سورة مريم
19.Meryem Suresi
"Meryem"
98 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Meryem 19:2
ذِكْرُ
رَحْمَتِ
رَبِّكَ
عَبْدَهُ
زَكَرِيَّآ
Hatirlatmasıdır merhameti Rabbinin kulu zekeriyaya
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyya.
Meryem 19:3
إِذْ
نَادَىٰ
رَبَّهُ
نِدَآءً
خَفِيًّا
Hani seslendi rabbine bir sesleniş gizlice
İz nada rabbehu nidaen hafiyya.
Meryem 19:4
قَالَ
رَبِّ
إِنِّى
وَهَنَ
ٱلْعَظْمُ
مِنِّى
وَٱشْتَعَلَ
ٱلرَّأْسُ
شَيْبًا
وَلَمْ
أَكُن
بِدُعَآئِكَ
رَبِّ
شَقِيًّا
Dedi ki Rabbine kuşkusuz ben zayıfladı kemik benden ve yandı başım ak saçla ve hiç kalmadım sana ettiğim dua ile Rabbim bahtsız
Kale rabbi inni ve henel azmu minni veştealer re'su şeyben ve lem ekun bi duaike rabbi şakıyya.
Meryem 19:5
وَإِنِّى
خِفْتُ
ٱلْمَوَٰلِىَ
مِن
وَرَآءِى
وَكَانَتِ
ٱمْرَأَتِى
عَاقِرًا
فَهَبْ
لِى
مِن
لَّدُنكَ
وَلِيًّا
Ve gerçekten endişelendim akrabalarımdan arkamdan ve karım da kısır hibe et benim için bir dost
Ve inni hıftul mevaliye min verai ve kanetimreeti akıran feheb li min ledunke veliyya.
Meryem 19:6
يَرِثُنِى
وَيَرِثُ
مِنْ
ءَالِ
يَعْقُوبَ ۖ
وَٱجْعَلْهُ
رَبِّ
رَضِيًّا
Varisçi olsun bana ve varisçi Yakup ailesine ve kıl onu Rabbim hoşnut olunan
Yerisuni ve yerisu min ali ya'kube vec'alhu rabbi radıyya.
Meryem 19:7
يَـٰزَكَرِيَّآ
إِنَّا
نُبَشِّرُكَ
بِغُلَـٰمٍ
ٱسْمُهُ
يَحْيَىٰ
لَمْ
نَجْعَل
لَّهُ
مِن
قَبْلُ
سَمِيًّا
"Ey Zekeriya! Biz, sana ismi Yahya olan ve daha önce dengi görülmemiş bir oğul müjdeliyoruz."
Ya zekeriyya inna nubeşşiruke bi gulaminismuhu yahya lem nec'al lehu min kablu semiyya.
Meryem 19:8
قَالَ
رَبِّ
أَنَّىٰ
يَكُونُ
لِى
غُلَـٰمٌ
وَكَانَتِ
ٱمْرَأَتِى
عَاقِرًا
وَقَدْ
بَلَغْتُ
مِنَ
ٱلْكِبَرِ
عِتِيًّا
"Rabb'im! Hanımım kısır, ben de ayakta duramayacak kadar yaşlanmışken, benim nasıl bir oğlum olabilir?" dedi.
Kale rabbi enna yekunu li gulamun ve kanetimreeti akıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyya.
Meryem 19:9
قَالَ
كَذَٰلِكَ
قَالَ
رَبُّكَ
هُوَ
عَلَىَّ
هَيِّنٌ
وَقَدْ
خَلَقْتُكَ
مِن
قَبْلُ
وَلَمْ
تَكُ
شَيْـًٔا
aklısın, ne var ki senin Rabb'in böyle olmasını buyurdu." Ve "Bu Benim için kolaydır. Bundan önce de seni, sen hiçbir şey değilken yarattım." dedi.
Kale kezalik, kale rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey'a.
Meryem 19:10
قَالَ
رَبِّ
ٱجْعَل
لِّىٓ
ءَايَةً ۚ
قَالَ
ءَايَتُكَ
أَلَّا
تُكَلِّمَ
ٱلنَّاسَ
ثَلَـٰثَ
لَيَالٍ
سَوِيًّا
"Rabb'im! Bana bir ayet[1] ver!" dedi. "Senin ayetin,[2] sapasağlam olduğun halde aralıksız üç gece[3] insanlarla konuşmayacak olmandır.[4]" buyurdu.
Kale rabbic'al li ayeh, kale ayetuke ella tukellimen nase selase leyalin seviyya.
Meryem 19:11
فَخَرَجَ
عَلَىٰ
قَوْمِهِ
مِنَ
ٱلْمِحْرَابِ
فَأَوْحَىٰٓ
إِلَيْهِمْ
أَن
سَبِّحُوا۟
بُكْرَةً
وَعَشِيًّا
Bunun üzerine mihraptan[1] halkının karşısına çıktı. Onlara, sabah akşam tesbih[2] etmelerini vahyetti.[3]
Fe harece ala kavmihi minel mihrabi fe evha ileyhim en sebbihu bukreten ve aşiyya.
Meryem 19:15
وَسَلَـٰمٌ
عَلَيْهِ
يَوْمَ
وُلِدَ
وَيَوْمَ
يَمُوتُ
وَيَوْمَ
يُبْعَثُ
حَيًّا
Doğduğu gün, öleceği gün ve canlı olarak yeniden diriltileceği gün onun üzerine selam olsun.
Ve selamun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yub'asu hayya.
Meryem 19:16
وَٱذْكُرْ
فِى
ٱلْكِتَـٰبِ
مَرْيَمَ
إِذِ
ٱنتَبَذَتْ
مِنْ
أَهْلِهَا
مَكَانًا
شَرْقِيًّا
Kitap'ta Meryem'i de an! Hani o, ailesinden ayrılarak, doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Vezkur fil kitabı meryem, izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya.
Meryem 19:17
فَٱتَّخَذَتْ
مِن
دُونِهِمْ
حِجَابًا
فَأَرْسَلْنَآ
إِلَيْهَا
رُوحَنَا
فَتَمَثَّلَ
لَهَا
بَشَرًا
سَوِيًّا
Sonra ailesi ile arasına bir perde çekti.[1] O zaman, ona ruhumuzu gönderdik. Ona normal bir beşer yapısında temessül etti.[2]
Fettehazet min dunihim hicaben fe erselna ileyha ruhana fe temessele leha beşeren seviyya.
Meryem 19:19
قَالَ
إِنَّمَآ
أَنَا۠
رَسُولُ
رَبِّكِ
لِأَهَبَ
لَكِ
غُلَـٰمًا
زَكِيًّا
"Ben sadece "Rabb'inin elçisiyim." dedi. "Sana tertemiz bir oğul armağan etmek için geldim."
Kale innema ene resulu rabbiki li ehebe leki gulamen zekiyya.
Meryem 19:20
قَالَتْ
أَنَّىٰ
يَكُونُ
لِى
غُلَـٰمٌ
وَلَمْ
يَمْسَسْنِى
بَشَرٌ
وَلَمْ
أَكُ
بَغِيًّا
"Benim nasıl bir oğlum olabilir? Bana kesinlikle bir beşer dokunmamışken. Ve ben kesinlikle iffetsiz değilim." dedi.
Kalet enna yekunu li gulamun ve lem yemsesni beşerun ve lem eku bagıyya.
Meryem 19:21
قَالَ
كَذَٰلِكِ
قَالَ
رَبُّكِ
هُوَ
عَلَىَّ
هَيِّنٌ ۖ
وَلِنَجْعَلَهُٓ
ءَايَةً
لِّلنَّاسِ
وَرَحْمَةً
مِّنَّا ۚ
وَكَانَ
أَمْرًا
مَّقْضِيًّا
"İşte böyle." dedi.[1] Rabb'in: "O Bana kolaydır. Onu, insanlara bir ayet[2] ve Bizden bir rahmet kılacağız." dedi." Bunun böyle olması karara bağlanmıştır."
Kale kezalik, kale rabbuki huve aleyye heyyin, ve li nec'alehu ayeten lin nasi ve rahmeten minna, ve kane emren makdıyya.
Meryem 19:22
فَحَمَلَتْهُ
فَٱنتَبَذَتْ
بِهِ
مَكَانًا
قَصِيًّا
Ona hamile kaldı ve gözden uzak bir yere çekildi.
Fe hamelethu fentebezet bihi mekanen kasıyya.
Meryem 19:23
فَأَجَآءَهَا
ٱلْمَخَاضُ
إِلَىٰ
جِذْعِ
ٱلنَّخْلَةِ
قَالَتْ
يَـٰلَيْتَنِى
مِتُّ
قَبْلَ
هَـٰذَا
وَكُنتُ
نَسْيًا
مَّنسِيًّا
Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sığınmaya mecbur etti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim." dedi.[1]
Fe ecae hel mehadu ila ciz'ın nahleh, kalet ya leyteni mittu kable haza ve kuntu nesyen mensiyya.
Meryem 19:25
وَهُزِّىٓ
إِلَيْكِ
بِجِذْعِ
ٱلنَّخْلَةِ
تُسَـٰقِطْ
عَلَيْكِ
رُطَبًا
جَنِيًّا
"Hurma ağacını silkele. Üzerine olmuş taze hurmalar dökülsün."
Ve huzzi ileyki bi ciz'ın nahleti tusakıt aleyki rutaben ceniyya.
Meryem 19:26
فَكُلِى
وَٱشْرَبِى
وَقَرِّى
عَيْنًا ۖ
فَإِمَّا
تَرَيِنَّ
مِنَ
ٱلْبَشَرِ
أَحَدًا
فَقُولِىٓ
إِنِّى
نَذَرْتُ
لِلرَّحْمَـٰنِ
صَوْمًا
فَلَنْ
أُكَلِّمَ
ٱلْيَوْمَ
إِنسِيًّا
"Artık ye ve iç. Gözün aydın olsun! Eğer beşerlerden[1] biri ile karşılaşırsan; ben Rahman'a savm[2] adadım, bu nedenle bugün hiç kimse ile konuşmayacağım de."
Fe kuli veşrabi ve karri ayna, fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kuli inni nezertu lir rahmani savmen fe len ukellimel yevme insiyya.
Meryem 19:27
فَأَتَتْ
بِهِ
قَوْمَهَا
تَحْمِلُهُ ۖ
قَالُوا۟
يَـٰمَرْيَمُ
لَقَدْ
جِئْتِ
شَيْـًٔا
فَرِيًّا
Sonra onu kucaklayarak halka getirdi. Dediler ki: "Ey Meryem! Doğrusu sen olmayacak bir şey yaptın."
Fe etet bihi kavmeha tahmiluh, kalu ya meryemu lekad ci'ti şey'en feriyya.
Meryem 19:31
وَجَعَلَنِى
مُبَارَكًا
أَيْنَ
مَا
كُنتُ
وَأَوْصَـٰنِى
بِٱلصَّلَوٰةِ
وَٱلزَّكَوٰةِ
مَا
دُمْتُ
حَيًّا
"Ve beni bulunduğum her yerde mübarek[1] kıldı. Ve yaşadığım sürece bana salatı[2] ve zekatı[3] tavsiye etti.[4]"
Ve cealeni mubareken eyne ma kuntu ve evsani bis salati vez zekati ma dumtu hayya.
Meryem 19:34
ذَٰلِكَ
عِيسَى
ٱبْنُ
مَرْيَمَ ۚ
قَوْلَ
ٱلْحَقِّ
ٱلَّذِى
فِيهِ
يَمْتَرُونَ
İşte hakkında tartıştıkları Meryem Oğlu İsa hakkında söylenecek gerçek söz budur.
Zalike isebnu meryem, kavlel hakkıllezi fihi yemterun.
Meryem 19:35
مَا
كَانَ
لِلَّهِ
أَن
يَتَّخِذَ
مِن
وَلَدٍ ۖ
سُبْحَـٰنَهُٓ ۚ
إِذَا
قَضَىٰٓ
أَمْرًا
فَإِنَّمَا
يَقُولُ
لَهُ
كُن
فَيَكُونُ
Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, her şeyden münezzehtir.[1] Allah bir şeyin olmasına karar verdiği zaman ona "Ol." der, o da olur.
Ma kane lillahi en yettehıze min veledin subhaneh, iza kada emren fe innema yekulu lehu kun fe yekun.
Meryem 19:36
وَإِنَّ
ٱللَّهَ
رَبِّى
وَرَبُّكُمْ
فَٱعْبُدُوهُ ۚ
هَـٰذَا
صِرَٰطٌ
مُّسْتَقِيمٌ
Allah, benim de Rabb'im sizin de Rabb'inizdir. O halde, O'na kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur.
Ve innallahe rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim.
Meryem 19:37
فَٱخْتَلَفَ
ٱلْأَحْزَابُ
مِن
بَيْنِهِمْ ۖ
فَوَيْلٌ
لِّلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
مِن
مَّشْهَدِ
يَوْمٍ
عَظِيمٍ
Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o Kafirlerin vay haline.
Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine keferu min meşhedi yevmin azim.
Meryem 19:38
أَسْمِعْ
بِهِمْ
وَأَبْصِرْ
يَوْمَ
يَأْتُونَنَا ۖ
لَـٰكِنِ
ٱلظَّـٰلِمُونَ
ٱلْيَوْمَ
فِى
ضَلَـٰلٍ
مُّبِينٍ
Bize gelecekleri gün, onlara gerçekler işittirilir ve gösterilir. Ne var ki zalimler, bugün apaçık bir şaşkınlık içindeler.
Esmi' bihim ve ebsır yevme ye'tunena lakiniz zalimunel yevme fi dalalin mubin.
Meryem 19:40
إِنَّا
نَحْنُ
نَرِثُ
ٱلْأَرْضَ
وَمَنْ
عَلَيْهَا
وَإِلَيْنَا
يُرْجَعُونَ
Yeryüzüne ve onun üzerindeki her şeye Biz varis olacağız. Ve onlar, yalnızca Bize döndürülecekler.
İnna nahnu nerisul arda ve men aleyha ve ileyna yurceun.
Meryem 19:42
إِذْ
قَالَ
لِأَبِيهِ
يَـٰٓأَبَتِ
لِمَ
تَعْبُدُ
مَا
لَا
يَسْمَعُ
وَلَا
يُبْصِرُ
وَلَا
يُغْنِى
عَنكَ
شَيْـًٔا
Babasına: "Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin kulluk[1] ediyorsun?" demişti.
İz kale li ebihi, ya ebeti lime ta'budu ma la yesmau ve la yubsıru ve la yugni anke şey'a.
Meryem 19:43
يَـٰٓأَبَتِ
إِنِّى
قَدْ
جَآءَنِى
مِنَ
ٱلْعِلْمِ
مَا
لَمْ
يَأْتِكَ
فَٱتَّبِعْنِىٓ
أَهْدِكَ
صِرَٰطًا
سَوِيًّا
"Ey babacığım! Sana gelmeyen bir ilim[1] bana geldi. O halde bana uy. Ki seni dosdoğru olan yola ileteyim."
Ya ebeti inni kad caeni minel ilmi ma lem ye'tike fettebi'ni ehdike sıratan seviyya.
Meryem 19:44
يَـٰٓأَبَتِ
لَا
تَعْبُدِ
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ
إِنَّ
ٱلشَّيْطَـٰنَ
كَانَ
لِلرَّحْمَـٰنِ
عَصِيًّا
"Ey babacığım! Şeytana kulluk etme. Şeytan Rahman'a isyan eden biridir."
Ya ebeti la ta'budiş şeytan, inneş şeytane kane lir rahmani asıyya.
Meryem 19:45
يَـٰٓأَبَتِ
إِنِّىٓ
أَخَافُ
أَن
يَمَسَّكَ
عَذَابٌ
مِّنَ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
فَتَكُونَ
لِلشَّيْطَـٰنِ
وَلِيًّا
"Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur[1] da bu durumda şeytan[2] için bir veli[3] olursun diye korkuyorum."
Ya ebeti inni ehafu en yemesseke azabun miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya.
Meryem 19:46
قَالَ
أَرَاغِبٌ
أَنتَ
عَنْ
ءَالِهَتِى
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ
لَئِن
لَّمْ
تَنتَهِ
لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ
وَٱهْجُرْنِى
مَلِيًّا
"Ey İbrahim! Sen, benim ilahlarıma değer vermiyor musun? Eğer vazgeçmezsen kesinlikle seni taşlarım. Şimdi uzun bir süre gözüme görünme." dedi.
Kale e ragıbun ente an aliheti ya ibrahim, lein lem tentehi le ercumenneke vehcurni meliyya.
Meryem 19:48
وَأَعْتَزِلُكُمْ
وَمَا
تَدْعُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَأَدْعُوا۟
رَبِّى
عَسَىٰٓ
أَلَّآ
أَكُونَ
بِدُعَآءِ
رَبِّى
شَقِيًّا
"Sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden uzak durup, yalnızca Rabb'ime dua edeceğim. Umulur ki, Rabb'ime ettiğim dualar sayesinde mahrum olmam."
Ve a'tezilukum ve ma ted'une min dunillahi ve ed'u rabbi, asa ella ekune bi duai rabbi şakıyya.
Meryem 19:49
فَلَمَّا
ٱعْتَزَلَهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَهَبْنَا
لَهُٓ
إِسْحَـٰقَ
وَيَعْقُوبَ ۖ
وَكُلًّا
جَعَلْنَا
نَبِيًّا
Onlardan ve onların Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden ayrılınca, Biz, ona İshak'ı ve torunu Ya'kub'u bağışladık. Hepsini Nebi yaptık.
Fe lemma'tezelehum ve ma ya'budune min dunillahi vehebna lehu ishaka ve ya'kub ve kullen cealna nebiyya.
Meryem 19:52
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
مِن
جَانِبِ
ٱلطُّورِ
ٱلْأَيْمَنِ
وَقَرَّبْنَـٰهُ
نَجِيًّا
Ve Tur'un sağ tarafından ona seslendik. Onu, özel konuşmak için yaklaştırdık.
Ve nadeynahu min canibit turil eymeni ve karrebnahu neciyya.
Meryem 19:53
وَوَهَبْنَا
لَهُ
مِن
رَّحْمَتِنَآ
أَخَاهُ
هَـٰرُونَ
نَبِيًّا
Ona rahmetimizden bir Nebi olarak kardeşi Harun'u armağan ettik.
Ve vehebna lehu min rahmetina ehahu harune nebiyya.
Meryem 19:55
وَكَانَ
يَأْمُرُ
أَهْلَهُ
بِٱلصَّلَوٰةِ
وَٱلزَّكَوٰةِ
وَكَانَ
عِندَ
رَبِّهِ
مَرْضِيًّا
Ve o kendisi ile birlikte olanlara salatı[1] ve zekatı[2] buyuruyordu. Ve o Rabb'inin yanında kendisinden hoşnut olunmuşlardandı.
Ve kane ye'muru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi mardıyya.
Meryem 19:56
وَٱذْكُرْ
فِى
ٱلْكِتَـٰبِ
إِدْرِيسَ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
صِدِّيقًا
نَّبِيًّا
Kitap'ta İdris'i de an. O, çok sadık bir Nebi'ydi.
Vezkur fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya.
Meryem 19:57
وَرَفَعْنَـٰهُ
مَكَانًا
عَلِيًّا
Onu yüce bir mekana yükselttik.
Ve refa'nahu mekanen aliyya.
Meryem 19:58
أُو۟لَـٰٓئِكَ
ٱلَّذِينَ
أَنْعَمَ
ٱللَّهُ
عَلَيْهِم
مِّنَ
ٱلنَّبِيِّـنَ
مِن
ذُرِّيَّةِ
ءَادَمَ
وَمِمَّنْ
حَمَلْنَا
مَعَ
نُوحٍ
وَمِن
ذُرِّيَّةِ
إِبْرَٰهِيمَ
وَإِسْرَٰٓءِيلَ
وَمِمَّنْ
هَدَيْنَا
وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ
إِذَا
تُتْلَىٰ
عَلَيْهِمْ
ءَايَـٰتُ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
خَرُّوا۟
سُجَّدًا
وَبُكِيًّا ۩
İşte bunlar, Allah'ın nimetlendirdiği Nebilerdendi. Adem'in neslinden ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail'in soyundan ve doğru yola ilettiğimiz ve seçtiklerimizdendir. Onlara[1] Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Ulaikellezine en'amallahu aleyhim minen nebiyyine min zurriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhin ve min zurriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna, iza tutla aleyhim ayatur rahmani harru succeden ve bukiyya.
Meryem 19:59
فَخَلَفَ
مِن
بَعْدِهِمْ
خَلْفٌ
أَضَاعُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ
فَسَوْفَ
يَلْقَوْنَ
غَيًّا
Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler[1] ve şehvetlerine[2] uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir.
Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya.
Meryem 19:60
إِلَّا
مَن
تَابَ
وَءَامَنَ
وَعَمِلَ
صَـٰلِحًا
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
يَدْخُلُونَ
ٱلْجَنَّةَ
وَلَا
يُظْلَمُونَ
شَيْـًٔا
Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı yapanlar[1] hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaktır.
İlla men tabe ve amene ve amile salihan fe ulaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a.
Meryem 19:61
جَنَّـٰتِ
عَدْنٍ
ٱلَّتِى
وَعَدَ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
عِبَادَهُ
بِٱلْغَيْبِ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
وَعْدُهُ
مَأْتِيًّا
Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.
Cennati adninilleti vaader rahmanu ibadehu bil gayb, innehu kane va'duhu me'tiyya.
Meryem 19:62
لَّا
يَسْمَعُونَ
فِيهَا
لَغْوًا
إِلَّا
سَلَـٰمًا ۖ
وَلَهُمْ
رِزْقُهُمْ
فِيهَا
بُكْرَةً
وَعَشِيًّا
Onlar, orada boş söz işitmezler. Ancak "selam[1]" işitirler. Ve orada, onların sabah akşam[2] rızıkları vardır.
La yesmeune fiha lagven illa selama, ve lehum rızkuhum fiha bukreten ve aşiyya.
Meryem 19:63
تِلْكَ
ٱلْجَنَّةُ
ٱلَّتِى
نُورِثُ
مِنْ
عِبَادِنَا
مَن
كَانَ
تَقِيًّا
İşte bu, kullarımızdan takva sahibi olanlara miras olarak vereceğimiz Cennet'tir.
Tilkel cennetulleti nurisu min ibadina men kane takıyya.
Meryem 19:64
وَمَا
نَتَنَزَّلُ
إِلَّا
بِأَمْرِ
رَبِّكَ ۖ
لَهُ
مَا
بَيْنَ
أَيْدِينَا
وَمَا
خَلْفَنَا
وَمَا
بَيْنَ
ذَٰلِكَ ۚ
وَمَا
كَانَ
رَبُّكَ
نَسِيًّا
Biz, Rabb'inin emri olmaksızın inmeyiz. Önümüzdeki, arkamızdaki[1] ve bunların arasında olan her şey O'na aittir. Rabb'in unutkan değildir.
Ve ma netenezzelu illa bi emri rabbik, lehu ma beyne eydina ve ma halfena ve ma beyne zalik, ve ma kane rabbuke nesiyya.
Meryem 19:65
رَّبُّ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
وَمَا
بَيْنَهُمَا
فَٱعْبُدْهُ
وَٱصْطَبِرْ
لِعِبَـٰدَتِهِ ۚ
هَلْ
تَعْلَمُ
لَهُ
سَمِيًّا
Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir. Öyle ise yalnızca O'na kul ol ve kulluğunda sabırlı ol. İsmi O'nunla anılmaya değer bir başkasını biliyor musun?
Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma fa'budhu vastabir li ibadetih, hel ta'lemu lehu semiyya.
Meryem 19:66
وَيَقُولُ
ٱلْإِنسَـٰنُ
أَءِذَا
مَا
مِتُّ
لَسَوْفَ
أُخْرَجُ
حَيًّا
İnsan: "Öldükten sonra gerçekten yeniden diriltilecek miyim?" diyor.
Ve yekulul insanu e iza ma mittu le sevfe uhracu hayya.
Meryem 19:67
أَوَلَا
يَذْكُرُ
ٱلْإِنسَـٰنُ
أَنَّا
خَلَقْنَـٰهُ
مِن
قَبْلُ
وَلَمْ
يَكُ
شَيْـًٔا
Oysaki daha önce hiçbir şey değilken, kendisini yoktan var ettiğimizi düşünmüyor mu?
E ve la yezkurul insanu enna halaknahu min kablu ve lem yeku şey'a.
Meryem 19:68
فَوَرَبِّكَ
لَنَحْشُرَنَّهُمْ
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ثُمَّ
لَنُحْضِرَنَّهُمْ
حَوْلَ
جَهَنَّمَ
جِثِيًّا
Rabb'ine ant olsun ki, onları ve şeytanları[1] kesinlikle bir araya toplayacağız. Sonra onları Cehennem'in kenarında diz üstü çökmüş olarak hazır tutacağız.
Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyatine summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyya.
Meryem 19:69
ثُمَّ
لَنَنزِعَنَّ
مِن
كُلِّ
شِيعَةٍ
أَيُّهُمْ
أَشَدُّ
عَلَى
ٱلرَّحْمَـٰنِ
عِتِيًّا
Sonra, her topluluktan, Rahman'a karşı kim başkaldırmışsa onları mutlaka ortaya çıkaracağız.
Summe le nenzianne min kulli şiatin eyyuhum eşeddu aler rahmani ıtiyya.
Meryem 19:72
ثُمَّ
نُنَجِّى
ٱلَّذِينَ
ٱتَّقَوا۟
وَّنَذَرُ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
فِيهَا
جِثِيًّا
Sonra Biz takva sahiplerini kurtuluşa erdireceğiz. Ve zalimleri, orada diz üstü çökmüş halde bırakacağız.
Summe nuneccillezinettekav ve nezeruz zalimine fiha cisiyya.
Meryem 19:73
وَإِذَا
تُتْلَىٰ
عَلَيْهِمْ
ءَايَـٰتُنَا
بَيِّنَـٰتٍ
قَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
لِلَّذِينَ
ءَامَنُوٓا۟
أَىُّ
ٱلْفَرِيقَيْنِ
خَيْرٌ
مَّقَامًا
وَأَحْسَنُ
نَدِيًّا
Açıklayıcı kanıt içeren ayetlerimiz onlara okunduğu zaman,[1] Kafirler, İman Edenler'e; "İki gruptan[2] hangisi konumu itibariyle daha hayırlı, çevresi bakımından daha itibarlıdır?" dediler.
Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezine keferu lillezine amenu eyyul ferikayni hayrun makamen ve ahsenu nediyya.
Meryem 19:74
وَكَمْ
أَهْلَكْنَا
قَبْلَهُم
مِّن
قَرْنٍ
هُمْ
أَحْسَنُ
أَثَـٰثًا
وَرِءْيًا
Oysa onlardan önce, mal ve gösterişçe daha iyi olan nice nesilleri yok ettik.
Ve kem ehlekna kablehum min karnin hum ahsenu esasen ve ri'ya.
Meryem 19:75
قُلْ
مَن
كَانَ
فِى
ٱلضَّلَـٰلَةِ
فَلْيَمْدُدْ
لَهُ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
مَدًّا ۚ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
رَأَوْا۟
مَا
يُوعَدُونَ
إِمَّا
ٱلْعَذَابَ
وَإِمَّا
ٱلسَّاعَةَ
فَسَيَعْلَمُونَ
مَنْ
هُوَ
شَرٌّ
مَّكَانًا
وَأَضْعَفُ
جُندًا
De ki: "Kim sapkınlıkta ise, Rahman, ona vaat edilen şeyi; azabı veya Sa'at'i görecekleri zamana kadar, zamanı uzatarak süre tanır. Böylece kimin yerce daha kötü ve taraftarca daha zayıf olduğunu yakında bilecekler."
Kul men kane fid dalaleti fel yemdud lehur rahmanu medda, hatta iza raev ma yuadune immel azabe ve immes saah, fe se ya'lemune men huve şerrun mekanen ve ad'afu cunda.
Meryem 19:76
وَيَزِيدُ
ٱللَّهُ
ٱلَّذِينَ
ٱهْتَدَوْا۟
هُدًى ۗ
وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ
ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
خَيْرٌ
عِندَ
رَبِّكَ
ثَوَابًا
وَخَيْرٌ
مَّرَدًّا
Allah, doğru yola yönelenleri, doğru yola iletir. Yapılmış iyi ve yararlı işler Rabb'inin yanında hem karşılık bakımından hem de sonuç bakımından hayırlı olandır.
Ve yezidullahullezinehtedev huda, vel bakıyatus salihatu hayrun inde rabbike sevaben ve hayrun meredda.
Meryem 19:78
أَطَّلَعَ
ٱلْغَيْبَ
أَمِ
ٱتَّخَذَ
عِندَ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
عَهْدًا
O, gaybı mı biliyor? Yoksa Rahman'dan bir söz mü aldı?
Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmani ahda.
Meryem 19:79
كَلَّا ۚ
سَنَكْتُبُ
مَا
يَقُولُ
وَنَمُدُّ
لَهُ
مِنَ
ٱلْعَذَابِ
مَدًّا
Hayır! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona azabı uzattıkça uzatacağız.
Kella, se nektubu ma yekulu ve nemuddu lehu minel azabi medda.
Meryem 19:82
كَلَّا ۚ
سَيَكْفُرُونَ
بِعِبَادَتِهِمْ
وَيَكُونُونَ
عَلَيْهِمْ
ضِدًّا
Hayır! İlah edinilenler, onların kulluklarını inkar edecekler ve onlara düşman kesilecekler.
Kella, se yekfurune bi ibadetihim ve yekunune aleyhim dıdda.
Meryem 19:83
أَلَمْ
تَرَ
أَنَّآ
أَرْسَلْنَا
ٱلشَّيَـٰطِينَ
عَلَى
ٱلْكَـٰفِرِينَ
تَؤُزُّهُمْ
أَزًّا
Görmüyor musun? Biz, Kafirlerin üzerine, onları tahrik ederek kışkırtan şeytanları saldık.
E lem tere enna erselneş şeyatine alel kafirine teuzzuhum ezza.
Meryem 19:85
يَوْمَ
نَحْشُرُ
ٱلْمُتَّقِينَ
إِلَى
ٱلرَّحْمَـٰنِ
وَفْدًا
O gün takva sahiplerini Rahman'ın huzurunda konuk olarak toplayacağız.
Yevme nahşurul muttekine iler rahmani vefda.
Meryem 19:88
وَقَالُوا۟
ٱتَّخَذَ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
وَلَدًا
"Rahman bir çocuk edindi." dediler.
Ve kaluttehazer rahmanu veleda.
Meryem 19:89
لَّقَدْ
جِئْتُمْ
شَيْـًٔا
إِدًّا
Ant olsun ki, siz çok kötü bir iddiada bulundunuz.
Lekad ci'tum şey'en idda.
Meryem 19:90
تَكَادُ
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
يَتَفَطَّرْنَ
مِنْهُ
وَتَنشَقُّ
ٱلْأَرْضُ
وَتَخِرُّ
ٱلْجِبَالُ
هَدًّا
Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile devrilecekti.
Tekadus semavatu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibalu hedda.
Meryem 19:91
أَن
دَعَوْا۟
لِلرَّحْمَـٰنِ
وَلَدًا
Rahman'a bir çocuk isnat ettiler diye.
En deav lir rahmani veleda.
Meryem 19:92
وَمَا
يَنبَغِى
لِلرَّحْمَـٰنِ
أَن
يَتَّخِذَ
وَلَدًا
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.
Ve ma yenbagi lir rahmani en yettehıze veleda.
Meryem 19:93
إِن
كُلُّ
مَن
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
إِلَّآ
ءَاتِى
ٱلرَّحْمَـٰنِ
عَبْدًا
Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a yalnızca kul olarak gelecek.
İn kullu men fis semavati vel ardı illa atir rahmani abda.
Meryem 19:94
لَّقَدْ
أَحْصَىٰهُمْ
وَعَدَّهُمْ
عَدًّا
Ant olsun ki, onların tamamını kuşatmış ve bir bir tespit etmiştir.
Lekad ahsahum ve addehum adda.
Meryem 19:95
وَكُلُّهُمْ
ءَاتِيهِ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
فَرْدًا
Onların hepsi, Kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.
Ve kulluhum atihi yevmel kıyameti ferda.
Meryem 19:97
فَإِنَّمَا
يَسَّرْنَـٰهُ
بِلِسَانِكَ
لِتُبَشِّرَ
بِهِ
ٱلْمُتَّقِينَ
وَتُنذِرَ
بِهِ
قَوْمًا
لُّدًّا
Böylece Biz onu,[1] kendisi ile takva sahiplerini müjdelemen ve inat eden bir halkı uyarabilmen için senin dilinde kolaylaştırdık.
Fe innema yessernahu bi lisanike li tubeşşire bihil muttekine ve tunzire bihi kavmen ludda.
Meryem 19:98
وَكَمْ
أَهْلَكْنَا
قَبْلَهُم
مِّن
قَرْنٍ
هَلْ
تُحِسُّ
مِنْهُم
مِّنْ
أَحَدٍ
أَوْ
تَسْمَعُ
لَهُمْ
رِكْزًا
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Onlardan herhangi birilerinin varlığını hissediyor musun? Veya onlardan en küçük bir ses duyabiliyor musun?
Ve kem ehlekna kablehum min karn, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikza.