سورة النحل
16.Nahl Suresi
"Bal Arısı"
128 Ayet
Nahl 16:21
أَمْوَٰتٌ
غَيْرُ
أَحْيَآءٍ ۖ
وَمَا
يَشْعُرُونَ
أَيَّانَ
يُبْعَثُونَ
Diri değil, ölüdürler. Diriltilecekleri zamandan habersizdirler.
Emvatun gayru ahya', ve ma yeş'urune eyyane yub'asun.
Nahl 16:22
إِلَـٰهُكُمْ
إِلَـٰهٌ
وَٰحِدٌ ۚ
فَٱلَّذِينَ
لَا
يُؤْمِنُونَ
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
قُلُوبُهُم
مُّنكِرَةٌ
وَهُم
مُّسْتَكْبِرُونَ
Sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Buna rağmen, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri, bunu kabul etmez. Ve onlar büyüklenen kimselerdir.
İlahukum ilahun vahid, fellezine la yu'minune bil ahirati kulubuhum munkiretun ve hum mustekbirun.
Nahl 16:23
لَا
جَرَمَ
أَنَّ
ٱللَّهَ
يَعْلَمُ
مَا
يُسِرُّونَ
وَمَا
يُعْلِنُونَ ۚ
إِنَّهُ
لَا
يُحِبُّ
ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ
Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğinden kuşku yok. Gerçek şu ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
La cereme ennallahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun, innehu la yuhıbbul mustekbirin.
Nahl 16:24
وَإِذَا
قِيلَ
لَهُم
مَّاذَآ
أَنزَلَ
رَبُّكُمْ ۙ
قَالُوٓا۟
أَسَـٰطِيرُ
ٱلْأَوَّلِينَ
Onlara, "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" diye sorulduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" derler.
Ve iza kile lehum ma za enzele rabbukum kalu esatirul evvelin.
Nahl 16:25
لِيَحْمِلُوٓا۟
أَوْزَارَهُمْ
كَامِلَةً
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ
وَمِنْ
أَوْزَارِ
ٱلَّذِينَ
يُضِلُّونَهُم
بِغَيْرِ
عِلْمٍ ۗ
أَلَا
سَآءَ
مَا
يَزِرُونَ
Kıyamet Günü, kendi yüklerinin tamamını ve saptırdıkları cahillerin yüklerinden bir kısmını, yüklenmiş olurlar. Dikkat edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!
Liyahmilu evzarehum kamileten yevmel kıyameti ve min evzarillezine yudıllunehum bi gayri ilm, e la sae ma yezirun.
Nahl 16:26
قَدْ
مَكَرَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ
فَأَتَى
ٱللَّهُ
بُنْيَـٰنَهُم
مِّنَ
ٱلْقَوَاعِدِ
فَخَرَّ
عَلَيْهِمُ
ٱلسَّقْفُ
مِن
فَوْقِهِمْ
وَأَتَىٰهُمُ
ٱلْعَذَابُ
مِنْ
حَيْثُ
لَا
يَشْعُرُونَ
Onlardan öncekiler de düzen kurmuşlardı. Allah, onların yapılarını temelden yıktı, çatıları da tepelerine çöktü. Onlara, bu azap, hesaba katmadıkları yerden geldi.[1]
Kad mekerellezine min kablihim fe etallahu bunyanehum minel kavaıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etahumul azabu min haysu la yeş'urun.
Nahl 16:27
ثُمَّ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
يُخْزِيهِمْ
وَيَقُولُ
أَيْنَ
شُرَكَآءِىَ
ٱلَّذِينَ
كُنتُمْ
تُشَـٰٓقُّونَ
فِيهِمْ ۚ
قَالَ
ٱلَّذِينَ
أُوتُوا۟
ٱلْعِلْمَ
إِنَّ
ٱلْخِزْىَ
ٱلْيَوْمَ
وَٱلسُّوٓءَ
عَلَى
ٱلْكَـٰفِرِينَ
Sonra Kıyamet Günü, onları rezil edecek. Ve "Hani uğrunda ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" diyecek. Kendilerine ilim verilenler, "Rezillik ve kötülük, bugün Kafirlerin üzerinedir." diyecek.
Summe yevmel kıyameti yuhzihim ve yekulu eyne şurekaiyellezine kuntum tuşakkune fihim, kalellezine utul ilme innel hızyel yevme ves sue alel kafirin.
Nahl 16:28
ٱلَّذِينَ
تَتَوَفَّىٰهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ظَالِمِىٓ
أَنفُسِهِمْ ۖ
فَأَلْقَوُا۟
ٱلسَّلَمَ
مَا
كُنَّا
نَعْمَلُ
مِن
سُوٓءٍ ۚ
بَلَىٰٓ
إِنَّ
ٱللَّهَ
عَلِيمٌ
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Melekler, kendilerine haksızlık yapanların[1] canlarını alacakları zaman, onlar, teslimiyet içinde:[2] "Biz, kötü bir iş yapmadık." dediler. Hayır! Kuşkusuz, Allah, yapmış olduğunuz şeyleri çok iyi bilendir.
Ellezine teteveffahumul melaiketu zalimi enfusihim fe elkavus seleme ma kunna na'melu min su', bela innallahe alimun bima kuntum ta'melun.
Nahl 16:29
فَٱدْخُلُوٓا۟
أَبْوَٰبَ
جَهَنَّمَ
خَـٰلِدِينَ
فِيهَا ۖ
فَلَبِئْسَ
مَثْوَى
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
O halde, içinde ebedi kalıcılar olarak Cehennem'in kapılarından girin! Büyüklük taslayanlar için ne kötü bir yerdir orası.
Fedhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe lebi'se mesvel mutekebbirin.
Nahl 16:30
وَقِيلَ
لِلَّذِينَ
ٱتَّقَوْا۟
مَاذَآ
أَنزَلَ
رَبُّكُمْ ۚ
قَالُوا۟
خَيْرًا ۗ
لِّلَّذِينَ
أَحْسَنُوا۟
فِى
هَـٰذِهِ
ٱلدُّنْيَا
حَسَنَةٌ ۚ
وَلَدَارُ
ٱلْـَٔاخِرَةِ
خَيْرٌ ۚ
وَلَنِعْمَ
دَارُ
ٱلْمُتَّقِينَ
Ve takva[1] sahiplerine: "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" denildi. "İyilik." dediler. Bu dünyada, iyilik yapanlar için iyilik vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
Ve kile lillezinettekav ma za enzele rabbukum, kalu hayra, lillezine ahsenu fi hazihid dunya haseneh, ve le darul ahıreti hayr, ve le ni'me darul muttekin.
Nahl 16:31
جَنَّـٰتُ
عَدْنٍ
يَدْخُلُونَهَا
تَجْرِى
مِن
تَحْتِهَا
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
لَهُمْ
فِيهَا
مَا
يَشَآءُونَ ۚ
كَذَٰلِكَ
يَجْزِى
ٱللَّهُ
ٱلْمُتَّقِينَ
İçinden ırmaklar akan Adn Cennetlerine girerler. Orada, onlar için diledikleri şeyler var. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
Cennatu adnin yedhuluneha tecri min tahtihel enharu lehum fiha ma yeşaun, kezalike yeczillahul muttekin.
Nahl 16:32
ٱلَّذِينَ
تَتَوَفَّىٰهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
طَيِّبِينَ ۙ
يَقُولُونَ
سَلَـٰمٌ
عَلَيْكُمُ
ٱدْخُلُوا۟
ٱلْجَنَّةَ
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
Melekler, onların[1] canlarını tayyib[2] şekilde alırlar. "Selam size. Yapmış olduğunuz iyi şeylere karşılık girin Cennete.[3]" derler.
Ellezine teteveffahumul melaiketu tayyibine yekulune selamun aleykumudhulul cennete bima kuntum ta'melun.
Nahl 16:33
هَلْ
يَنظُرُونَ
إِلَّآ
أَن
تَأْتِيَهُمُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
أَوْ
يَأْتِىَ
أَمْرُ
رَبِّكَ ۚ
كَذَٰلِكَ
فَعَلَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ ۚ
وَمَا
ظَلَمَهُمُ
ٱللَّهُ
وَلَـٰكِن
كَانُوٓا۟
أَنفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabb'inin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara haksızlık yapmadı. Fakat onlar kendilerine haksızlık yapıyorlardı.
Hel yanzurune illa en te'tiyehumul melaiketu ev ye'tiye emru rabbik, kezalike fe alellezine min kablihim, ve ma zalemehumullahu ve lakin kanu enfusehum yazlimun.
Nahl 16:34
فَأَصَابَهُمْ
سَيِّـَٔاتُ
مَا
عَمِلُوا۟
وَحَاقَ
بِهِم
مَّا
كَانُوا۟
بِهِ
يَسْتَهْزِءُونَ
Böylece yaptıklarının kötülükleri onlara isabet etti. Alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
Fe esabehum seyyiatu ma amilu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun.
Nahl 16:35
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
أَشْرَكُوا۟
لَوْ
شَآءَ
ٱللَّهُ
مَا
عَبَدْنَا
مِن
دُونِهِ
مِن
شَىْءٍ
نَّحْنُ
وَلَآ
ءَابَآؤُنَا
وَلَا
حَرَّمْنَا
مِن
دُونِهِ
مِن
شَىْءٍ ۚ
كَذَٰلِكَ
فَعَلَ
ٱلَّذِينَ
مِن
قَبْلِهِمْ ۚ
فَهَلْ
عَلَى
ٱلرُّسُلِ
إِلَّا
ٱلْبَلَـٰغُ
ٱلْمُبِينُ
Şirk koşanlar, "Eğer Allah dileseydi biz onun yanı sıra başkasına kul olmazdık. Babalarımız da olmazdı. Ne biz ne de babalarımız O'nun haram kıldığından başka hiçbir şeyi haram kılmazdık.[1]" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Bu durumda Resullerin üzerine düşen, vahyi apaçık bir şekilde tebliğden başkası değil.
Ve kalellezine eşreku lev şaallahu ma abedna min dunihi min şey'in nahnu ve la abauna ve la harremna min dunihi min şey', kezalike fe alellezine min kablihim, fe hel aler rusuli illel belagul mubin.
Nahl 16:36
وَلَقَدْ
بَعَثْنَا
فِى
كُلِّ
أُمَّةٍ
رَّسُولًا
أَنِ
ٱعْبُدُوا۟
ٱللَّهَ
وَٱجْتَنِبُوا۟
ٱلطَّـٰغُوتَ ۖ
فَمِنْهُم
مَّنْ
هَدَى
ٱللَّهُ
وَمِنْهُم
مَّنْ
حَقَّتْ
عَلَيْهِ
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۚ
فَسِيرُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَٱنظُرُوا۟
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلْمُكَذِّبِينَ
Ant olsun ki, Biz, her ümmete,[1] Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan[2] uzak durmaları için bir resul gönderdik. Allah onlardan kimini[3] doğru yola iletti, kimine[3] de sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.
Ve le kad beasna fi kulli ummetin resulen eni'budullahe vectenibut tagut, fe minhum men hedallahu ve minhum men hakkat aleyhid dalaleh, fe siru fil ardı fanzuru keyfe kane akıbetul mukezzibin.
Nahl 16:37
إِن
تَحْرِصْ
عَلَىٰ
هُدَىٰهُمْ
فَإِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
مَن
يُضِلُّ ۖ
وَمَا
لَهُم
مِّن
نَّـٰصِرِينَ
Sen, onların, doğru yola ermelerini ne kadar çok istersen iste; sapkınlıkta kararlı olanları Allah doğru yola iletmez. Onlar için bir yardımcı da bulunmaz.
İn tahris ala hudahum fe innallahe la yehdi men yudıllu ve ma lehum min nasırin.
Nahl 16:38
وَأَقْسَمُوا۟
بِٱللَّهِ
جَهْدَ
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ
لَا
يَبْعَثُ
ٱللَّهُ
مَن
يَمُوتُ ۚ
بَلَىٰ
وَعْدًا
عَلَيْهِ
حَقًّا
وَلَـٰكِنَّ
أَكْثَرَ
ٱلنَّاسِ
لَا
يَعْلَمُونَ
"Allah, ölen bir kimseyi diriltmez." diye olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır! Allah'ın ölüleri diriltmesi kesin bir sözdür. Ancak insanların çoğu bu gerçeği kavramazlar.
Ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb'asullahu men yemut, bela va'den aleyhi hakkan ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.
Nahl 16:39
لِيُبَيِّنَ
لَهُمُ
ٱلَّذِى
يَخْتَلِفُونَ
فِيهِ
وَلِيَعْلَمَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوٓا۟
أَنَّهُمْ
كَانُوا۟
كَـٰذِبِينَ
Karşı çıktıkları şeyin[1] onlara açıklanması ve Kafirlerin yalancılar olduklarını bilmeleri için diriltileceklerdir.
Li yubeyyine lehumullezi yahtelifune fihi ve li ya'lemellezine keferu ennehum kanu kazibin.