْ
هُم
مِّنْهَا
عَمُونَ
Aslında onlar ahiret hakkında yeterince bilgilendirildiler. Fakat hala şüphe içindeler. Doğrusu bundan yana kördürler.
Beliddareke ilmuhum fil ahıreh, bel hum fi şekkin minha, bel hum minha amun.
Neml 27:67
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوٓا۟
أَءِذَا
كُنَّا
تُرَٰبًا
وَءَابَآؤُنَآ
أَئِنَّا
لَمُخْرَجُونَ
Kafirler: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra, gerçekten de diriltilip çıkartılacak mıyız?" dediler.
Ve kalellezine keferu e iza kunna turaben ve abauna e inna le muhracun.
Neml 27:68
لَقَدْ
وُعِدْنَا
هَـٰذَا
نَحْنُ
وَءَابَآؤُنَا
مِن
قَبْلُ
إِنْ
هَـٰذَآ
إِلَّآ
أَسَـٰطِيرُ
ٱلْأَوَّلِينَ
"Ant olsun, bu bize söylenen daha önce atalarımıza da söylenmişti. Ancak bunlar evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir." dediler.
Lekad vuıdna haza nahnu ve abauna min kablu in haza illa esatirul evvelin.
Neml 27:69
قُلْ
سِيرُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَٱنظُرُوا۟
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلْمُجْرِمِينَ
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, mücrimlerin sonları nasıl olmuş bir görün?"
Kul siru fil ardı fenzuru keyfe kane akibetul mucrimin.
Neml 27:70
وَلَا
تَحْزَنْ
عَلَيْهِمْ
وَلَا
تَكُن
فِى
ضَيْقٍ
مِّمَّا
يَمْكُرُونَ
Onlar için üzülme! Yaptıkları planlardan dolayı canını sıkma.
Ve la tahzen aleyhim ve la tekun fi daykın mimma yemkurun.
Neml 27:71
وَيَقُولُونَ
مَتَىٰ
هَـٰذَا
ٱلْوَعْدُ
إِن
كُنتُمْ
صَـٰدِقِينَ
"Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadıkin.
Neml 27:72
قُلْ
عَسَىٰٓ
أَن
يَكُونَ
رَدِفَ
لَكُم
بَعْضُ
ٱلَّذِى
تَسْتَعْجِلُونَ
De ki: "Çarçabuk istediğiniz azabın bir kısmı belki de size yaklaşmıştır."
Kul asa en yekune radife lekum ba'dullezi testa'cilun.
Neml 27:76
إِنَّ
هَـٰذَا
ٱلْقُرْءَانَ
يَقُصُّ
عَلَىٰ
بَنِىٓ
إِسْرَٰٓءِيلَ
أَكْثَرَ
ٱلَّذِى
هُمْ
فِيهِ
يَخْتَلِفُونَ
Bu Kur'an; İsrailoğulları'na, hakkında ayrılığa düştükleri pek çok şeyi açıklıyor.
İnne hazel kur'ane yakussu ala beni israile ekserellezi hum fihi yahtelifun.
Neml 27:77
وَإِنَّهُ
لَهُدًى
وَرَحْمَةٌ
لِّلْمُؤْمِنِينَ
O, Mü'minler için yol gösterici ve rahmettir.
Ve innehu le huden ve rahmetun lil mu'minin.
Neml 27:78
إِنَّ
رَبَّكَ
يَقْضِى
بَيْنَهُم
بِحُكْمِهِ ۚ
وَهُوَ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْعَلِيمُ
Rabb'in, onların arasında hükmünü verecek. O, Mutlak Üstün Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
İnne rabbeke yakdi beynehum bi hukmihi, ve huvel azizul alim.
Neml 27:80
إِنَّكَ
لَا
تُسْمِعُ
ٱلْمَوْتَىٰ
وَلَا
تُسْمِعُ
ٱلصُّمَّ
ٱلدُّعَآءَ
إِذَا
وَلَّوْا۟
مُدْبِرِينَ
Sen, ölülere duyuramazsın. Mesajı aldırmayan sağırlara da duyuramazsın.
İnneke la tusmiul mevta ve la tusmius summed duae iza vellev mudbirin.
Neml 27:81
وَمَآ
أَنتَ
بِهَـٰدِى
ٱلْعُمْىِ
عَن
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ
إِن
تُسْمِعُ
إِلَّا
مَن
يُؤْمِنُ
بِـَٔايَـٰتِنَا
فَهُم
مُّسْلِمُونَ
Sen körleri, sapkınlıktan çevirip doğru yola iletemezsin; sen ancak ayetlerimize iman edip teslim olanlara gerçeği duyurabilirsin.
Ve ma ente bi hadil umyi an dalaletihim, in tusmiu illa men yu'minu bi ayatina fe hum muslimun.
Neml 27:82
وَإِذَا
وَقَعَ
ٱلْقَوْلُ
عَلَيْهِمْ
أَخْرَجْنَا
لَهُمْ
دَآبَّةً
مِّنَ
ٱلْأَرْضِ
تُكَلِّمُهُمْ
أَنَّ
ٱلنَّاسَ
كَانُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا
لَا
يُوقِنُونَ
Üzerlerine söz[1] gerçekleştiği zaman, onlara yerden bir dabbe[2] çıkarırız. Kuşkusuz o, onlara, İnsanların[3] ayetlerimize inanmadıklarını söyler.[4]
Ve iza vakaal kavlu aleyhim ahracna lehum dabbeten minel ardı tukellimuhum ennen nase kanu bi ayatina la yukınun.
Neml 27:83
وَيَوْمَ
نَحْشُرُ
مِن
كُلِّ
أُمَّةٍ
فَوْجًا
مِّمَّن
يُكَذِّبُ
بِـَٔايَـٰتِنَا
فَهُمْ
يُوزَعُونَ
O gün bütün toplumlardan, ayetlerimizi yalanlayanları gruplar halinde toplayacağız. Artık onlar sımsıkı tutuklanıp sevk edilirler.
Ve yevme nahşuru min kulli ummetin fevcen mimmen yukezzibu bi ayatina fe hum yuzeun.
Neml 27:84
حَتَّىٰٓ
إِذَا
جَآءُو
قَالَ
أَكَذَّبْتُم
بِـَٔايَـٰتِى
وَلَمْ
تُحِيطُوا۟
بِهَا
عِلْمًا
أَمَّاذَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Ve geldikleri zaman: "Onu bilgi ile kavramadınız[1] da mı ayetlerimi yalanladınız? Yoksa başka bir neden mi var?" dedi.
Hatta iza cau kale e kezzebtum bi ayati ve lem tuhitu biha ılmen em maza kuntum ta'melun.
Neml 27:86
أَلَمْ
يَرَوْا۟
أَنَّا
جَعَلْنَا
ٱلَّيْلَ
لِيَسْكُنُوا۟
فِيهِ
وَٱلنَّهَارَ
مُبْصِرًا ۚ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَـٰتٍ
لِّقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
Dinginlik için geceyi nasıl karanlık, iş görmeleri için gündüzü de nasıl aydınlık yaptığımızı görmüyorlar mı? Kuşkusuz bunda iman eden toplum için ayetler[1] vardır.
E lem yerev enna cealnel leyle li yeskunu fihi ven nehara mubsıra, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.
Neml 27:87
وَيَوْمَ
يُنفَخُ
فِى
ٱلصُّورِ
فَفَزِعَ
مَن
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَمَن
فِى
ٱلْأَرْضِ
إِلَّا
مَن
شَآءَ
ٱللَّهُ ۚ
وَكُلٌّ
أَتَوْهُ
دَٰخِرِينَ
Sur'a üflendiği gün, Allah'ın dilediği kimseler[1] hariç, göklerde ve yerde olanlar dehşete kapılacak ve hepsi aşağılanmış olarak geleceklerdir.
Ve yevme yunfehu fis suri fe fezia men fis semavati ve men fil ardı illa men şaallah, ve kullun etevhu dahırin.
Neml 27:88
وَتَرَى
ٱلْجِبَالَ
تَحْسَبُهَا
جَامِدَةً
وَهِىَ
تَمُرُّ
مَرَّ
ٱلسَّحَابِ ۚ
صُنْعَ
ٱللَّهِ
ٱلَّذِىٓ
أَتْقَنَ
كُلَّ
شَىْءٍ ۚ
إِنَّهُ
خَبِيرٌ
بِمَا
تَفْعَلُونَ
Dağı görürsün, onu hareketsiz sanırsın. Oysaki o bulut gibi hareket eder. Her şeyi mükemmel yapan Allah'ın işidir bu. Kuşkusuz O, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Ve terel cibale tahsebuha camideten ve hiye temurru merres sehab, sun'allahillezi etkane kulle şey', innehu habirun bima tef'alun.
Neml 27:89
مَن
جَآءَ
بِٱلْحَسَنَةِ
فَلَهُ
خَيْرٌ
مِّنْهَا
وَهُم
مِّن
فَزَعٍ
يَوْمَئِذٍ
ءَامِنُونَ
Kim iyi şeylerle geldiyse, onun için getirdiğinden daha iyisi vardır. Onlar, O Gün dehşetten güvende olanlardır.
Men cae bil haseneti fe lehu hayrun minha, ve hum min fezein yevmeizin aminun.
Neml 27:90
وَمَن
جَآءَ
بِٱلسَّيِّئَةِ
فَكُبَّتْ
وُجُوهُهُمْ
فِى
ٱلنَّارِ
هَلْ
تُجْزَوْنَ
إِلَّا
مَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Ve kim kötü şeylerle gelirse, onlar da yüzüstü ateşe atılır. Yaptıklarınızın karşılığından başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?
Ve men cae bis seyyieti fe kubbet vucuhuhum fin nar, hel tuczevne illa ma kuntum ta'melun.
Neml 27:91
إِنَّمَآ
أُمِرْتُ
أَنْ
أَعْبُدَ
رَبَّ
هَـٰذِهِ
ٱلْبَلْدَةِ
ٱلَّذِى
حَرَّمَهَا
وَلَهُ
كُلُّ
شَىْءٍ ۖ
وَأُمِرْتُ
أَنْ
أَكُونَ
مِنَ
ٱلْمُسْلِمِينَ
Ben, sadece bu beldeye saygınlık veren Rabb'e kul olmakla emrolundum! Her şey O'nundur. Ve ben Müslim[1] olmakla emrolundum!
İnnema umirtu en a'bude rabbe hazihil beldetillezi harremeha ve lehu kullu şey'in ve umırtu en ekune minel muslimin.
Neml 27:92
وَأَنْ
أَتْلُوَا۟
ٱلْقُرْءَانَ ۖ
فَمَنِ
ٱهْتَدَىٰ
فَإِنَّمَا
يَهْتَدِى
لِنَفْسِهِ ۖ
وَمَن
ضَلَّ
فَقُلْ
إِنَّمَآ
أَنَا۠
مِنَ
ٱلْمُنذِرِينَ
Ve Kur'an okumakla[1]. Her kim doğru yola yönelirse, kendisi için yönelmiş olur. Ve sapkın yolu seçenlere: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım." de.
Ve en etluvel kur'an, fe menihteda fe innema yehtedi li nefsih, ve men dalle fe kul innema ene minel munzirin.
Neml 27:93
وَقُلِ
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ
سَيُرِيكُمْ
ءَايَـٰتِهِ
فَتَعْرِفُونَهَا ۚ
وَمَا
رَبُّكَ
بِغَـٰفِلٍ
عَمَّا
تَعْمَلُونَ
Ve de ki: "Hamd Allah'adır. Size ayetlerini[1] gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız." Senin Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Ve kulil hamdu lillahi seyurikum ayatihi fe ta'rifuneha, ve ma rabbuke bi gafilin amma ta'melun.