سورة ص

38.Sâd

"Sad"
88 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Sâd 38:1
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
Saad ve Kuranın hatırlatıcılığına
Sad, vel kur'ani ziz zikr.
Sâd 38:2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Tabiki de o kimseler ki küfredenler içindedirler gurur ve çatlama
Belillezine keferu fi ızzetin ve şikak.
Sâd 38:3
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
Nice helak ettik onlardan önce kuşaklardan seslendiler de geçti döndürme zamanı kurtuluşun
Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas.
Sâd 38:4
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ
Ve hayret ettiler geldiğinde onlara bir uyarıcı onlardan ve dedi o kafirler bu sihirbaz bir yalancı
Ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab.
Sâd 38:5
أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
Kıldı mı ilahları tek bir ilah şüphesiz bu hayret bişey
E cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab.
Sâd 38:6
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
Ve çıkıverdi o dolmuş kimseler onlardan hadi yürüyün ve sabredin üzerine ilahlarınızın kuşkusuz budur istenen şey
Ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad.
Sâd 38:7
مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ
İşitmedik biz bunu miletten öteki kuşkusuz bu ancak üretilmiştir
Ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak.
Sâd 38:8
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
İndirilmedi üzerine o zikir onların arasından aksine onlar içinde şiddetli zikirden hayır aksine tadar azabı
E unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab.
Sâd 38:9
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
Yanındadır Onun hazine rahmeti rabbinin o İzzetli hibe
Em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab.
Sâd 38:10
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ
Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.
Sâd 38:11
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab.
Sâd 38:12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
Onlardan önce Nuh toplumu, Ad, kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi.
Sâd 38:13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
Ve Semud, Lut'un halkı ve Eyke halkı; işte onlar da işbirlikçi gruplardır.
Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab.
Sâd 38:14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Onların hepsi de Resulleri yalanladı. Bu nedenle azabımı hak ettiler.
İn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab.
Sâd 38:15
وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
Bunlar geri dönüşü olmayan bir çığlıktan başkasını beklemiyorlar.
Ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak.
Sâd 38:16
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Ve: "Rabb''imiz, Hesap Günü'nden önce[1] azaptan payımıza düşeni hemen ver." dediler.
Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab.
Sâd 38:17
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُٓ أَوَّابٌ
Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.
Isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab.
Sâd 38:18
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
Dağları boyun eğdirdik. Akşamdan gündoğumuna[1] onunla birlikte tesbih[2] ederlerdi.
İnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak.
Sâd 38:19
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُٓ أَوَّابٌ
Kuşların tamamı toplu halde ona yönelmişlerdi.
Vet tayre mahşureh, kullun lehu evvab.
Sâd 38:20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
Onun gücünü pekiştirdik. Ona Hikmet'i[1] ve fesle-l hitabı[2] verdik.
Ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab.
Sâd 38:21
وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!
Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.
Sâd 38:22
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.
İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.
Sâd 38:23
إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
"Bu benim kardeşim.[1] Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı.[2]"
İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.
Sâd 38:24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩
"Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı[1] yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi[2] iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma[3] diledi, ruku[4] ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi.[5]
Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.
Sâd 38:25
فَغَفَرْنَا لَهُ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.
Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.
Sâd 38:26
يَـٰدَاوُدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife[1] yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya[2] uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, Hesap Günü'nü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.
Sâd 38:27
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, kafirlerin vay haline.
Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.
Sâd 38:28
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?
Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.
Sâd 38:29
كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.
Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.
Sâd 38:30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُٓ أَوَّابٌ
Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.
Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.
Sâd 38:31
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ
Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.
İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.
Sâd 38:32
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
"Doğrusu ben Rabb'imin öğüdünden dolayı hayra muhabbeti sevdim.[1]" dedi. Derken gözden kayboldular.[2]
Fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab.
Sâd 38:33
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
"Onları bana geri getirin." Ardından bacaklarını ve boyunlarını mesh[1] etmeye başladı[2].
Rudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak.
Sâd 38:34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
Ant olsun ki Süleyman'ı fitnelendirdik.[1] Kürsüsünün[2] üzerine bir ceset bıraktık.[3] Sonra o Bize yöneldi.[4]
Ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab.
Sâd 38:35
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنبَغِى لِأَحَدٍ مِّن بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
"Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk[1] bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.
Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.
Sâd 38:36
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.
Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.
Sâd 38:37
وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ
Ve şeytanları.[1] Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları.[2]
Veş şeyatine kulle bennain ve gavvasın.
Sâd 38:38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
Ve zincirlerle bağlanmış olan[1] diğerlerini de.
Ve aharine mukarrenine fil asfad.
Sâd 38:39
هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.
Sâd 38:40
وَإِنَّ لَهُ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.
Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.
Sâd 38:41
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Bir zamanlar Rabb'ine seslenmişti: "Şeytan bana dert ve azap dokundurdu.[1]"
Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab.
Sâd 38:42
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
"Ey Eyyub! Ayağın ile topukla![1] İşte bu hem yıkanılacak hem de içilecek soğuk su."
Urkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab.
Sâd 38:43
وَوَهَبْنَا لَهُٓ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir ibret olarak, ona yanında yer alanları ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik.
Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab.
Sâd 38:44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُٓ أَوَّابٌ
Ve eline bir deste al, onunla yola koyul[1] ve hanis[2] olma. Biz, onu sabredici bulduk. O ne iyi kuldu! O, her zaman Allah'a yöneldi.[3]
Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab.
Sâd 38:45
وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.
Vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar.
Sâd 38:46
إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
Biz, onları sürekli ahiret yurdu düşüncesiyle arınmış, samimiyet sahibi kimseler yaptık.
İnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar.
Sâd 38:47
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
Onlar, yanımızda seçkin ve hayırlı kimselerdendir.
Ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar.
Sâd 38:48
وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
İsmail'i, Elyesa'yı ve Zu'l-Kifl'i de an. Hepsi de hayırlı kimselerdendir.
Vezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar.
Sâd 38:49
هَـٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ
Bu bir öğüttür. Kuşkusuz takva sahipleri için iyi bir gelecek vardır.
Haza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab.
Sâd 38:50
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Cennati adnin mufettehaten le humul ebvab.
Sâd 38:51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
Muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab.
Sâd 38:52
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar vardır.[1]
Ve ındehum kasıratut tarfi etrab.
Sâd 38:53
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
İşte bu, Hesap Günü için size söz verilenlerdir.
Haza ma tuadune li yevmil hisab.
Sâd 38:54
إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِن نَّفَادٍ
Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
İnne haza le rızkuna ma lehu min nefad.
Sâd 38:55
هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
Haza, ve inne lit tagıyne le şerre meab.
Sâd 38:56
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
Cehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad.
Sâd 38:57
هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
Haza fel yezukuhu hamiymun ve gassak.
Sâd 38:58
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِٓ أَزْوَٰجٌ
Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
Ve aharu min şeklihi ezvac.
Sâd 38:59
هَـٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
Haza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar.
Sâd 38:60
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
Kalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar.
Sâd 38:61
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
"Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
Kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar.
Sâd 38:62
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
"Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları[1] görmüyoruz?" derler.
Ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar.
Sâd 38:63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ
Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Ettehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar.
Sâd 38:64
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
İnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar.
Sâd 38:65
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
De ki: "Ben yalnızca bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici olan Allah'tan başka ilah yoktur."
Kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar.
Sâd 38:66
رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ
Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olan şeylerin Rabb'i Mutlak Üstün Olan'dır, Çok Bağışlayıcı'dır.
Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar.
Sâd 38:67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
De ki: "O, çok büyük bir haberdir."
Kul huve nebeun azimun.
Sâd 38:68
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
"Siz, ondan yüz çeviriyorsunuz."
Entum anhu mu'ridun.
Sâd 38:69
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Onlar tartışırlarken, benim Mele-i A'la'ya[1] dair bir bilgim yoktu.
Ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun.
Sâd 38:70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Bana, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum için vahyediliyor."
İn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin.
Sâd 38:71
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌ بَشَرًا مِّن طِينٍ
Hani Rabb'in meleklere: "Ben çamurdan bir beşer yaratacağım." demişti.
İz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin.
Sâd 38:72
فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُ سَـٰجِدِينَ
Onu biçimlendirip, ruhumdan üflediğim[1] zaman derhal ona secdeye[2] kapanın![2]
Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin.
Sâd 38:73
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Bunun üzerine meleklerin tamamı, hep birlikte secde ettiler.
Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.
Sâd 38:74
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
Ancak iblis etmedi. O kibirlendi ve zaten o kafirlerdendi[1].
İlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin.
Sâd 38:75
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
"Ey İblis! İki elimle[1] yarattığım şeye secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini çok mu üstün görüyorsun?" dedi.
Kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin.
Sâd 38:76
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
"Ben ondan hayırlıyım.[1] Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın." dedi.
Kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin.
Sâd 38:77
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
"Oradan çık! Sen kesinlikle racimsin.[1]" dedi.
Kale fahruc minha fe inneke recim.
Sâd 38:78
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
Lanetim,[1] Din Günü'ne[2] kadar senin üzerindedir.
Ve inne aleyke la'neti ila yevmid din.
Sâd 38:79
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
İblis: "Rabb'im! O halde yeniden dirilme gününe kadar bana süre ver." dedi.
Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.
Sâd 38:80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
Allah, "Peki süre verilenlerdensin." dedi.
Kale fe inneke minel munzarin.
Sâd 38:81
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
Zamanı bilinen güne[1] kadar.
İla yevmil vaktil ma'lum.
Sâd 38:82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
İblis: "Öyleyse, izzetine[1] ant olsun ki onların hepsini azdıracağım." dedi.
Kale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain.
Sâd 38:83
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
"Ancak içlerinden muhles[1] kulların hariç."
İlla ibadeke minhumul muhlasin.
Sâd 38:84
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
"Gerçek budur. Ben, gerçeği söylerim." dedi.
Kale fel hakku vel hakka ekul.
Sâd 38:85
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Allah: "Ant olsun ki Cehennem'i senden ve sana uyanlardan dolduracağım." dedi.
Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain.
Sâd 38:86
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
De ki: "Sizden yaptığım bu işe karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir sorumluluk getirenlerden değilim."
Kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin.
Sâd 38:87
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
O, ancak bütün insanlık için bir zikirdir.[1]
İn huve illa zikrun lil alemin.
Sâd 38:88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ
Onun haberini bir zaman sonra kesinlikle bileceksiniz[1].
Ve le talemunne nebeehu ba'de hin.