سورة النحل
16.Nahl Suresi
"Bal Arısı"
128 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Nahl 16:2
يُنَزِّلُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
بِٱلرُّوحِ
مِنْ
أَمْرِهِ
عَلَىٰ
مَن
يَشَآءُ
مِنْ
عِبَادِهِٓ
أَنْ
أَنذِرُوٓا۟
أَنَّهُ
لَآ
إِلَـٰهَ
إِلَّآ
أَنَا۠
فَٱتَّقُونِ
"Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana karşı takva[1] sahibi olun." uyarısında bulunmaları için kullarından dilediğine emrinden ruh[2] ile melekleri[3] indirir.
Yunezzilul melaikete bir ruhi min emrihi ala men yeşau min ibadihi en enziru ennehu la ilahe illa ene fettekun.
Nahl 16:5
وَٱلْأَنْعَـٰمَ
خَلَقَهَا ۗ
لَكُمْ
فِيهَا
دِفْءٌ
وَمَنَـٰفِعُ
وَمِنْهَا
تَأْكُلُونَ
Hayvanları, sizin için O yarattı. Isınma ve birçok yararları yanında, onlardan yiyecekler de elde edersiniz.
Vel en'ame halakaha, lekum fiha dif'un ve menafiu ve minha te'kulun.
Nahl 16:7
وَتَحْمِلُ
أَثْقَالَكُمْ
إِلَىٰ
بَلَدٍ
لَّمْ
تَكُونُوا۟
بَـٰلِغِيهِ
إِلَّا
بِشِقِّ
ٱلْأَنفُسِ ۚ
إِنَّ
رَبَّكُمْ
لَرَءُوفٌ
رَّحِيمٌ
Zorlukla ulaşabileceğiniz yerlere yüklerinizi taşırlar. Kuşkusuz, Rabb'iniz Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve tahmilu eskalekum ila beledin lem tekunu balıgihi illa bi şıkkıl enfus, inne rabbekum le raufun rahim.
Nahl 16:8
وَٱلْخَيْلَ
وَٱلْبِغَالَ
وَٱلْحَمِيرَ
لِتَرْكَبُوهَا
وَزِينَةً ۚ
وَيَخْلُقُ
مَا
لَا
تَعْلَمُونَ
Sizin için binek ve süs hayvanı olarak atları, katırları ve eşekleri yarattı. Ve O, bilmediğiniz şeyleri yaratmaktadır.
Vel hayle vel bigale vel hamire li terkebuha ve zineh, ve yahluku ma la ta'lemun.
Nahl 16:10
هُوَ
ٱلَّذِىٓ
أَنزَلَ
مِنَ
ٱلسَّمَآءِ
مَآءً ۖ
لَّكُم
مِّنْهُ
شَرَابٌ
وَمِنْهُ
شَجَرٌ
فِيهِ
تُسِيمُونَ
Gökten su indiren O'dur. İçme sularınız O'ndandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de O'ndandır.
Huvellezi enzele mines semai maen lekum minhu şarabun ve minhu şecerun fihi tusimun.
Nahl 16:11
يُنبِتُ
لَكُم
بِهِ
ٱلزَّرْعَ
وَٱلزَّيْتُونَ
وَٱلنَّخِيلَ
وَٱلْأَعْنَـٰبَ
وَمِن
كُلِّ
ٱلثَّمَرَٰتِ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
O su ile sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türlü meyveden bitiriyor. Kuşkusuz, düşünen bir halk için elbette bir ayet[1] vardır.
Yunbitu lekum bihiz zer'a vez zeytune ven nahile vel a'nabe ve min kullis semerat, inne fi zalike le ayeten li kavmin yetefekkerun.
Nahl 16:12
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
ٱلَّيْلَ
وَٱلنَّهَارَ
وَٱلشَّمْسَ
وَٱلْقَمَرَ ۖ
وَٱلنُّجُومُ
مُسَخَّرَٰتٌ
بِأَمْرِهِٓ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَـٰتٍ
لِّقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
O, geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yararlanmanıza sundu. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile boyun eğdirilmiştir. Bunda aklını kullanan bir halk için ayetler[1] vardır.
Ve sehhara lekumul leyle ven nehare veş şemse vel kamer, ven nucumu musahharatun bi emrih, inne fi zalike le ayatin li kavmin ya'kılun.
Nahl 16:13
وَمَا
ذَرَأَ
لَكُمْ
فِى
ٱلْأَرْضِ
مُخْتَلِفًا
أَلْوَٰنُهُٓ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَذَّكَّرُونَ
Yeryüzünde, rengarenk şeyleri, sizin için üretip çoğalttı.[1] Bunda öğüt alan bir halk için elbette ayet[2] vardır.
Ve ma zerae lekum fil ardı muhtelifen elvanuh, inne fi zalike le ayeten li kavmin yezzekkerun.
Nahl 16:14
وَهُوَ
ٱلَّذِى
سَخَّرَ
ٱلْبَحْرَ
لِتَأْكُلُوا۟
مِنْهُ
لَحْمًا
طَرِيًّا
وَتَسْتَخْرِجُوا۟
مِنْهُ
حِلْيَةً
تَلْبَسُونَهَا
وَتَرَى
ٱلْفُلْكَ
مَوَاخِرَ
فِيهِ
وَلِتَبْتَغُوا۟
مِن
فَضْلِهِ
وَلَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ
Taze et yemeniz ve takındığınız süs eşyası çıkarmanız için denizi yararlanmanıza sunan O'dur. Lütfundan rızık aramanız için, onun içinde suları yararak giden gemiler görürsün. Umulur ki şükredersiniz.
Ve huvellezi sehharel bahre li te'kulu minhu lahmen tariyyen ve testahricu minhu hilyeten telbesuneha, ve terel fulke mevahira fihi ve li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun.
Nahl 16:15
وَأَلْقَىٰ
فِى
ٱلْأَرْضِ
رَوَٰسِىَ
أَن
تَمِيدَ
بِكُمْ
وَأَنْهَـٰرًا
وَسُبُلًا
لَّعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
O, sizi sarsar diye yeryüzüne ağır baskı koydu. Yolunuzu bulmanız için nehirler ve yollardan izler bıraktı;
Ve elka fil ardı revasiye en temide bikum ve enharen ve subulen leallekum tehtedun.
Nahl 16:16
وَعَلَـٰمَـٰتٍ ۚ
وَبِٱلنَّجْمِ
هُمْ
يَهْتَدُونَ
Ve işaretler. Onlar, yıldızla yol bulurlar.
Ve alamat, ve bin necmi hum yehtedun.
Nahl 16:18
وَإِن
تَعُدُّوا۟
نِعْمَةَ
ٱللَّهِ
لَا
تُحْصُوهَآ ۗ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَغَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak olsanız, onu hesaplayamazsınız. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve in teuddu ni'metallahi la tuhsuha, innallahe le gafurun rahim.
Nahl 16:19
وَٱللَّهُ
يَعْلَمُ
مَا
تُسِرُّونَ
وَمَا
تُعْلِنُونَ
Allah, gizlediğiniz şeyleri de açığa vurduğunuz şeyleri de bilir.
Vallahu ya'lemu ma tusirrune ve ma tu'linun.
Nahl 16:20
وَٱلَّذِينَ
يَدْعُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
لَا
يَخْلُقُونَ
شَيْـًٔا
وَهُمْ
يُخْلَقُونَ
Onların, Allah'ın yanı sıra dua1 ettikleri, bir şey yaratamazlar. Kendileri yaratılmışlardır.
Vellezine yed'une min dunillahi la yahlukune şey'en ve hum yuhlekun.
Nahl 16:21
أَمْوَٰتٌ
غَيْرُ
أَحْيَآءٍ ۖ
وَمَا
يَشْعُرُونَ
أَيَّانَ
يُبْعَثُونَ
Diri değil, ölüdürler. Diriltilecekleri zamandan habersizdirler.
Emvatun gayru ahya', ve ma yeş'urune eyyane yub'asun.
Nahl 16:22
إِلَـٰهُكُمْ
إِلَـٰهٌ
وَٰحِدٌ ۚ
فَٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
قُلُوبُهُم
مُّنكِرَةٌ
وَهُم
مُّسْتَكْبِرُونَ
Sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Buna rağmen, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri, bunu kabul etmez. Ve onlar büyüklenen kimselerdir.
İlahukum ilahun vahid, fellezine la yu'minune bil ahirati kulubuhum munkiretun ve hum mustekbirun.
Nahl 16:23
لَا
جَرَمَ
أَنَّ
ٱللَّهَ
يَعْلَمُ
مَا
يُسِرُّونَ
وَمَا
يُعْلِنُونَ ۚ
إِنَّهُ
لَا
يُحِبُّ
ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ
Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğinden kuşku yok. Gerçek şu ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
La cereme ennallahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun, innehu la yuhıbbul mustekbirin.
Nahl 16:24
وَإِذَا
قِيلَ
لَهُم
مَّاذَآ
أَنزَلَ
رَبُّكُمْ ۙ
قَالُوٓا۟
أَسَـٰطِيرُ
ٱلْأَوَّلِينَ
Onlara, "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" diye sorulduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" derler.
Ve iza kile lehum ma za enzele rabbukum kalu esatirul evvelin.
Nahl 16:25
لِيَحْمِلُوٓا۟
أَوْزَارَهُمْ
كَامِلَةً
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ
وَمِنْ
أَوْزَارِ
ٱلَّذِينَ
يُضِلُّونَهُم
بِغَيْرِ
عِلْمٍ ۗ
أَلَا
سَآءَ
مَا
يَزِرُونَ
Kıyamet Günü, kendi yüklerinin tamamını ve saptırdıkları cahillerin yüklerinden bir kısmını, yüklenmiş olurlar. Dikkat edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!
Liyahmilu evzarehum kamileten yevmel kıyameti ve min evzarillezine yudıllunehum bi gayri ilm, e la sae ma yezirun.
Nahl 16:26
قَدْ
مَكَرَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ
فَأَتَى
ٱللَّهُ
بُنْيَـٰنَهُم
مِّنَ
ٱلْقَوَاعِدِ
فَخَرَّ
عَلَيْهِمُ
ٱلسَّقْفُ
مِن
فَوْقِهِمْ
وَأَتَىٰهُمُ
ٱلْعَذَابُ
مِنْ
حَيْثُ
لَا
يَشْعُرُونَ
Onlardan öncekiler de düzen kurmuşlardı. Allah, onların yapılarını temelden yıktı, çatıları da tepelerine çöktü. Onlara, bu azap, hesaba katmadıkları yerden geldi.[1]
Kad mekerellezine min kablihim fe etallahu bunyanehum minel kavaıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etahumul azabu min haysu la yeş'urun.
Nahl 16:27
ثُمَّ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
يُخْزِيهِمْ
وَيَقُولُ
أَيْنَ
شُرَكَآءِىَ
ٱلَّذِينَ
كُنتُمْ
تُشَـٰٓقُّونَ
فِيهِمْ ۚ
قَالَ
ٱلَّذِينَ
أُوتُوا۟
ٱلْعِلْمَ
إِنَّ
ٱلْخِزْىَ
ٱلْيَوْمَ
وَٱلسُّوٓءَ
عَلَى
ٱلْكَـٰفِرِينَ
Sonra Kıyamet Günü, onları rezil edecek. Ve "Hani uğrunda ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" diyecek. Kendilerine ilim verilenler, "Rezillik ve kötülük, bugün Kafirlerin üzerinedir." diyecek.
Summe yevmel kıyameti yuhzihim ve yekulu eyne şurekaiyellezine kuntum tuşakkune fihim, kalellezine utul ilme innel hızyel yevme ves sue alel kafirin.
Nahl 16:28
ٱلَّذِينَ
تَتَوَفَّىٰهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ظَالِمِىٓ
أَنفُسِهِمْ ۖ
فَأَلْقَوُا۟
ٱلسَّلَمَ
مَا
كُنَّا
نَعْمَلُ
مِن
سُوٓءٍ ۚ
بَلَىٰٓ
إِنَّ
ٱللَّهَ
عَلِيمٌ
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Melekler, kendilerine haksızlık yapanların[1] canlarını alacakları zaman, onlar, teslimiyet içinde:[2] "Biz, kötü bir iş yapmadık." dediler. Hayır! Kuşkusuz, Allah, yapmış olduğunuz şeyleri çok iyi bilendir.
Ellezine teteveffahumul melaiketu zalimi enfusihim fe elkavus seleme ma kunna na'melu min su', bela innallahe alimun bima kuntum ta'melun.
Nahl 16:29
فَٱدْخُلُوٓا۟
أَبْوَٰبَ
جَهَنَّمَ
خَـٰلِدِينَ
فِيهَا ۖ
فَلَبِئْسَ
مَثْوَى
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
O halde, içinde ebedi kalıcılar olarak Cehennem'in kapılarından girin! Büyüklük taslayanlar için ne kötü bir yerdir orası.
Fedhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe lebi'se mesvel mutekebbirin.
Nahl 16:30
وَقِيلَ
لِلَّذِينَ
ٱتَّقَوْا۟
مَاذَآ
أَنزَلَ
رَبُّكُمْ ۚ
قَالُوا۟
خَيْرًا ۗ
لِّلَّذِينَ
أَحْسَنُوا۟
فِى
هَـٰذِهِ
ٱلدُّنْيَا
حَسَنَةٌ ۚ
وَلَدَارُ
ٱلْـَٔاخِرَةِ
خَيْرٌ ۚ
وَلَنِعْمَ
دَارُ
ٱلْمُتَّقِينَ
Ve takva[1] sahiplerine: "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" denildi. "İyilik." dediler. Bu dünyada, iyilik yapanlar için iyilik vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
Ve kile lillezinettekav ma za enzele rabbukum, kalu hayra, lillezine ahsenu fi hazihid dunya haseneh, ve le darul ahıreti hayr, ve le ni'me darul muttekin.
Nahl 16:31
جَنَّـٰتُ
عَدْنٍ
يَدْخُلُونَهَا
تَجْرِى
مِن
تَحْتِهَا
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
لَهُمْ
فِيهَا
مَا
يَشَآءُونَ ۚ
كَذَٰلِكَ
يَجْزِى
ٱللَّهُ
ٱلْمُتَّقِينَ
İçinden ırmaklar akan Adn Cennetlerine girerler. Orada, onlar için diledikleri şeyler var. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
Cennatu adnin yedhuluneha tecri min tahtihel enharu lehum fiha ma yeşaun, kezalike yeczillahul muttekin.
Nahl 16:32
ٱلَّذِينَ
تَتَوَفَّىٰهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
طَيِّبِينَ ۙ
يَقُولُونَ
سَلَـٰمٌ
عَلَيْكُمُ
ٱدْخُلُوا۟
ٱلْجَنَّةَ
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Melekler, onların[1] canlarını tayyib[2] şekilde alırlar. "Selam size. Yapmış olduğunuz iyi şeylere karşılık girin Cennete.[3]" derler.
Ellezine teteveffahumul melaiketu tayyibine yekulune selamun aleykumudhulul cennete bima kuntum ta'melun.
Nahl 16:33
هَلْ
يَنظُرُونَ
إِلَّآ
أَن
تَأْتِيَهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
أَوْ
يَأْتِىَ
أَمْرُ
رَبِّكَ ۚ
كَذَٰلِكَ
فَعَلَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ ۚ
وَمَا
ظَلَمَهُمُ
ٱللَّهُ
وَلَـٰكِن
كَانُوٓا۟
أَنفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabb'inin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara haksızlık yapmadı. Fakat onlar kendilerine haksızlık yapıyorlardı.
Hel yanzurune illa en te'tiyehumul melaiketu ev ye'tiye emru rabbik, kezalike fe alellezine min kablihim, ve ma zalemehumullahu ve lakin kanu enfusehum yazlimun.
Nahl 16:34
فَأَصَابَهُمْ
سَيِّـَٔاتُ
مَا
عَمِلُوا۟
وَحَاقَ
بِهِم
مَّا
كَانُوا۟
بِهِ
يَسْتَهْزِءُونَ
Böylece yaptıklarının kötülükleri onlara isabet etti. Alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
Fe esabehum seyyiatu ma amilu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun.
Nahl 16:35
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
أَشْرَكُوا۟
لَوْ
شَآءَ
ٱللَّهُ
مَا
عَبَدْنَا
مِن
دُونِهِ
مِن
شَىْءٍ
نَّحْنُ
وَلَآ
ءَابَآؤُنَا
وَلَا
حَرَّمْنَا
مِن
دُونِهِ
مِن
شَىْءٍ ۚ
كَذَٰلِكَ
فَعَلَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ ۚ
فَهَلْ
عَلَى
ٱلرُّسُلِ
إِلَّا
ٱلْبَلَـٰغُ
ٱلْمُبِينُ
Şirk koşanlar, "Eğer Allah dileseydi biz onun yanı sıra başkasına kul olmazdık. Babalarımız da olmazdı. Ne biz ne de babalarımız O'nun haram kıldığından başka hiçbir şeyi haram kılmazdık.[1]" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Bu durumda Resullerin üzerine düşen, vahyi apaçık bir şekilde tebliğden başkası değil.
Ve kalellezine eşreku lev şaallahu ma abedna min dunihi min şey'in nahnu ve la abauna ve la harremna min dunihi min şey', kezalike fe alellezine min kablihim, fe hel aler rusuli illel belagul mubin.
Nahl 16:36
وَلَقَدْ
بَعَثْنَا
فِى
كُلِّ
أُمَّةٍ
رَّسُولًا
أَنِ
ٱعْبُدُوا۟
ٱللَّهَ
وَٱجْتَنِبُوا۟
ٱلطَّـٰغُوتَ ۖ
فَمِنْهُم
مَّنْ
هَدَى
ٱللَّهُ
وَمِنْهُم
مَّنْ
حَقَّتْ
عَلَيْهِ
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۚ
فَسِيرُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَٱنظُرُوا۟
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلْمُكَذِّبِينَ
Ant olsun ki, Biz, her ümmete,[1] Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan[2] uzak durmaları için bir resul gönderdik. Allah onlardan kimini[3] doğru yola iletti, kimine[3] de sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.
Ve le kad beasna fi kulli ummetin resulen eni'budullahe vectenibut tagut, fe minhum men hedallahu ve minhum men hakkat aleyhid dalaleh, fe siru fil ardı fanzuru keyfe kane akıbetul mukezzibin.
Nahl 16:37
إِن
تَحْرِصْ
عَلَىٰ
هُدَىٰهُمْ
فَإِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
مَن
يُضِلُّ ۖ
وَمَا
لَهُم
مِّن
نَّـٰصِرِينَ
Sen, onların, doğru yola ermelerini ne kadar çok istersen iste; sapkınlıkta kararlı olanları Allah doğru yola iletmez. Onlar için bir yardımcı da bulunmaz.
İn tahris ala hudahum fe innallahe la yehdi men yudıllu ve ma lehum min nasırin.
Nahl 16:38
وَأَقْسَمُوا۟
بِٱللَّهِ
جَهْدَ
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ
لَا
يَبْعَثُ
ٱللَّهُ
مَن
يَمُوتُ ۚ
بَلَىٰ
وَعْدًا
عَلَيْهِ
حَقًّا
وَلَـٰكِنَّ
أَكْثَرَ
ٱلنَّاسِ
لَا
يَعْلَمُونَ
"Allah, ölen bir kimseyi diriltmez." diye olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır! Allah'ın ölüleri diriltmesi kesin bir sözdür. Ancak insanların çoğu bu gerçeği kavramazlar.
Ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb'asullahu men yemut, bela va'den aleyhi hakkan ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.
Nahl 16:39
لِيُبَيِّنَ
لَهُمُ
ٱلَّذِى
يَخْتَلِفُونَ
فِيهِ
وَلِيَعْلَمَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوٓا۟
أَنَّهُمْ
كَانُوا۟
كَـٰذِبِينَ
Karşı çıktıkları şeyin[1] onlara açıklanması ve Kafirlerin yalancılar olduklarını bilmeleri için diriltileceklerdir.
Li yubeyyine lehumullezi yahtelifune fihi ve li ya'lemellezine keferu ennehum kanu kazibin.
Nahl 16:41
وَٱلَّذِينَ
هَاجَرُوا۟
فِى
ٱللَّهِ
مِن
بَعْدِ
مَا
ظُلِمُوا۟
لَنُبَوِّئَنَّهُمْ
فِى
ٱلدُّنْيَا
حَسَنَةً ۖ
وَلَأَجْرُ
ٱلْـَٔاخِرَةِ
أَكْبَرُ ۚ
لَوْ
كَانُوا۟
يَعْلَمُونَ
Zulme uğramalarından sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, kesinlikle dünyada iyi bir yere yerleştiririz. Ahiret ödülü ise daha büyüktür. Keşke hicretten geri kalanlar bunu bilselerdi!
Vellezine haceru fillahi min ba'di ma zulimu li nubevvi ennehum fid dunya haseneh, ve le ecrul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.
Nahl 16:43
وَمَآ
أَرْسَلْنَا
مِن
قَبْلِكَ
إِلَّا
رِجَالًا
نُّوحِىٓ
إِلَيْهِمْ ۚ
فَسْـَٔلُوٓا۟
أَهْلَ
ٱلذِّكْرِ
إِن
كُنتُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan[1] başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline[2] sorun.
Ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhi ileyhim fes'elu ehlez zikri in kuntum la ta'lemun.
Nahl 16:44
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
وَٱلزُّبُرِ ۗ
وَأَنزَلْنَآ
إِلَيْكَ
ٱلذِّكْرَ
لِتُبَيِّنَ
لِلنَّاسِ
مَا
نُزِّلَ
إِلَيْهِمْ
وَلَعَلَّهُمْ
يَتَفَكَّرُونَ
Onları[1] beyyinatla[2] zeburlarla[3] gönderdik. Sana da zikri[4] indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin[5]. Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
Bil beyyinati vez zubur, ve enzelna ileykez zikre li tubeyyine lin nasi ma nuzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerun.
Nahl 16:45
أَفَأَمِنَ
ٱلَّذِينَ
مَكَرُوا۟
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
أَن
يَخْسِفَ
ٱللَّهُ
بِهِمُ
ٱلْأَرْضَ
أَوْ
يَأْتِيَهُمُ
ٱلْعَذَابُ
مِنْ
حَيْثُ
لَا
يَشْعُرُونَ
Sana sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
E fe eminellezine mekeru seyyiati en yahsifallahu bihimul arda ev ye'tiyehumul azabu min haysu la yeş'urun.
Nahl 16:46
أَوْ
يَأْخُذَهُمْ
فِى
تَقَلُّبِهِمْ
فَمَا
هُم
بِمُعْجِزِينَ
Veya gezinip dururlarken, onları ansızın yakalamasından. Onlar, bunu engelleyemezler de.
Ev ye'huzehum fi tekallubihim fe ma hum bi mu'cizin.
Nahl 16:47
أَوْ
يَأْخُذَهُمْ
عَلَىٰ
تَخَوُّفٍ
فَإِنَّ
رَبَّكُمْ
لَرَءُوفٌ
رَّحِيمٌ
Veya kendilerini, korku üzerinde yakalamayacağından. Buna rağmen, doğrusu Rabb'iniz, Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ev ye'huzehum ala tehavvuf, fe inne rabbekum le raufun rahim.
Nahl 16:48
أَوَلَمْ
يَرَوْا۟
إِلَىٰ
مَا
خَلَقَ
ٱللَّهُ
مِن
شَىْءٍ
يَتَفَيَّؤُا۟
ظِلَـٰلُهُ
عَنِ
ٱلْيَمِينِ
وَٱلشَّمَآئِلِ
سُجَّدًا
لِّلَّهِ
وَهُمْ
دَٰخِرُونَ
Onlar, Allah'ın yarattığı şeylerden, herhangi bir şeye bakmazlar mı? Gölgelerinin; secde[1] ederek, saygıyla sağa sola dönüp O'nun yasalarına nasıl uyduklarını görmüyorlar mı?
E ve lem yerev ila ma halakallahu min şey'in yetefeyyeu zilaluhu anil yemini veş şemaili succeden lillahi ve hum dahırun.
Nahl 16:49
وَلِلَّهِ
يَسْجُدُ
مَا
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَمَا
فِى
ٱلْأَرْضِ
مِن
دَآبَّةٍ
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
وَهُمْ
لَا
يَسْتَكْبِرُونَ
Göklerde ve yerde bulunan hareket halindeki varlıkların tamamı ve melekler büyüklenmeden, Allah'a secde ederler.[1]
Ve lillahi yescudu ma fis semavati ve ma fil ardı min dabbetin vel melaiketu ve hum la yestekbirun.
Nahl 16:50
يَخَافُونَ
رَبَّهُم
مِّن
فَوْقِهِمْ
وَيَفْعَلُونَ
مَا
يُؤْمَرُونَ ۩
Kendilerine egemen olan Rabb'lerine karşı gelmekten korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Yehafune rabbehum min fevkıhim ve yef'alune ma yu'merun.
Nahl 16:51
وَقَالَ
ٱللَّهُ
لَا
تَتَّخِذُوٓا۟
إِلَـٰهَيْنِ
ٱثْنَيْنِ ۖ
إِنَّمَا
هُوَ
إِلَـٰهٌ
وَٰحِدٌ ۖ
فَإِيَّـٰىَ
فَٱرْهَبُونِ
Allah: "İki ilah edinmeyin! O, ancak tek bir ilahtır. O halde, yalnızca Bana rehbet[1] duyun."
Ve kalallahu la tettehızu ilaheynisneyn, innema huve ilahun vahıd, fe iyyaye ferhebun.
Nahl 16:52
وَلَهُ
مَا
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
وَلَهُ
ٱلدِّينُ
وَاصِبًا ۚ
أَفَغَيْرَ
ٱللَّهِ
تَتَّقُونَ
Göklerde ve yerde ne varsa, yalnız O'nundur. Din de yalnızca O'nundur.[1] Böyleyken, Allah'tan başkasına mı takvalı oluyorsunuz?
Ve lehu ma fis semavati vel ardı ve lehud dinu vasıba, e fe gayrallahi tettekun.
Nahl 16:53
وَمَا
بِكُم
مِّن
نِّعْمَةٍ
فَمِنَ
ٱللَّهِ ۖ
ثُمَّ
إِذَا
مَسَّكُمُ
ٱلضُّرُّ
فَإِلَيْهِ
تَجْـَٔرُونَ
Sahip olduğunuz nimetlerin tamamı, Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda, yalnız O'na yalvarırsınız.
Ve ma bikum min ni'metin fe minallahi summe iza messekumud durru fe ileyhi tec'erun.
Nahl 16:54
ثُمَّ
إِذَا
كَشَفَ
ٱلضُّرَّ
عَنكُمْ
إِذَا
فَرِيقٌ
مِّنكُم
بِرَبِّهِمْ
يُشْرِكُونَ
Sonra O, sizden sıkıntıyı giderince, bir kısmınız hemen Rabb'lerine şirk koşmaya başlar.
Summe iza keşefad durra ankum iza ferikun minkum bi rabbihim yuşrikun.
Nahl 16:55
لِيَكْفُرُوا۟
بِمَآ
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ
فَتَمَتَّعُوا۟ ۖ
فَسَوْفَ
تَعْلَمُونَ
Kendilerine verdiklerimize nankörlük ediyorlar. Şimdilik faydalanın bakalım! Yakında göreceksiniz!
Li yekfuru bima ateynahum, fe temetteu, fesevfe ta'lemun.
Nahl 16:56
وَيَجْعَلُونَ
لِمَا
لَا
يَعْلَمُونَ
نَصِيبًا
مِّمَّا
رَزَقْنَـٰهُمْ ۗ
تَٱللَّهِ
لَتُسْـَٔلُنَّ
عَمَّا
كُنتُمْ
تَفْتَرُونَ
Onlar, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden bilinçsizce[1] pay ayırıyorlar. Allah'a yemin olsun ki, uydurduğunuz bu şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.
Ve yec'alune li ma la ya'lemune nasiben mimma razaknahum, tallahi le tus'elunne amma kuntum tefterun.
Nahl 16:58
وَإِذَا
بُشِّرَ
أَحَدُهُم
بِٱلْأُنثَىٰ
ظَلَّ
وَجْهُهُ
مُسْوَدًّا
وَهُوَ
كَظِيمٌ
Onlardan birisine, çocuğunun kız olduğu haberi verildiği zaman, kızgınlığından yüzü kapkara kesilir.
Ve iza buşşire ehaduhum bil unsa zalle vechuhu musvedden ve huve kezim.
Nahl 16:59
يَتَوَٰرَىٰ
مِنَ
ٱلْقَوْمِ
مِن
سُوٓءِ
مَا
بُشِّرَ
بِهِٓ ۚ
أَيُمْسِكُهُ
عَلَىٰ
هُونٍ
أَمْ
يَدُسُّهُ
فِى
ٱلتُّرَابِ ۗ
أَلَا
سَآءَ
مَا
يَحْكُمُونَ
Aldığı haberin kötülüğünden, insanların yüzüne bakamaz olur! Bu zillete[1] karşı onu yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Dikkat edin, verdikleri hüküm[2] ne kötüdür!
Yetevara minel kavmi min sui ma buşşire bih, e yumsikuhu ala hunin em yedussuhu fit turab, e la sae ma yahkumun.
Nahl 16:60
لِلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
مَثَلُ
ٱلسَّوْءِ ۖ
وَلِلَّهِ
ٱلْمَثَلُ
ٱلْأَعْلَىٰ ۚ
وَهُوَ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْحَكِيمُ
Kötü misaller[1] ahirete inanmayanlara aittir. En yüce misaller Allah içindir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Lillezine la yu'minune bil ahıreti meselus sev', ve lillahil meselul a'la, ve huvel azizul hakim.
Nahl 16:61
وَلَوْ
يُؤَاخِذُ
ٱللَّهُ
ٱلنَّاسَ
بِظُلْمِهِم
مَّا
تَرَكَ
عَلَيْهَا
مِن
دَآبَّةٍ
وَلَـٰكِن
يُؤَخِّرُهُمْ
إِلَىٰٓ
أَجَلٍ
مُّسَمًّى ۖ
فَإِذَا
جَآءَ
أَجَلُهُمْ
لَا
يَسْتَـْٔخِرُونَ
سَاعَةً ۖ
وَلَا
يَسْتَقْدِمُونَ
Eğer Allah insanları, haksızlıkları nedeniyle cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar erteler. Süreleri dolduğu zaman ne bir saat ertelenir ne de öne alınır.
Ve lev yuahızullahun nase bi zulmihim ma tereke aleyha min dabbetin ve lakin yuahhıruhum ila ecelin musemma, fe iza cae eceluhum la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun.
Nahl 16:62
وَيَجْعَلُونَ
لِلَّهِ
مَا
يَكْرَهُونَ
وَتَصِفُ
أَلْسِنَتُهُمُ
ٱلْكَذِبَ
أَنَّ
لَهُمُ
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
لَا
جَرَمَ
أَنَّ
لَهُمُ
ٱلنَّارَ
وَأَنَّهُم
مُّفْرَطُونَ
Onlar, hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a ait kılarlar. Dilleri en iyinin kendilerine ait olduğu yalanını söyler durur. Ateş onlara aittir. Onlar ifratta[1] olanlardır.
Ve yec'alune lillahi ma yekrehune ve tesıfu elsinetuhumul kezibe enne lehumul husna, la cereme enne lehumun nare ve ennehum mufretun.
Nahl 16:63
تَٱللَّهِ
لَقَدْ
أَرْسَلْنَآ
إِلَىٰٓ
أُمَمٍ
مِّن
قَبْلِكَ
فَزَيَّنَ
لَهُمُ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
أَعْمَـٰلَهُمْ
فَهُوَ
وَلِيُّهُمُ
ٱلْيَوْمَ
وَلَهُمْ
عَذَابٌ
أَلِيمٌ
Allah'a ant olsun ki, Biz, kesinlikle senden önceki toplumlara da elçiler gönderdik. Şeytan,[1] onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Şeytan, o gün de bugün de onların velisidir. Onlar için acı veren bir azap vardır.
Tallahi lekad erselna ila umemin min kablike fe zeyyene lehumuş şeytanu a'malehum fe huve veliyyuhumul yevme ve lehum azabun elim.
Nahl 16:64
وَمَآ
أَنزَلْنَا
عَلَيْكَ
ٱلْكِتَـٰبَ
إِلَّا
لِتُبَيِّنَ
لَهُمُ
ٱلَّذِى
ٱخْتَلَفُوا۟
فِيهِ ۙ
وَهُدًى
وَرَحْمَةً
لِّقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
Biz, sana Kitap'ı, hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri, kendilerine beyan[1] etmen ve iman eden bir halk için yol gösterici ve rahmet olmasından başka bir şey için indirmedik.
Ve ma enzelna aleykel kitabe illa li tubeyyine lehumullezihtelefu fihi ve huden ve rahmeten li kavmin yu'minun.
Nahl 16:65
وَٱللَّهُ
أَنزَلَ
مِنَ
ٱلسَّمَآءِ
مَآءً
فَأَحْيَا
بِهِ
ٱلْأَرْضَ
بَعْدَ
مَوْتِهَآ ۚ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَسْمَعُونَ
Allah, gökyüzünden suyu indirerek, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Bunda dinleyen[1] bir halk için kesinlikle bir ayet[2] vardır.
Vallahu enzele mines semai maen fe ahya bihil arda ba'de mevtiha, inne fi zalike le ayeten li kavmin yesmeun.
Nahl 16:66
وَإِنَّ
لَكُمْ
فِى
ٱلْأَنْعَـٰمِ
لَعِبْرَةً ۖ
نُّسْقِيكُم
مِّمَّا
فِى
بُطُونِهِ
مِن
بَيْنِ
فَرْثٍ
وَدَمٍ
لَّبَنًا
خَالِصًا
سَآئِغًا
لِّلشَّـٰرِبِينَ
Hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Size, onların karınlarındaki fışkı[1] ile kan arasından süzülüp gelen içimi lezzetli, halis[2] bir süt içiriyoruz.
Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butunihi min beyni fersin ve demin lebenen halisen saigan liş şaribin.
Nahl 16:67
وَمِن
ثَمَرَٰتِ
ٱلنَّخِيلِ
وَٱلْأَعْنَـٰبِ
تَتَّخِذُونَ
مِنْهُ
سَكَرًا
وَرِزْقًا
حَسَنًا ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
Üzüm ve hurma meyvelerinden sarhoşluk veren içecek[1] ve faydalı besinler elde edersiniz. Aklını kullanan bir halk için, bunda kesinlikle bir ayet[2] vardır.
Ve min semeratin nahili vel a'nabi tettehizune minhu sekeren ve rızkan hasena, inne fi zalike le ayeten li kavmin ya'kılun.
Nahl 16:68
وَأَوْحَىٰ
رَبُّكَ
إِلَى
ٱلنَّحْلِ
أَنِ
ٱتَّخِذِى
مِنَ
ٱلْجِبَالِ
بُيُوتًا
وَمِنَ
ٱلشَّجَرِ
وَمِمَّا
يَعْرِشُونَ
Rabb'in, bal arısına; dağlarda, ağaçlarda ve hazırladıkları şeylerde[1] yuva edinmesini vahyetti.[2]
Ve evha rabbuke ilen nahli enittehızi minel cibali buyuten ve mineş şeceri ve mimma ya'rişun.
Nahl 16:69
ثُمَّ
كُلِى
مِن
كُلِّ
ٱلثَّمَرَٰتِ
فَٱسْلُكِى
سُبُلَ
رَبِّكِ
ذُلُلًا ۚ
يَخْرُجُ
مِن
بُطُونِهَا
شَرَابٌ
مُّخْتَلِفٌ
أَلْوَٰنُهُ
فِيهِ
شِفَآءٌ
لِّلنَّاسِ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَةً
لِّقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
"Sonra, her çeşit bitkiden ye. Rabb'inin emre amade kılınmış yollarında dolaş.[1]" Onun karınlarından, çeşitli renklerde şarap[2] çıkar. Onda, insanlar için şifa vardır. Bunda düşünen bir toplum için kesinlikle bir ayet vardır.
Summe kuli min kullis semerati fesluki subule rabbiki zulula, yahrucu min butuniha şarabun muhtelifun elvanuhu fihi şifaun lin nas, inne fi zalike le ayeten li kavmin yetefekkerun.
Nahl 16:70
وَٱللَّهُ
خَلَقَكُمْ
ثُمَّ
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۚ
وَمِنكُم
مَّن
يُرَدُّ
إِلَىٰٓ
أَرْذَلِ
ٱلْعُمُرِ
لِكَىْ
لَا
يَعْلَمَ
بَعْدَ
عِلْمٍ
شَيْـًٔا ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
عَلِيمٌ
قَدِيرٌ
Sizi, Allah yarattı, sonra da sizi vefat ettirecek. Sizden kiminiz de bilir bir haldeyken,[1] hiçbir şey bilmeyen ihtiyar bir bunak oluncaya dek yaşatılır. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Vallahu halakakum summe yeteveffakum ve minkum men yureddu ila erzelil umuri li keyla ya'leme ba'de ilmin şey'a, innallahe alimun kadir.
Nahl 16:71
وَٱللَّهُ
فَضَّلَ
بَعْضَكُمْ
عَلَىٰ
بَعْضٍ
فِى
ٱلرِّزْقِ ۚ
فَمَا
ٱلَّذِينَ
فُضِّلُوا۟
بِرَآدِّى
رِزْقِهِمْ
عَلَىٰ
مَا
مَلَكَتْ
أَيْمَـٰنُهُمْ
فَهُمْ
فِيهِ
سَوَآءٌ ۚ
أَفَبِنِعْمَةِ
ٱللَّهِ
يَجْحَدُونَ
Allah, rızık konusunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar; rızıklarını yeminle hak sahibi oldukları[1] kimselere aktarıyorlar da onlar, onda eşit oluyorlar mı? O halde, Allah'ın nimetini mi inkar ediyorlar?[2]
Vallahu faddale ba'dakum ala ba'dın fir rızk, femellezine fuddılu bi raddi rızkıhim ala ma meleket eymanehum fe hum fihi seva', e fe bi ni'metillahi yechadun.
Nahl 16:72
وَٱللَّهُ
جَعَلَ
لَكُم
مِّنْ
أَنفُسِكُمْ
أَزْوَٰجًا
وَجَعَلَ
لَكُم
مِّنْ
أَزْوَٰجِكُم
بَنِينَ
وَحَفَدَةً
وَرَزَقَكُم
مِّنَ
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ
يُؤْمِنُونَ
وَبِنِعْمَتِ
ٱللَّهِ
هُمْ
يَكْفُرُونَ
Allah sizin için, kendinizden eşler var etti ve eşlerden de çocuklar ve torunlar var etti. Temiz şeylerle rızıklandırdı. Hala Batıl'a mı inanıyorlar? Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Vallahu ceale lekum min enfusikum ezvacen ve ceale lekum min ezvacikum benine ve hafedeten ve rezakakum minet tayyibat, e fe bil batıli yu'minune ve bi ni'metillahi hum yekfurun.
Nahl 16:73
وَيَعْبُدُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
مَا
لَا
يَمْلِكُ
لَهُمْ
رِزْقًا
مِّنَ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
شَيْـًٔا
وَلَا
يَسْتَطِيعُونَ
Onlar, Allah'ın yanı sıra, göklerden ve yerden kendilerine hiçbir rızık veremeyen ve hiçbir şeye güçleri yetmeyen şeylere kulluk ediyorlar.
Ve ya'budune min dunillahi ma la yemliku lehum rızkan mines semavati vel ardı şey'en ve la yestetiun.
Nahl 16:74
فَلَا
تَضْرِبُوا۟
لِلَّهِ
ٱلْأَمْثَالَ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
يَعْلَمُ
وَأَنتُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ
Artık Allah'a benzerler uydurmayın. Kuşkusuz, Allah bilir siz bilmezsiniz.
Fe la tadribu lillahil emsal, innallahe ya'lemu ve entum la ta'lemun.
Nahl 16:75
ضَرَبَ
ٱللَّهُ
مَثَلًا
عَبْدًا
مَّمْلُوكًا
لَّا
يَقْدِرُ
عَلَىٰ
شَىْءٍ
وَمَن
رَّزَقْنَـٰهُ
مِنَّا
رِزْقًا
حَسَنًا
فَهُوَ
يُنفِقُ
مِنْهُ
سِرًّا
وَجَهْرًا ۖ
هَلْ
يَسْتَوُنَ ۚ
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ ۚ
بَلْ
أَكْثَرُهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olmuş bir abd[1] ile tarafımızdan kendisine iyi bir rızık verip de ondan gizli ve açık olarak yardımda bulunan bir kimseyi örnek verir. Bunlar, hiç bir olurlar mı? Hamd, Allah'a mahsustur. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
Daraballahu meselen abden memluken la yakdiru ala şey'in ve men razaknahu minna rızkan hasenen fe huve yunfiku minhu sırren ve cehra, hel yestevun, elhamdulillah, bel ekseruhum la ya'lemun.
Nahl 16:76
وَضَرَبَ
ٱللَّهُ
مَثَلًا
رَّجُلَيْنِ
أَحَدُهُمَآ
أَبْكَمُ
لَا
يَقْدِرُ
عَلَىٰ
شَىْءٍ
وَهُوَ
كَلٌّ
عَلَىٰ
مَوْلَىٰهُ
أَيْنَمَا
يُوَجِّههُّ
لَا
يَأْتِ
بِخَيْرٍ ۖ
هَلْ
يَسْتَوِى
هُوَ
وَمَن
يَأْمُرُ
بِٱلْعَدْلِ ۙ
وَهُوَ
عَلَىٰ
صِرَٰطٍ
مُّسْتَقِيمٍ
Allah, iki adamı da örnek verdi: Bunlardan biri dilsiz ve hiçbir şeye gücü yetmez; mevlasına[1] bir yüktür. Onu nereye gönderirse göndersin, bir iş beceremez. Bu adamla, adaleti emreden ve dosdoğru yolda olan eşit olur mu?
Ve daraballahu meselen raculeyni ehaduhuma ebkemu la yakdiru ala şey'in ve huve kellun ala mevlahu eynema yuveccihhu la ye'ti bi hayr, hel yestevi huve ve men ye'muru bil adli ve huve ala sıratın mustakim.
Nahl 16:77
وَلِلَّهِ
غَيْبُ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ ۚ
وَمَآ
أَمْرُ
ٱلسَّاعَةِ
إِلَّا
كَلَمْحِ
ٱلْبَصَرِ
أَوْ
هُوَ
أَقْرَبُ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
عَلَىٰ
كُلِّ
شَىْءٍ
قَدِيرٌ
Göklerin ve yerin gaybı, yalnızca Allah'a aittir. Sa'at'in[1] emri de yalnızca göz açıp kapamak veya ondan daha az bir zamanda olacaktır. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Kadir'dir.
Ve lillahi gaybus semavati vel ard, ve ma emrus saati illa kelemhıl basari ev huve akreb, innallahe ala kulli şey'in kadir.
Nahl 16:78
وَٱللَّهُ
أَخْرَجَكُم
مِّن
بُطُونِ
أُمَّهَـٰتِكُمْ
لَا
تَعْلَمُونَ
شَيْـًٔا
وَجَعَلَ
لَكُمُ
ٱلسَّمْعَ
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙ
لَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ
Ve Allah, sizi hiçbir şey bilmez halde, annelerinizin karnından çıkardı. Size işitme yetisi,[1] görme yetisi[2] ve anlama yetisi[3] verdi. Umulur ki şükredersiniz.
Vallahu ahrecekum min butuni ummehatikum la ta'lemune şey'en ve ceale lekumus sem'a vel ebsare vel ef'idete leallekum teşkurun.
Nahl 16:79
أَلَمْ
يَرَوْا۟
إِلَى
ٱلطَّيْرِ
مُسَخَّرَٰتٍ
فِى
جَوِّ
ٱلسَّمَآءِ
مَا
يُمْسِكُهُنَّ
إِلَّا
ٱللَّهُ ۗ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَـٰتٍ
لِّقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
Gökyüzünün boşluğunda ilahi yasa gereği, uçuşan kuşları görmüyorlar mı? Onları, Allah'tan başkası o boşlukta tutamaz. Bunda inanan bir halk için ayetler[1] vardır.
E lem yerev ilet tayri musahharatin fi cevvis sema, ma yumsikuhunne illallah, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.
Nahl 16:80
وَٱللَّهُ
جَعَلَ
لَكُم
مِّن
بُيُوتِكُمْ
سَكَنًا
وَجَعَلَ
لَكُم
مِّن
جُلُودِ
ٱلْأَنْعَـٰمِ
بُيُوتًا
تَسْتَخِفُّونَهَا
يَوْمَ
ظَعْنِكُمْ
وَيَوْمَ
إِقَامَتِكُمْ ۙ
وَمِنْ
أَصْوَافِهَا
وَأَوْبَارِهَا
وَأَشْعَارِهَآ
أَثَـٰثًا
وَمَتَـٰعًا
إِلَىٰ
حِينٍ
Allah, evlerinizden sizin için bir huzur ve dinginlik yeri yaptı. Ve sizin için, hayvanların derilerinden yolculuğunuz sırasında ve konaklamanızda taşınabilir çadırdan evler ve yünlerinden, tüylerinden, kıllarından ev eşyası ve geçim aracı yaptı.
Vallahu ceale lekum min buyutikum sekenen ve ceale lekum min culudil en'ami buyuten testehıffuneha yevme za'nikum ve yevme ikametikum ve min asvafiha ve evbariha ve eş'ariha esasen ve metaan ila hin.
Nahl 16:81
وَٱللَّهُ
جَعَلَ
لَكُم
مِّمَّا
خَلَقَ
ظِلَـٰلًا
وَجَعَلَ
لَكُم
مِّنَ
ٱلْجِبَالِ
أَكْنَـٰنًا
وَجَعَلَ
لَكُمْ
سَرَٰبِيلَ
تَقِيكُمُ
ٱلْحَرَّ
وَسَرَٰبِيلَ
تَقِيكُم
بَأْسَكُمْ ۚ
كَذَٰلِكَ
يُتِمُّ
نِعْمَتَهُ
عَلَيْكُمْ
لَعَلَّكُمْ
تُسْلِمُونَ
Allah, sizin için, yarattığı şeylerden gölgeler yaptı. Sizin için dağlardan sığınaklar, sizi sıcaktan koruyacak giysiler ve şiddetli darbelerden koruyacak giysiler[1] yaptı. Sizin üzerinizdeki nimetini işte böyle tamamlıyor. Umulur ki; böylece teslim[2] olursunuz.
Vallahu ceale lekum mimma halaka zılalen ve ceale lekum minel cibali eknanen ve ceale lekum serabile tekikumul harra ve serabile tekikum be'sekum, kezalike yutimmu ni'metehu aleykum leallekum tuslimun.
Nahl 16:84
وَيَوْمَ
نَبْعَثُ
مِن
كُلِّ
أُمَّةٍ
شَهِيدًا
ثُمَّ
لَا
يُؤْذَنُ
لِلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
وَلَا
هُمْ
يُسْتَعْتَبُونَ
Her ümmetten[1] bir tanık getirdiğimiz gün, artık Kafirlere izin verilmez. Onlardan özür dilemeleri de istenmez.
Ve yevme neb'asu min kulli ummetin şehiden summe la yu'zenu lillezinekeferu ve la hum yusta'tebun.
Nahl 16:85
وَإِذَا
رَءَا
ٱلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
ٱلْعَذَابَ
فَلَا
يُخَفَّفُ
عَنْهُمْ
وَلَا
هُمْ
يُنظَرُونَ
Zulmeden kimseler, azapla karşı karşıya kaldıklarında, artık onlardan azap hafifletilmez. Ve onlara fırsat da verilmez.
Ve iza raellezine zalemul azabe fe la yuhaffefuanhum ve la hum yunzarun.
Nahl 16:86
وَإِذَا
رَءَا
ٱلَّذِينَ
أَشْرَكُوا۟
شُرَكَآءَهُمْ
قَالُوا۟
رَبَّنَا
هَـٰٓؤُلَآءِ
شُرَكَآؤُنَا
ٱلَّذِينَ
كُنَّا
نَدْعُوا۟
مِن
دُونِكَ ۖ
فَأَلْقَوْا۟
إِلَيْهِمُ
ٱلْقَوْلَ
إِنَّكُمْ
لَكَـٰذِبُونَ
Şirk koşanlar, şirk koştuklarını gördüklerinde: "Rabb'imiz! İşte bunlar, Senin yanın sıra istekte bulunduğumuz, yakardığımız ortaklarımız." diyecekler. Şirk koşulanlar da: "Siz, kesinlikle yalan söyleyenlersiniz." diyerek, onları yalanlarlar.
Ve iza raellezine eşreku şurekaehum kalu rabbena haulai şurekaunellezine kunna ned'u min dunik, fe elkav ileyhimul kavle innekum le kazibun.
Nahl 16:87
وَأَلْقَوْا۟
إِلَى
ٱللَّهِ
يَوْمَئِذٍ
ٱلسَّلَمَ ۖ
وَضَلَّ
عَنْهُم
مَّا
كَانُوا۟
يَفْتَرُونَ
O Gün, Allah'a teslim olurlar. Uydurdukları şeyler, yüzüstü bırakarak onlardan uzaklaşırlar.
Ve elkav ilallahi yevme izinis seleme ve dalle anhum ma kanu yefterun.
Nahl 16:88
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
وَصَدُّوا۟
عَن
سَبِيلِ
ٱللَّهِ
زِدْنَـٰهُمْ
عَذَابًا
فَوْقَ
ٱلْعَذَابِ
بِمَا
كَانُوا۟
يُفْسِدُونَ
Allah'ın yolundan alıkoyan Kafirlere, yaptıkları bozgunculuk nedeniyle azap üstüne azap katarız.
Ellezine keferu ve saddu an sebilillahi zidnahum azaben fevkal azabi bima kanu yufsidun.
Nahl 16:89
وَيَوْمَ
نَبْعَثُ
فِى
كُلِّ
أُمَّةٍ
شَهِيدًا
عَلَيْهِم
مِّنْ
أَنفُسِهِمْ ۖ
وَجِئْنَا
بِكَ
شَهِيدًا
عَلَىٰ
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
وَنَزَّلْنَا
عَلَيْكَ
ٱلْكِتَـٰبَ
تِبْيَـٰنًا
لِّكُلِّ
شَىْءٍ
وَهُدًى
وَرَحْمَةً
وَبُشْرَىٰ
لِلْمُسْلِمِينَ
Biz, O Gün, her ümmet için kendi aralarından üzerlerine bir tanık getireceğiz. Seni de teslim olanlar için[1] yol gösterici, rahmet ve haber verici olarak sana indirdiğimiz Kitap ile her şeyin açıklandığına dair bunlara tanıklık yapman için getireceğiz.
Ve yevme neb'asu fi kulli ummetin şehiden aleyhim min enfusihim ve ci'nabike şehiden ala haula, ve nezzelna aleykel kitabe tibyanen likulli şey'in ve huden ve rahmeten ve buşra lil muslimin.
Nahl 16:90
إِنَّ
ٱللَّهَ
يَأْمُرُ
بِٱلْعَدْلِ
وَٱلْإِحْسَـٰنِ
وَإِيتَآئِ
ذِى
ٱلْقُرْبَىٰ
وَيَنْهَىٰ
عَنِ
ٱلْفَحْشَآءِ
وَٱلْمُنكَرِ
وَٱلْبَغْىِ ۚ
يَعِظُكُمْ
لَعَلَّكُمْ
تَذَكَّرُونَ
Allah; adaleti, ihsanı[1] ve yakınlarınızda olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan[2], münkerden[3] ve beğyiden[4] men etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.
İnnallahe ye'muru bil adli vel ihsani ve itai zil kurba ve yenha anil fahşai vel munkeri vel bagy, yeizukum leallekum tezekkerun.
Nahl 16:91
وَأَوْفُوا۟
بِعَهْدِ
ٱللَّهِ
إِذَا
عَـٰهَدتُّمْ
وَلَا
تَنقُضُوا۟
ٱلْأَيْمَـٰنَ
بَعْدَ
تَوْكِيدِهَا
وَقَدْ
جَعَلْتُمُ
ٱللَّهَ
عَلَيْكُمْ
كَفِيلًا ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
يَعْلَمُ
مَا
تَفْعَلُونَ
Söz verdiğiniz zaman, verdiğiniz sözü Allah için tutun. Allah'ı kendinize kefil kılarak, pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Allah ne yaptığınızı bilir.
Ve evfu bi ahdillahi iza ahedtum ve la tenkudul eymane ba'de tevkidiha ve kad cealtumullahe aleykum kefila, innallahe ya'lemu ma tef'alun.
Nahl 16:92
وَلَا
تَكُونُوا۟
كَٱلَّتِى
نَقَضَتْ
غَزْلَهَا
مِن
بَعْدِ
قُوَّةٍ
أَنكَـٰثًا
تَتَّخِذُونَ
أَيْمَـٰنَكُمْ
دَخَلًا
بَيْنَكُمْ
أَن
تَكُونَ
أُمَّةٌ
هِىَ
أَرْبَىٰ
مِنْ
أُمَّةٍ ۚ
إِنَّمَا
يَبْلُوكُمُ
ٱللَّهُ
بِهِ ۚ
وَلَيُبَيِّنَنَّ
لَكُمْ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
مَا
كُنتُمْ
فِيهِ
تَخْتَلِفُونَ
İçinizden bir topluluğun başka bir topluluktan daha ribalı[1] olmasından etkilenerek, yeminlerinizi aldatma amacıyla; ipliğini sağlamca eğirdikten sonra, onu geri çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, sizi bununla[2] sınıyor. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyler, kıyamet günü size açıklanacaktır.
Ve la tekunu kelleti nekadat gazleha min ba'di kuvvetin enkasa, tettehızune eymanekum dehalen beynekum en tekune ummetun hiye erba min ummeh, innema yeblukumullahu bih, ve le yubeyyinenne lekum yevmel kıyameti ma kuntum fihi tahtelifun.
Nahl 16:93
وَلَوْ
شَآءَ
ٱللَّهُ
لَجَعَلَكُمْ
أُمَّةً
وَٰحِدَةً
وَلَـٰكِن
يُضِلُّ
مَن
يَشَآءُ
وَيَهْدِى
مَن
يَشَآءُ ۚ
وَلَتُسْـَٔلُنَّ
عَمَّا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Allah, dileseydi[1] sizi tek bir ümmet[2] yapardı. Fakat Allah hak edeni3 saptırır, hak edeni[3] de doğru yola iletir. Siz, yaptığınız her şeyden sorumlu tutulacaksınız.[4]
Ve lev şaallahu le cealekum ummeten vahideten ve lakin yudıllu men yeşau ve yehdi men yeşa', ve le tus'elunne amma kuntum ta'melun.
Nahl 16:94
وَلَا
تَتَّخِذُوٓا۟
أَيْمَـٰنَكُمْ
دَخَلًا
بَيْنَكُمْ
فَتَزِلَّ
قَدَمٌ
بَعْدَ
ثُبُوتِهَا
وَتَذُوقُوا۟
ٱلسُّوٓءَ
بِمَا
صَدَدتُّمْ
عَن
سَبِيلِ
ٱللَّهِ ۖ
وَلَكُمْ
عَذَابٌ
عَظِيمٌ
Yeminlerinizi, aranızda aldatma ve bozgunculuğa araç yapmayın. Yoksa yere sağlam bastıktan sonra[1] ayak kayar. Allah'ın yoluna engel olduğunuzdan dolayı kötülükle karşı karşıya kalırsınız. Ve büyük bir azaba uğrarsınız.
Ve la tettehızu eymanekum dehalen beynekum fe tezille kademun ba'de subutiha ve tezukus sue bima sadedtum an sebilillah, ve lekum azabun azim.
Nahl 16:95
وَلَا
تَشْتَرُوا۟
بِعَهْدِ
ٱللَّهِ
ثَمَنًا
قَلِيلًا ۚ
إِنَّمَا
عِندَ
ٱللَّهِ
هُوَ
خَيْرٌ
لَّكُمْ
إِن
كُنتُمْ
تَعْلَمُونَ
Allah'ın ahdini[1], küçük bir çıkara değiştirmeyin. Şayet bilirseniz, Allah'ın yanındaki ödülünüz daha iyidir.
Ve la teşteru bi ahdillahi semenen kalila, innema indallahi huve hayrun lekum in kuntum ta'lemun.
Nahl 16:96
مَا
عِندَكُمْ
يَنفَدُ ۖ
وَمَا
عِندَ
ٱللَّهِ
بَاقٍ ۗ
وَلَنَجْزِيَنَّ
ٱلَّذِينَ
صَبَرُوٓا۟
أَجْرَهُم
بِأَحْسَنِ
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
Sizin yanınızda olan şeyler tükenir, Allah'ın yanında olan şeyler ise tükenmez. Sabredenlere, ödüllerini yaptıkları şeylerin karşılığı olarak en iyi şekilde vereceğiz.
Ma ındekum yenfedu ve ma ındallahi bak, ve le necziyennellezine saberu ecrehum bi ahseni ma kanu ya'melun.
Nahl 16:97
مَنْ
عَمِلَ
صَـٰلِحًا
مِّن
ذَكَرٍ
أَوْ
أُنثَىٰ
وَهُوَ
مُؤْمِنٌ
فَلَنُحْيِيَنَّهُ
حَيَوٰةً
طَيِّبَةً ۖ
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
أَجْرَهُم
بِأَحْسَنِ
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
Erkek ve kadın, Mü'min olarak kim salihatı yaparsa[1], ona hoş, temiz bir hayat yaşatırız. Kesinlikle yaptıklarının karşılığını daha iyisiyle veririz.
Men amile salihan min zekerin ev unsa ve huve mu'minun fe le nuhyiyennehu hayaten tayyibeh, ve le necziyennehum ecrehum bi ahseni ma kanu ya'melun.
Nahl 16:101
وَإِذَا
بَدَّلْنَآ
ءَايَةً
مَّكَانَ
ءَايَةٍ ۙ
وَٱللَّهُ
أَعْلَمُ
بِمَا
يُنَزِّلُ
قَالُوٓا۟
إِنَّمَآ
أَنتَ
مُفْتَرٍ ۚ
بَلْ
أَكْثَرُهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Biz, bir ayeti, başka bir ayetle değiştirdiğimiz[1] zaman: "Allah ne indirdiğini bilirken,[2] sen kesinlikle uyduruyorsun." derler. Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyor.
Ve iza beddelna ayeten mekane ayetin vallahu a'lemu bima yunezzilu kalu innema ente mufter, bel ekseruhum la ya'lemun.
Nahl 16:102
قُلْ
نَزَّلَهُ
رُوحُ
ٱلْقُدُسِ
مِن
رَّبِّكَ
بِٱلْحَقِّ
لِيُثَبِّتَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَهُدًى
وَبُشْرَىٰ
لِلْمُسْلِمِينَ
De ki: "İman Edenlerin; imanlarını pekiştirmek, Müslimlere kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb'inden, Hakk ile o Kudus'un Ruhu[1] çokça[2] indi."
Kul nezzelehu ruhul kudusi min rabbike bil hakkı li yusebbitellezine amenu ve huden ve buşra lil muslimin.
Nahl 16:103
وَلَقَدْ
نَعْلَمُ
أَنَّهُمْ
يَقُولُونَ
إِنَّمَا
يُعَلِّمُهُ
بَشَرٌ ۗ
لِّسَانُ
ٱلَّذِى
يُلْحِدُونَ
إِلَيْهِ
أَعْجَمِىٌّ
وَهَـٰذَا
لِسَانٌ
عَرَبِىٌّ
مُّبِينٌ
Ant olsun ki Biz, onların: "Ona ancak bir beşer[1] öğretiyor." dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir Arapça'dır.
Ve lekad na'lemu ennehum yekulune innema yuallimuhu beşer, lisanullezi yulhıdune ileyhi a'cemiyyun ve haza lisanun arabiyyun mubin.
Nahl 16:104
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِـَٔايَـٰتِ
ٱللَّهِ
لَا
يَهْدِيهِمُ
ٱللَّهُ
وَلَهُمْ
عَذَابٌ
أَلِيمٌ
Allah, Allah'ın ayetlerine iman etmeyenleri doğru yola iletmez. Ve onlar için çok acı bir azap vardır.
İnnellezine la yu'minune bi ayatillahi la yehdihimullahu ve lehum azabun elim.
Nahl 16:105
إِنَّمَا
يَفْتَرِى
ٱلْكَذِبَ
ٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِـَٔايَـٰتِ
ٱللَّهِ ۖ
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
هُمُ
ٱلْكَـٰذِبُونَ
Ancak, Allah'ın ayetlerine iman etmeyenler yalan uydururlar. Zaten onlar, yalancıların ta kendileridir.
İnnema yefteril kezibellezine la yu'minune bi ayatillahi ve ulaike humul kazibun.
Nahl 16:106
مَن
كَفَرَ
بِٱللَّهِ
مِن
بَعْدِ
إِيمَـٰنِهِٓ
إِلَّا
مَنْ
أُكْرِهَ
وَقَلْبُهُ
مُطْمَئِنٌّ
بِٱلْإِيمَـٰنِ
وَلَـٰكِن
مَّن
شَرَحَ
بِٱلْكُفْرِ
صَدْرًا
فَعَلَيْهِمْ
غَضَبٌ
مِّنَ
ٱللَّهِ
وَلَهُمْ
عَذَابٌ
عَظِيمٌ
Kalbi iman ile yatışmış olduğu halde, -baskı ile inkara zorlanan kimse hariç- kim imanından sonra Allah'ı küfrederse ve kim küfre göğüs açarsa, bilsin ki Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlar için büyük bir azap vardır.
Men kefere billahi min ba'di imanihi illa men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil imani ve lakin men şereha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallah, ve lehum azabun azim.
Nahl 16:107
ذَٰلِكَ
بِأَنَّهُمُ
ٱسْتَحَبُّوا۟
ٱلْحَيَوٰةَ
ٱلدُّنْيَا
عَلَى
ٱلْـَٔاخِرَةِ
وَأَنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
ٱلْقَوْمَ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
Bunun nedeni, onların dünya hayatını sevip onu ahirete tercih etmeleridir. Allah, Kafir halkı doğru yola iletmez.
Zalike bi ennehumustehebbul hayated dunya alel ahıreti ve ennallahe la yehdil kavmel kafirin.
Nahl 16:108
أُو۟لَـٰٓئِكَ
ٱلَّذِينَ
طَبَعَ
ٱللَّهُ
عَلَىٰ
قُلُوبِهِمْ
وَسَمْعِهِمْ
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۖ
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
هُمُ
ٱلْغَـٰفِلُونَ
İşte onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar, gafil olanların ta kendileridir.
Ulaikellezine tabeallahu ala kulubihim ve sem'ihim ve ebsarihim, ve ulaike humul gafilun.
Nahl 16:109
لَا
جَرَمَ
أَنَّهُمْ
فِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ
هُمُ
ٱلْخَـٰسِرُونَ
Kuşkusuz onlar, ahirette hüsranda olanlardır.
La cereme ennehum fil ahıreti humul hasirun.
Nahl 16:110
ثُمَّ
إِنَّ
رَبَّكَ
لِلَّذِينَ
هَاجَرُوا۟
مِن
بَعْدِ
مَا
فُتِنُوا۟
ثُمَّ
جَـٰهَدُوا۟
وَصَبَرُوٓا۟
إِنَّ
رَبَّكَ
مِن
بَعْدِهَا
لَغَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Sonra, Rabb'in, zulme uğrayıp hicret etme zorunda kalan, ardından da cihat edip, sabredenlerin[1] yanındadır. Rabb'in, onlara karşı Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Summe inne rabbeke lillezine haceru min ba'di ma futinu summe cahedu ve saberu inne rabbeke min ba'diha le gafurun rahim.
Nahl 16:111
يَوْمَ
تَأْتِى
كُلُّ
نَفْسٍ
تُجَـٰدِلُ
عَن
نَّفْسِهَا
وَتُوَفَّىٰ
كُلُّ
نَفْسٍ
مَّا
عَمِلَتْ
وَهُمْ
لَا
يُظْلَمُونَ
O Gün gelir ve herkes kendi canını kurtarmak için çabalar. Herkese, yaptığı şeylerin karşılığı tastamam ödenir. Onlara asla haksızlık edilmez.
Yevme te'ti kullu nefsin tucadilu an nefsiha ve tuveffa kullu nefsin ma amilet ve hum la yuzlemun.
Nahl 16:112
وَضَرَبَ
ٱللَّهُ
مَثَلًا
قَرْيَةً
كَانَتْ
ءَامِنَةً
مُّطْمَئِنَّةً
يَأْتِيهَا
رِزْقُهَا
رَغَدًا
مِّن
كُلِّ
مَكَانٍ
فَكَفَرَتْ
بِأَنْعُمِ
ٱللَّهِ
فَأَذَٰقَهَا
ٱللَّهُ
لِبَاسَ
ٱلْجُوعِ
وَٱلْخَوْفِ
بِمَا
كَانُوا۟
يَصْنَعُونَ
Allah, güvenli ve her yönden tatmin olmuş bir kenti örnek verdi. Oraya, her yerden bol bol rızık geliyordu. Ne var ki, Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bunun üzerine Allah da onlara kaypaklıkları nedeniyle açlık ve korku elbisesini tattırdı.[1]
Ve daraballahu meselen karyeten kanet amineten mutmainneten ye'tiha rızkuha ragaden min kulli mekanin fe keferet bi en'umillahi fe ezakahallahu libasel cui vel havfi bima kanu yasnaun.
Nahl 16:113
وَلَقَدْ
جَآءَهُمْ
رَسُولٌ
مِّنْهُمْ
فَكَذَّبُوهُ
فَأَخَذَهُمُ
ٱلْعَذَابُ
وَهُمْ
ظَـٰلِمُونَ
Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir Resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.
Ve lekad caehum resulun minhum fe kezzebuhu fe ehazehumul azabu ve hum zalimun.
Nahl 16:114
فَكُلُوا۟
مِمَّا
رَزَقَكُمُ
ٱللَّهُ
حَلَـٰلًا
طَيِّبًا
وَٱشْكُرُوا۟
نِعْمَتَ
ٱللَّهِ
إِن
كُنتُمْ
إِيَّاهُ
تَعْبُدُونَ
Eğer Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin. Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin.
Fe kulu mimma razakakumullahu halalen tayyiben veşkuru ni'metallahi in kuntum iyyahu ta'budun.
Nahl 16:115
إِنَّمَا
حَرَّمَ
عَلَيْكُمُ
ٱلْمَيْتَةَ
وَٱلدَّمَ
وَلَحْمَ
ٱلْخِنزِيرِ
وَمَآ
أُهِلَّ
لِغَيْرِ
ٱللَّهِ
بِهِ ۖ
فَمَنِ
ٱضْطُرَّ
غَيْرَ
بَاغٍ
وَلَا
عَادٍ
فَإِنَّ
ٱللَّهَ
غَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Allah, size haram kıldı: ölmüş hayvan etini, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri[1] Ancak kim mecbur kalırsa[2] haddi aşmadığı ve hakkı çiğnemediği takdirde yiyebilir.[3] Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
İnnema harreme aleykumul meytete veddeme ve lahmel hınziri ve ma uhılle li gayrillahi bih, fe menıdturra gayre bagın ve la adin fe innallahe gafurun rahim.
Nahl 16:116
وَلَا
تَقُولُوا۟
لِمَا
تَصِفُ
أَلْسِنَتُكُمُ
ٱلْكَذِبَ
هَـٰذَا
حَلَـٰلٌ
وَهَـٰذَا
حَرَامٌ
لِّتَفْتَرُوا۟
عَلَى
ٱللَّهِ
ٱلْكَذِبَ ۚ
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
يَفْتَرُونَ
عَلَى
ٱللَّهِ
ٱلْكَذِبَ
لَا
يُفْلِحُونَ
Kendi yalanlarınızı, Allah'a dayandırarak, dilinize geldiği gibi yalan yanlış, "Şu helaldir, şu haramdır." demeyin. Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıranlar, kurtuluşa eremezler.[1]
Ve la tekulu lima tesıfu elsinetukumul kezibe haza halalun ve haza haramun li tefteru alallahil kezib, innellezine yefterune alallahil kezibe la yuflihun.
Nahl 16:117
مَتَـٰعٌ
قَلِيلٌ
وَلَهُمْ
عَذَابٌ
أَلِيمٌ
Bu yaptıkları az bir yararlanmadır. Onlara acı bir azap vardır.
Metaun kalilun ve lehum azabun elim.
Nahl 16:118
وَعَلَى
ٱلَّذِينَ
هَادُوا۟
حَرَّمْنَا
مَا
قَصَصْنَا
عَلَيْكَ
مِن
قَبْلُ ۖ
وَمَا
ظَلَمْنَـٰهُمْ
وَلَـٰكِن
كَانُوٓا۟
أَنفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Sana anlattıklarımızı daha önce Yahudilere de haram kılmıştık. Biz, onlara haksızlık yapmadık. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.
Ve alellezine hadu harremna ma kasasna aleyke min kabl, ve ma zalemnahum ve lakin kanu enfusehum yazlimun.
Nahl 16:119
ثُمَّ
إِنَّ
رَبَّكَ
لِلَّذِينَ
عَمِلُوا۟
ٱلسُّوٓءَ
بِجَهَـٰلَةٍ
ثُمَّ
تَابُوا۟
مِن
بَعْدِ
ذَٰلِكَ
وَأَصْلَحُوٓا۟
إِنَّ
رَبَّكَ
مِن
بَعْدِهَا
لَغَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Sonra, Rabb'in, cahillikle[1] kötülük yapan ve sonra bunun ardından tevbe edip kendisini düzelten kimseleri bağışlar. Çünkü Rabb'in Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Summe inne rabbeke lillezine amilus sue bi cehaletin summe tabu min ba'di zalike ve aslahu inne rabbeke min ba'diha le gafurun rahim.
Nahl 16:121
شَاكِرًا
لِّأَنْعُمِهِ ۚ
ٱجْتَبَىٰهُ
وَهَدَىٰهُ
إِلَىٰ
صِرَٰطٍ
مُّسْتَقِيمٍ
Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Onu seçti ve dosdoğru yola iletti.
Şakiren li en'umih, ictebahu ve hudahu ila sıratın mustekim.
Nahl 16:123
ثُمَّ
أَوْحَيْنَآ
إِلَيْكَ
أَنِ
ٱتَّبِعْ
مِلَّةَ
إِبْرَٰهِيمَ
حَنِيفًا ۖ
وَمَا
كَانَ
مِنَ
ٱلْمُشْرِكِينَ
Sonra sana: "Hanif olarak İbrahim'in milletine[1] uy, o Müşriklerden değildi." diye vahyettik.
Summe evhayna ileyke enittebi' millete ibrahime hanifa, ve ma kane minel muşrikin.
Nahl 16:124
إِنَّمَا
جُعِلَ
ٱلسَّبْتُ
عَلَى
ٱلَّذِينَ
ٱخْتَلَفُوا۟
فِيهِ ۚ
وَإِنَّ
رَبَّكَ
لَيَحْكُمُ
بَيْنَهُمْ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
فِيمَا
كَانُوا۟
فِيهِ
يَخْتَلِفُونَ
Sebt[1] yalnızca ihtilafa düşenler üzerine kılındı.[2] Kuşkusuz, senin Rabb'in ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında Kıyamet Günü, aralarında kesinlikle hüküm verecektir.
İnnema cuiles sebtu alellezinahtelefu fih, ve inne rabbeke le yahkumu beynehum yevmel kıyameti fima kanu fihi yahtelifun.
Nahl 16:125
ٱدْعُ
إِلَىٰ
سَبِيلِ
رَبِّكَ
بِٱلْحِكْمَةِ
وَٱلْمَوْعِظَةِ
ٱلْحَسَنَةِ ۖ
وَجَـٰدِلْهُم
بِٱلَّتِى
هِىَ
أَحْسَنُ ۚ
إِنَّ
رَبَّكَ
هُوَ
أَعْلَمُ
بِمَن
ضَلَّ
عَن
سَبِيلِهِ ۖ
وَهُوَ
أَعْلَمُ
بِٱلْمُهْتَدِينَ
Rabb'inin yoluna, hikmetle[1] ve iyiliği öğütleyerek çağır. Onlarla en iyi şekilde mücadele et. Kuşkusuz Rabb'in, kimin Kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
Ud'u ila sebili rabbike bil hikmeti vel mev'ızatil haseneti ve cadilhum billeti hiye ahsen, inne rabbeke huve a'lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a'lemu bil muhtedin.
Nahl 16:126
وَإِنْ
عَاقَبْتُمْ
فَعَاقِبُوا۟
بِمِثْلِ
مَا
عُوقِبْتُم
بِهِ ۖ
وَلَئِن
صَبَرْتُمْ
لَهُوَ
خَيْرٌ
لِّلصَّـٰبِرِينَ
Eğer siz, sert karşılık vermek zorunda kalırsanız, o zaman onların size verdiği karşılığa orantılı olarak karşılık verin. Ama sabrederseniz,[1] elbette böyle bir davranış sabredenler için daha hayırlıdır.
Ve in akabtum fe akıbu bi misli ma ukıbtum bih, ve le in sabertum le huve hayrun lis sabirin.
Nahl 16:127
وَٱصْبِرْ
وَمَا
صَبْرُكَ
إِلَّا
بِٱللَّهِ ۚ
وَلَا
تَحْزَنْ
عَلَيْهِمْ
وَلَا
تَكُ
فِى
ضَيْقٍ
مِّمَّا
يَمْكُرُونَ
Sabret! Senin sabrın yalnızca Allah iledir.[1] Onlar için üzülme. Onların kurdukları tuzaklar nedeniyle darlanma.
Vasbır ve ma sabruke illa billahi ve la tahzen aleyhim ve la teku fi daykın mimma yemkurun.
Nahl 16:128
إِنَّ
ٱللَّهَ
مَعَ
ٱلَّذِينَ
ٱتَّقَوا۟
وَّٱلَّذِينَ
هُم
مُّحْسِنُونَ
Kuşkusuz, Allah, takvalı olanlarla ve iyi davranan kimselerle beraberdir.
İnnallahe meallezinettekav vellezine hum muhsinun.