سورة القصص
28.Kasas Suresi
"Kıssa"
88 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kasas 28:2
تِلْكَ
ءَايَـٰتُ
ٱلْكِتَـٰبِ
ٱلْمُبِينِ
İşte bunlar gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir.
Tilke ayatul kitabil mubin.
Kasas 28:3
نَتْلُوا۟
عَلَيْكَ
مِن
نَّبَإِ
مُوسَىٰ
وَفِرْعَوْنَ
بِٱلْحَقِّ
لِقَوْمٍ
يُؤْمِنُونَ
Biz, sana iman eden bir halk için ders alsınlar diye Musa ve Firavun'un haberinden bir kısım gerçeği anlatacağız.
Netlu aleyke min nebei musa ve fir'avne bil hakkı li kavmin yu'minun.
Kasas 28:4
إِنَّ
فِرْعَوْنَ
عَلَا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَجَعَلَ
أَهْلَهَا
شِيَعًا
يَسْتَضْعِفُ
طَآئِفَةً
مِّنْهُمْ
يُذَبِّحُ
أَبْنَآءَهُمْ
وَيَسْتَحْىِ
نِسَآءَهُمْ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
مِنَ
ٱلْمُفْسِدِينَ
Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.
İnne fir'avne ala fil ardı ve ceale ehleha şiyean yestad'ıfu taifeten minhum yuzebbihu ebnaehum ve yestahyi nisaehum, innehu kane minel mufsidin.
Kasas 28:5
وَنُرِيدُ
أَن
نَّمُنَّ
عَلَى
ٱلَّذِينَ
ٱسْتُضْعِفُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَنَجْعَلَهُمْ
أَئِمَّةً
وَنَجْعَلَهُمُ
ٱلْوَٰرِثِينَ
Biz ise, yeryüzünde ezilenlere iyilik yapmak[1] ve onları önderler kılmak ve varisler[2] yapmak istiyoruz.
Ve nuridu en nemunne alellezinestud'ıfu fil ardı ve nec'alehum eimmeten ve nec'alehumul varisin.
Kasas 28:6
وَنُمَكِّنَ
لَهُمْ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَنُرِىَ
فِرْعَوْنَ
وَهَـٰمَـٰنَ
وَجُنُودَهُمَا
مِنْهُم
مَّا
كَانُوا۟
يَحْذَرُونَ
Ve onları yeryüzünde iktidar yapalım, Firavun'a, Haman'a ve ikisinin ordusuna, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.
Ve numekkine lehum fil ardı ve nuriye fir'avne ve hamane ve cunudehuma minhum ma kanu yahzerun.
Kasas 28:7
وَأَوْحَيْنَآ
إِلَىٰٓ
أُمِّ
مُوسَىٰٓ
أَنْ
أَرْضِعِيهِ ۖ
فَإِذَا
خِفْتِ
عَلَيْهِ
فَأَلْقِيهِ
فِى
ٱلْيَمِّ
وَلَا
تَخَافِى
وَلَا
تَحْزَنِىٓ ۖ
إِنَّا
رَآدُّوهُ
إِلَيْكِ
وَجَاعِلُوهُ
مِنَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
Musa'nın annesine vahyettik: "Onu emzir! Eğer onun için korkarsan, onu suya[1] bırak. Ve korkma, üzülme. Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu Resullerden yapacağız."
Ve evhayna ila ummi musa en erdıih, fe iza hıfti aleyhi fe elkihi fil yemmi ve la tehafi ve la tahzeni, inna radduhu ileyki ve caıluhu minel murselin.
Kasas 28:8
فَٱلْتَقَطَهُٓ
ءَالُ
فِرْعَوْنَ
لِيَكُونَ
لَهُمْ
عَدُوًّا
وَحَزَنًا ۗ
إِنَّ
فِرْعَوْنَ
وَهَـٰمَـٰنَ
وَجُنُودَهُمَا
كَانُوا۟
خَـٰطِـِٔينَ
Derken Firavun ailesi, kendileri için bir düşman ve başlarına dert olacak olan onu, buluntu olarak aldı. Firavun, Haman ve askerleri yanlış yaptılar.
Feltekatahu alu fir'avne li yekune lehum aduvven ve hazena, inne fir'avne ve hamane ve cunudehuma kanu hatıin.
Kasas 28:9
وَقَالَتِ
ٱمْرَأَتُ
فِرْعَوْنَ
قُرَّتُ
عَيْنٍ
لِّى
وَلَكَ ۖ
لَا
تَقْتُلُوهُ
عَسَىٰٓ
أَن
يَنفَعَنَآ
أَوْ
نَتَّخِذَهُ
وَلَدًا
وَهُمْ
لَا
يَشْعُرُونَ
Ve Firavun'un karısı: "Bana ve sana göz aydınlığı olsun. Onu öldürmeyin, belki bize yararı olur. Veya onu evlat ediniriz." dedi. Onlar, olacakların ayırdında değillerdi.
Ve kaletimraetu fir'avne kurretu aynin li ve lek, la taktuluhu asa en yenfeana ev nettehızehu veleden ve hum la yeş'urun.
Kasas 28:10
وَأَصْبَحَ
فُؤَادُ
أُمِّ
مُوسَىٰ
فَـٰرِغًا ۖ
إِن
كَادَتْ
لَتُبْدِى
بِهِ
لَوْلَآ
أَن
رَّبَطْنَا
عَلَىٰ
قَلْبِهَا
لِتَكُونَ
مِنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Musa'nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Eğer Biz sözümüze güvenenlerden olması için gönlünü pekiştirmeseydik az kalsın durumu açığa vuracaktı.
Ve asbaha fuadu ummi musa fariga, in kadet le tubdi bihi lev la en rabatna ala kalbiha li tekune minel mu'minin.
Kasas 28:12
وَحَرَّمْنَا
عَلَيْهِ
ٱلْمَرَاضِعَ
مِن
قَبْلُ
فَقَالَتْ
هَلْ
أَدُلُّكُمْ
عَلَىٰٓ
أَهْلِ
بَيْتٍ
يَكْفُلُونَهُ
لَكُمْ
وَهُمْ
لَهُ
نَـٰصِحُونَ
Biz, onun, sütannelerinin sütünü emmemesini sağladık. Bunun üzerine:[1] "Size, onun bakımını üstlenecek ve onu iyi yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" dedi.
Ve harremna aleyhil meradıa min kablu fe kalet hel edullukum ala ehli beytin yekfulunehu lekum ve hum lehu nasıhun.
Kasas 28:13
فَرَدَدْنَـٰهُ
إِلَىٰٓ
أُمِّهِ
كَىْ
تَقَرَّ
عَيْنُهَا
وَلَا
تَحْزَنَ
وَلِتَعْلَمَ
أَنَّ
وَعْدَ
ٱللَّهِ
حَقٌّ
وَلَـٰكِنَّ
أَكْثَرَهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Derken gözü aydın olsun, üzülmesin diye onu annesine kavuşturduk. Ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu fakat onların çoğunun bunu anlamadığını bilsin.
Fe redednahu ila ummihi key tekarra aynuha ve la tahzene ve li ta'leme enne va'dallahi hakkun ve lakinne ekserehum la ya'lemun.
Kasas 28:14
وَلَمَّا
بَلَغَ
أَشُدَّهُ
وَٱسْتَوَىٰٓ
ءَاتَيْنَـٰهُ
حُكْمًا
وَعِلْمًا ۚ
وَكَذَٰلِكَ
نَجْزِى
ٱلْمُحْسِنِينَ
Ve güçlü çağına erişip olgunlaşınca, ona hikmet[1] ve ilim verdik. İyileri işte böyle ödüllendiririz.
Ve lemma belega eşuddehu vesteva ateynahu hukmen ve ilma, ve kezalike neczil muhsinin.
Kasas 28:15
وَدَخَلَ
ٱلْمَدِينَةَ
عَلَىٰ
حِينِ
غَفْلَةٍ
مِّنْ
أَهْلِهَا
فَوَجَدَ
فِيهَا
رَجُلَيْنِ
يَقْتَتِلَانِ
هَـٰذَا
مِن
شِيعَتِهِ
وَهَـٰذَا
مِنْ
عَدُوِّهِ ۖ
فَٱسْتَغَـٰثَهُ
ٱلَّذِى
مِن
شِيعَتِهِ
عَلَى
ٱلَّذِى
مِنْ
عَدُوِّهِ
فَوَكَزَهُ
مُوسَىٰ
فَقَضَىٰ
عَلَيْهِ ۖ
قَالَ
هَـٰذَا
مِنْ
عَمَلِ
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ
إِنَّهُ
عَدُوٌّ
مُّضِلٌّ
مُّبِينٌ
Musa, şehir halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri de düşman olan taraftan kavga eden iki kişi buldu. Kendi tarafından olan, diğerine karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Musa onu yumrukladı ve ölümüne neden oldu. Musa: "Bu şeytanın işindendir. Kuşkusuz o, saptırıcı apaçık bir düşmandır." dedi.
Ve dehalel medinete ala hini gafletin min ehliha fe vecede fiha raculeyni yaktetilani haza min şiatihi ve haza min aduvvih, festegasehullezi min şiatihi alellezi min aduvvihi, fe vekezehu musa fe kada aleyhi kale haza min ameliş şeytan, innehu aduvvun mudillun mubin.
Kasas 28:16
قَالَ
رَبِّ
إِنِّى
ظَلَمْتُ
نَفْسِى
فَٱغْفِرْ
لِى
فَغَفَرَ
لَهُٓ ۚ
إِنَّهُ
هُوَ
ٱلْغَفُورُ
ٱلرَّحِيمُ
"Rabb'im! Doğrusu ben kendime haksızlık yaptım. Artık beni bağışla." dedi. Böylece onu bağışladı. Gerçekten O; Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kale rabbi inni zalemtu nefsi fagfirli fe gafera leh, innehu huvel gafurur rahim.
Kasas 28:18
فَأَصْبَحَ
فِى
ٱلْمَدِينَةِ
خَآئِفًا
يَتَرَقَّبُ
فَإِذَا
ٱلَّذِى
ٱسْتَنصَرَهُ
بِٱلْأَمْسِ
يَسْتَصْرِخُهُ ۚ
قَالَ
لَهُ
مُوسَىٰٓ
إِنَّكَ
لَغَوِىٌّ
مُّبِينٌ
Korku içinde etrafı kollayarak şehirde sabahladı. Bir de baktı ki dün yardım isteyen kişi yine yardım istiyor. Musa: "Sen apaçık bir azgınsın!" dedi.
Fe asbaha fil medineti haifen yeterakkabu fe izellezistensarahu bil emsi yestasrihuh, kale lehu musa inneke le gaviyyun mubin.
Kasas 28:19
فَلَمَّآ
أَنْ
أَرَادَ
أَن
يَبْطِشَ
بِٱلَّذِى
هُوَ
عَدُوٌّ
لَّهُمَا
قَالَ
يَـٰمُوسَىٰٓ
أَتُرِيدُ
أَن
تَقْتُلَنِى
كَمَا
قَتَلْتَ
نَفْسًا
بِٱلْأَمْسِ ۖ
إِن
تُرِيدُ
إِلَّآ
أَن
تَكُونَ
جَبَّارًا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَمَا
تُرِيدُ
أَن
تَكُونَ
مِنَ
ٱلْمُصْلِحِينَ
İkisinin de düşmanı olan adamı yakalamak istediğinde: "Ey Musa! Dün öldürdüğün kimse gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen yalnızca yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arayı düzelticilerden olmak istemiyorsun." dedi.
Fe lemma en erade en yabtışe billezi huve aduvvun lehuma kale ya musa e turidu en taktuleni kema katelte nefsen bil emsi in turidu illa en tekune cebbaren fil ardı ve ma turidu en tekune minel muslihin.
Kasas 28:20
وَجَآءَ
رَجُلٌ
مِّنْ
أَقْصَا
ٱلْمَدِينَةِ
يَسْعَىٰ
قَالَ
يَـٰمُوسَىٰٓ
إِنَّ
ٱلْمَلَأَ
يَأْتَمِرُونَ
بِكَ
لِيَقْتُلُوكَ
فَٱخْرُجْ
إِنِّى
لَكَ
مِنَ
ٱلنَّـٰصِحِينَ
Şehrin diğer tarafından bir adam koşarak geldi. "Ey Musa! Meleler[1] senin öldürülmen konusunda görüşme yapıyorlar. Derhal kaybol. Seni iyiliğin için uyarıyorum." dedi.
Ve cae raculun min aksal medineti yes'a kale ya musa innel melee ye'temirune bike li yaktuluke fahruc inni leke minen nasıhin.
Kasas 28:21
فَخَرَجَ
مِنْهَا
خَآئِفًا
يَتَرَقَّبُ ۖ
قَالَ
رَبِّ
نَجِّنِى
مِنَ
ٱلْقَوْمِ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Bunun üzerine korku içinde etrafı kollayarak oradan ayrıldı: "Rabb'im! Beni bu zalim halktan kurtar." dedi.
Fe harece minha haifen yeterakkabu, kale rabbi neccini minel kavmiz zalimin.
Kasas 28:22
وَلَمَّا
تَوَجَّهَ
تِلْقَآءَ
مَدْيَنَ
قَالَ
عَسَىٰ
رَبِّىٓ
أَن
يَهْدِيَنِى
سَوَآءَ
ٱلسَّبِيلِ
Medyen tarafına yöneldiğinde: "Umarım Rabb'im bana bir çıkış yolu gösterir." dedi.
Ve lemma teveccehe tilkae medyene kale asa rabbi en yehdiyeni sevaes sebil.
Kasas 28:23
وَلَمَّا
وَرَدَ
مَآءَ
مَدْيَنَ
وَجَدَ
عَلَيْهِ
أُمَّةً
مِّنَ
ٱلنَّاسِ
يَسْقُونَ
وَوَجَدَ
مِن
دُونِهِمُ
ٱمْرَأَتَيْنِ
تَذُودَانِ ۖ
قَالَ
مَا
خَطْبُكُمَا ۖ
قَالَتَا
لَا
نَسْقِى
حَتَّىٰ
يُصْدِرَ
ٱلرِّعَآءُ ۖ
وَأَبُونَا
شَيْخٌ
كَبِيرٌ
Medyen suyuna vardığında, orada hayvanlarını sulamakta olan birçok İnsan gördü. Bir de sürülerini sulamayı gözetleyen iki kadın vardı. Onlara: "Neden böyle duruyorsunuz?" dedi. "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz sulayamayız. Babamız çok ihtiyardır." dediler.
Ve lemma verede mae medyene vecede aleyhi ummeten minen nasi yeskun, ve vecede min dunihimumreeteyni tezudan, kale ma hatbukuma, kaleta la neski hatta yusdirar riau ve ebuna şeyhun kebir.
Kasas 28:24
فَسَقَىٰ
لَهُمَا
ثُمَّ
تَوَلَّىٰٓ
إِلَى
ٱلظِّلِّ
فَقَالَ
رَبِّ
إِنِّى
لِمَآ
أَنزَلْتَ
إِلَىَّ
مِنْ
خَيْرٍ
فَقِيرٌ
Bunun üzerine ikisi için hayvanları suladı. Sonra gölgeye çekildi. "Rabb'im! Ben, bana hayır olarak bağışlayacağın her şeye muhtacım." dedi.
Fe seka lehuma summe tevella ilez zılli fe kale rabbi inni lima enzelte ileyye min hayrin fakir.
Kasas 28:25
فَجَآءَتْهُ
إِحْدَىٰهُمَا
تَمْشِى
عَلَى
ٱسْتِحْيَآءٍ
قَالَتْ
إِنَّ
أَبِى
يَدْعُوكَ
لِيَجْزِيَكَ
أَجْرَ
مَا
سَقَيْتَ
لَنَا ۚ
فَلَمَّا
جَآءَهُ
وَقَصَّ
عَلَيْهِ
ٱلْقَصَصَ
قَالَ
لَا
تَخَفْ ۖ
نَجَوْتَ
مِنَ
ٱلْقَوْمِ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Derken, iki kızdan biri utana utana Musa'ya geldi: "Babam, bizim yerimize sulamanın karşılığını vermek için seni çağırıyor." dedi. Musa, yanına vararak başından geçenleri anlattı. "Korkma! Zalimlerden kurtuldun." dedi.
Fe caethu ıhdahuma temşi alestihyain, kalet inne ebi yed'uke li yecziyeke ecra ma sekayte lena, fe lemma caehu ve kassa aleyhil kasasa kale la tehaf, necevte minel kavmiz zalimin.
Kasas 28:26
قَالَتْ
إِحْدَىٰهُمَا
يَـٰٓأَبَتِ
ٱسْتَـْٔجِرْهُ ۖ
إِنَّ
خَيْرَ
مَنِ
ٱسْتَـْٔجَرْتَ
ٱلْقَوِىُّ
ٱلْأَمِينُ
İki kızından biri: "Ey babacığım! Onu ücretle tut. Gerçekten o, ücretle tutacaklarının en iyisi, güçlüsü ve güvenilirdir." dedi.
Kalet ıhdahuma ya ebetiste'cirhu inne hayra meniste'certel kaviyyul emin.
Kasas 28:27
قَالَ
إِنِّىٓ
أُرِيدُ
أَنْ
أُنكِحَكَ
إِحْدَى
ٱبْنَتَىَّ
هَـٰتَيْنِ
عَلَىٰٓ
أَن
تَأْجُرَنِى
ثَمَـٰنِىَ
حِجَجٍ ۖ
فَإِنْ
أَتْمَمْتَ
عَشْرًا
فَمِنْ
عِندِكَ ۖ
وَمَآ
أُرِيدُ
أَنْ
أَشُقَّ
عَلَيْكَ ۚ
سَتَجِدُنِىٓ
إِن
شَآءَ
ٱللَّهُ
مِنَ
ٱلصَّـٰلِحِينَ
Bu iki kızımdan birini, bana sekiz hacc[1] boyunca çalışmana karşılık seninle evlendirmek istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan sen bilirsin. Sana rahatsızlık vermek istemem. İnşaallah beni salihlerden[2] bulacaksın." dedi.
Kale inni uridu en unkihake ihdebneteyye hateyni ala en te'cureni semaniye hıcec, fe in etmemte aşran fe min indik, ve ma uridu en eşukka aleyk, seteciduni in şaallahu mines salihin.
Kasas 28:28
قَالَ
ذَٰلِكَ
بَيْنِى
وَبَيْنَكَ ۖ
أَيَّمَا
ٱلْأَجَلَيْنِ
قَضَيْتُ
فَلَا
عُدْوَٰنَ
عَلَىَّ ۖ
وَٱللَّهُ
عَلَىٰ
مَا
نَقُولُ
وَكِيلٌ
"Bu ikimizin arasındadır. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlıyayım bana kırgınlık olmasın. Konuştuklarımıza Allah tanıktır." dedi.
Kale zalike beyni ve beynek, eyyemel eceleyni kadaytu fe la udvane aleyy, vallahu ala ma nekulu vekil.
Kasas 28:29
فَلَمَّا
قَضَىٰ
مُوسَى
ٱلْأَجَلَ
وَسَارَ
بِأَهْلِهِٓ
ءَانَسَ
مِن
جَانِبِ
ٱلطُّورِ
نَارًا
قَالَ
لِأَهْلِهِ
ٱمْكُثُوٓا۟
إِنِّىٓ
ءَانَسْتُ
نَارًا
لَّعَلِّىٓ
ءَاتِيكُم
مِّنْهَا
بِخَبَرٍ
أَوْ
جَذْوَةٍ
مِّنَ
ٱلنَّارِ
لَعَلَّكُمْ
تَصْطَلُونَ
Musa, süresini tamamlayınca, ailesi ile yola çıktı. Tur tarafında bir ateş fark etti. Ailesine: "Bekleyin. Ben bir ateş gördüm. Belki size ondan bir haber veya ısınmanız için bir ateş getiririm." dedi.
Fe lemma kada musel ecele ve sare bi ehlihi anese min canibit turi nara, kale li ehlihimkusu inni anestu naren lealli atikum minha bi haberin ev cezvetin minen nari leallekum testalun.
Kasas 28:30
فَلَمَّآ
أَتَىٰهَا
نُودِىَ
مِن
شَـٰطِئِ
ٱلْوَادِ
ٱلْأَيْمَنِ
فِى
ٱلْبُقْعَةِ
ٱلْمُبَـٰرَكَةِ
مِنَ
ٱلشَّجَرَةِ
أَن
يَـٰمُوسَىٰٓ
إِنِّىٓ
أَنَا
ٱللَّهُ
رَبُّ
ٱلْعَـٰلَمِينَ
Oraya vardığında, kutlu yerdeki vadinin sağ kıyısındaki bir ağaçtan kendisine seslenildi: "Ey Musa! Ben, alemlerin Rabb'i Allah'ım."
Fe lemma etaha nudiye min şatııl vadil eymeni fil buk'atil mubareketi mineş şecerati en ya musa inni enallahu rabbul alemin.
Kasas 28:31
وَأَنْ
أَلْقِ
عَصَاكَ ۖ
فَلَمَّا
رَءَاهَا
تَهْتَزُّ
كَأَنَّهَا
جَآنٌّ
وَلَّىٰ
مُدْبِرًا
وَلَمْ
يُعَقِّبْ ۚ
يَـٰمُوسَىٰٓ
أَقْبِلْ
وَلَا
تَخَفْ ۖ
إِنَّكَ
مِنَ
ٱلْـَٔامِنِينَ
"Asanı yere bırak!" Onun yılan gibi hareket ettiğini görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa, dön! Korkma, güvende olanlardansın."
Ve en elkı asak, fe lemma reaha tehtezzu keenneha cannun vella mudbiren ve lem yuakkıb, ya musa akbil ve la tehaf, inneke minel aminin.
Kasas 28:32
ٱسْلُكْ
يَدَكَ
فِى
جَيْبِكَ
تَخْرُجْ
بَيْضَآءَ
مِنْ
غَيْرِ
سُوٓءٍ
وَٱضْمُمْ
إِلَيْكَ
جَنَاحَكَ
مِنَ
ٱلرَّهْبِ ۖ
فَذَٰنِكَ
بُرْهَـٰنَانِ
مِن
رَّبِّكَ
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَإِي۟هِٓ ۚ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
قَوْمًا
فَـٰسِقِينَ
"Elini koynuna sok, kusursuz beyaz olarak çıkar. Telaşlanma, kollarını kendine çek. Bu ikisi, senin Rabb'inden, Firavun ve onun melelerine[1] iki burhandır.[2] Kuşkusuz ki onlar, sapkın bir kavimdir."
Usluk yedeke fi ceybike tahruc beydae min gayri su, vadmum ileyke cenahake miner rehbi fe zanike burhanani min rabbike ila fir'avne ve melaih, innehum kanu kavmen fasikin.
Kasas 28:33
قَالَ
رَبِّ
إِنِّى
قَتَلْتُ
مِنْهُمْ
نَفْسًا
فَأَخَافُ
أَن
يَقْتُلُونِ
"Rabb'im! Onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi.
Kale rabbi inni kateltu minhum nefsen fe ehafu en yaktulun.
Kasas 28:34
وَأَخِى
هَـٰرُونُ
هُوَ
أَفْصَحُ
مِنِّى
لِسَانًا
فَأَرْسِلْهُ
مَعِىَ
رِدْءًا
يُصَدِّقُنِىٓ ۖ
إِنِّىٓ
أَخَافُ
أَن
يُكَذِّبُونِ
"Kardeşim Harun'un konuşması benden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak, benimle birlikte gönder. Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum."
Ve ahi harunu huve efsahu minni lisanen fe ersilhu maiye rid'en yusaddıkuni, inni ehafu en yukezzibun.
Kasas 28:35
قَالَ
سَنَشُدُّ
عَضُدَكَ
بِأَخِيكَ
وَنَجْعَلُ
لَكُمَا
سُلْطَـٰنًا
فَلَا
يَصِلُونَ
إِلَيْكُمَا ۚ
بِـَٔايَـٰتِنَآ
أَنتُمَا
وَمَنِ
ٱتَّبَعَكُمَا
ٱلْغَـٰلِبُونَ
"Senin gücünü kardeşinle arttıracağız. İkinizi de sultan[1] kılacağız. Onlar, ayetlerimizden[2] dolayı size karşı koyamayacaklar. Siz ikiniz ve sizi izleyenler kazanacaksınız." dedi.
Kale se neşuddu adudeke bi ahike ve nec'alu lekuma sultanen fe la yasılune ileykuma bi ayatina, entuma ve menittebeakumel galibun.
Kasas 28:36
فَلَمَّا
جَآءَهُم
مُّوسَىٰ
بِـَٔايَـٰتِنَا
بَيِّنَـٰتٍ
قَالُوا۟
مَا
هَـٰذَآ
إِلَّا
سِحْرٌ
مُّفْتَرًى
وَمَا
سَمِعْنَا
بِهَـٰذَا
فِىٓ
ءَابَآئِنَا
ٱلْأَوَّلِينَ
Musa onlara apaçık ayetlerimizi[1] iletince: "Bu, uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık." dediler.
Fe lemma caehum musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sihrun mufteren ve ma semi'na bi haza fi abainel evvelin.
Kasas 28:37
وَقَالَ
مُوسَىٰ
رَبِّىٓ
أَعْلَمُ
بِمَن
جَآءَ
بِٱلْهُدَىٰ
مِنْ
عِندِهِ
وَمَن
تَكُونُ
لَهُ
عَـٰقِبَةُ
ٱلدَّارِ ۖ
إِنَّهُ
لَا
يُفْلِحُ
ٱلظَّـٰلِمُونَ
Musa: "Rabb'im, kimin kendi katından doğru yolu göstermek için geldiğini ve hayırlı sonucun kimin olacağını en iyi bilendir. Kuşkusuz zalimler kurtuluşa eremezler." dedi.
Ve kale musa rabbi a'lemu bi men cae bil huda min indihi ve men tekunu lehu akıbetud dar, innehu la yuflihuz zalimun.
Kasas 28:38
وَقَالَ
فِرْعَوْنُ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلْمَلَأُ
مَا
عَلِمْتُ
لَكُم
مِّنْ
إِلَـٰهٍ
غَيْرِى
فَأَوْقِدْ
لِى
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
عَلَى
ٱلطِّينِ
فَٱجْعَل
لِّى
صَرْحًا
لَّعَلِّىٓ
أَطَّلِعُ
إِلَىٰٓ
إِلَـٰهِ
مُوسَىٰ
وَإِنِّى
لَأَظُنُّهُ
مِنَ
ٱلْكَـٰذِبِينَ
Firavun: "Ey halkımın meleleri![1] Ben, sizin için benden başka ilah bilmiyorum.[2] Ey Haman, benim için çamur üzerine hemen bir ateş yak;[3] bana yüksek bir kule yap. Belki Musa'nın ilahı ile karşılaşırım. Onun yalancılardan olduğunu zannediyorum.[4]" dedi.
Ve kale fir'avnu ya eyyuhel meleu ma alimtu lekum min ilahin gayri, fe evkıd li ya hamanu alet tini fec'al li sarhan lealli attaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnuhu minel kazibin.
Kasas 28:39
وَٱسْتَكْبَرَ
هُوَ
وَجُنُودُهُ
فِى
ٱلْأَرْضِ
بِغَيْرِ
ٱلْحَقِّ
وَظَنُّوٓا۟
أَنَّهُمْ
إِلَيْنَا
لَا
يُرْجَعُونَ
O ve ordusu yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten de Biz'e döndürülmeyeceklerini sandılar.
Vestekbere huve ve cunuduhu fil ardı bi gayril hakkı ve zannu ennehum ileyna la yurceun.
Kasas 28:40
فَأَخَذْنَـٰهُ
وَجُنُودَهُ
فَنَبَذْنَـٰهُمْ
فِى
ٱلْيَمِّ ۖ
فَٱنظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Sonra onu ve askerlerini yakalayıp suya gömdük. Bak bakalım, zalimlerin sonunun nasıl olduğuna!
Fe ehaznahu ve cunudehu fe nebeznahum fil yemm, fanzur keyfe kane akıbetuz zalimin.
Kasas 28:41
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
أَئِمَّةً
يَدْعُونَ
إِلَى
ٱلنَّارِ ۖ
وَيَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
لَا
يُنصَرُونَ
Onları, ateşe çağıran önderler yaptık. Ve kıyamet günü onlara yardım edilmez.
Ve cealnahum eimmeten yed'une ilen nar, ve yevmel kıyameti la yunsarun.
Kasas 28:43
وَلَقَدْ
ءَاتَيْنَا
مُوسَى
ٱلْكِتَـٰبَ
مِن
بَعْدِ
مَآ
أَهْلَكْنَا
ٱلْقُرُونَ
ٱلْأُولَىٰ
بَصَآئِرَ
لِلنَّاسِ
وَهُدًى
وَرَحْمَةً
لَّعَلَّهُمْ
يَتَذَكَّرُونَ
Ant olsun ki önceki nesilleri yok ettikten sonra; Musa'ya, öğüt alırlar diye, basiretler,[1] doğru yolu gösteren ve rahmet olarak Kitap'ı verdik.
Ve lekad ateyna musel kitabe min ba'di ma ehleknel kurunel ula besaire lin nasi ve huden ve rahmeten leallehum yetezekkerun.
Kasas 28:44
وَمَا
كُنتَ
بِجَانِبِ
ٱلْغَرْبِىِّ
إِذْ
قَضَيْنَآ
إِلَىٰ
مُوسَى
ٱلْأَمْرَ
وَمَا
كُنتَ
مِنَ
ٱلشَّـٰهِدِينَ
Sen, Musa'ya o emri yerine getirdiğimizde batı tarafında[1] değildin. Ve sen, tanık olanlardan da değildin.
Ve ma kunte bi canibil garbiyyi iz kadayna ila musel emre ve ma kunte mineş şahidin.
Kasas 28:45
وَلَـٰكِنَّآ
أَنشَأْنَا
قُرُونًا
فَتَطَاوَلَ
عَلَيْهِمُ
ٱلْعُمُرُ ۚ
وَمَا
كُنتَ
ثَاوِيًا
فِىٓ
أَهْلِ
مَدْيَنَ
تَتْلُوا۟
عَلَيْهِمْ
ءَايَـٰتِنَا
وَلَـٰكِنَّا
كُنَّا
مُرْسِلِينَ
Üstelik nice nesiller inşa ettik. Üzerlerinden ömürler geçti. Medyen Halkı arasında ayetlerimizi okuyan da sen değildin. Fakat seni Resul olarak gönderen Biziz[1].
Ve lakinna enşe'na kurunen fe tetavele aleyhimul umur, ve ma kunte saviyen fi ehli medyene tetlu aleyhim ayatina, ve lakinna kunna mursilin.
Kasas 28:46
وَمَا
كُنتَ
بِجَانِبِ
ٱلطُّورِ
إِذْ
نَادَيْنَا
وَلَـٰكِن
رَّحْمَةً
مِّن
رَّبِّكَ
لِتُنذِرَ
قَوْمًا
مَّآ
أَتَىٰهُم
مِّن
نَّذِيرٍ
مِّن
قَبْلِكَ
لَعَلَّهُمْ
يَتَذَكَّرُونَ
Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.
Ve ma kunte bi canibit turi iz nadeyna, ve lakin rahmeten min rabbike li tunzire kavmen ma etahum min nezirin min kablike leallehum yetezekkerun.
Kasas 28:47
وَلَوْلَآ
أَن
تُصِيبَهُم
مُّصِيبَةٌ
بِمَا
قَدَّمَتْ
أَيْدِيهِمْ
فَيَقُولُوا۟
رَبَّنَا
لَوْلَآ
أَرْسَلْتَ
إِلَيْنَا
رَسُولًا
فَنَتَّبِعَ
ءَايَـٰتِكَ
وَنَكُونَ
مِنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Eğer elleriyle sundukları nedeniyle[1] onlara bir bela isabet ederse: "Rabb'imiz! Keşke bize bir Resul gönderseydin böylece biz, Sen'in ayetlerine tabi olur ve iman edenlerden olurduk." diyemesinler diye.[2]
Ve lev la en tusibehum musibetun bima kaddemet eydihim fe yekulu rabbena lev la erselte ileyna resulen fe nettebia ayatike ve nekune minel mu'minin.
Kasas 28:48
فَلَمَّا
جَآءَهُمُ
ٱلْحَقُّ
مِنْ
عِندِنَا
قَالُوا۟
لَوْلَآ
أُوتِىَ
مِثْلَ
مَآ
أُوتِىَ
مُوسَىٰٓ ۚ
أَوَلَمْ
يَكْفُرُوا۟
بِمَآ
أُوتِىَ
مُوسَىٰ
مِن
قَبْلُ ۖ
قَالُوا۟
سِحْرَانِ
تَظَـٰهَرَا
وَقَالُوٓا۟
إِنَّا
بِكُلٍّ
كَـٰفِرُونَ
Ne var ki onlara Hakk gelince: "Musa'ya verilen gibi[1] ona da verilseydi olmaz mıydı?" dediler. Oysaki Musa'ya verilenleri de daha önce inkar etmediler mi? "Bunlar, birbirine destek olan iki sihirbaz." dediler. Biz hepsini inkar edenleriz." dediler.
Fe lemma caehumul hakku min indina kalu lev la utiye misle ma utıye musa, e ve lem yekfuru bima utiye musa min kabl, kalu sihrani tezaher, ve kalu inna bi kullin kafirun.
Kasas 28:49
قُلْ
فَأْتُوا۟
بِكِتَـٰبٍ
مِّنْ
عِندِ
ٱللَّهِ
هُوَ
أَهْدَىٰ
مِنْهُمَآ
أَتَّبِعْهُ
إِن
كُنتُمْ
صَـٰدِقِينَ
De ki: "Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, Allah'ın katından, o ikisinden[1] daha doğru yola ileten bir kitap getirin de ben de ona uyayım."
Kul fe'tu bi kitabin min indillahi huve ehda min huma ettebi' hu in kuntum sadikin.
Kasas 28:50
فَإِن
لَّمْ
يَسْتَجِيبُوا۟
لَكَ
فَٱعْلَمْ
أَنَّمَا
يَتَّبِعُونَ
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
وَمَنْ
أَضَلُّ
مِمَّنِ
ٱتَّبَعَ
هَوَىٰهُ
بِغَيْرِ
هُدًى
مِّنَ
ٱللَّهِ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
ٱلْقَوْمَ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Buna rağmen eğer sana uymazlarsa, bil ki onlar hevalarına[1] uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevasına uyandan daha sapkın kim olabilir? Kuşkusuz Allah, zalim bir toplumu doğru yola iletmez.
Fe in lem yestecibu leke fa'lem ennema yettebiune ehvaehum, ve men edallu mimmenittebea hevahu bi gayri huden minallah, innallahe la yehdil kavmez zalimin.
Kasas 28:53
وَإِذَا
يُتْلَىٰ
عَلَيْهِمْ
قَالُوٓا۟
ءَامَنَّا
بِهِٓ
إِنَّهُ
ٱلْحَقُّ
مِن
رَّبِّنَآ
إِنَّا
كُنَّا
مِن
قَبْلِهِ
مُسْلِمِينَ
Onlara okunduğu[1] zaman: "Ona inandık. Kuşkusuz o, Rabb'imizden gelen Hakk'tır. Biz ondan önce de teslim[2] olanlardık." dediler.
Ve iza yutla aleyhim kalu amenna bihi innehul hakku min rabbina inna kunna min kablihi muslimin.
Kasas 28:54
أُو۟لَـٰٓئِكَ
يُؤْتَوْنَ
أَجْرَهُم
مَّرَّتَيْنِ
بِمَا
صَبَرُوا۟
وَيَدْرَءُونَ
بِٱلْحَسَنَةِ
ٱلسَّيِّئَةَ
وَمِمَّا
رَزَقْنَـٰهُمْ
يُنفِقُونَ
İşte onlara sabrettiklerinden dolayı, ödülleri iki kat verilecektir. Onlar, kötülüğü iyilik ile savarlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak[1] ederler.
Ulaike yu'tevne ecrehum merreteyni bima saberu ve yedraune bil hasenetis seyyiete ve mimma razaknahum yunfikun.
Kasas 28:55
وَإِذَا
سَمِعُوا۟
ٱللَّغْوَ
أَعْرَضُوا۟
عَنْهُ
وَقَالُوا۟
لَنَآ
أَعْمَـٰلُنَا
وَلَكُمْ
أَعْمَـٰلُكُمْ
سَلَـٰمٌ
عَلَيْكُمْ
لَا
نَبْتَغِى
ٱلْجَـٰهِلِينَ
Onlar, kötü ve çirkin bir söz duydukları zaman, ondan yüz çevirirler. Ve: "Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Selam üzerinize olsun. Bizim cahillerle işimiz olmaz." derler.
Ve iza semiullagve a'radu anhu, ve kalu lena a'maluna ve lekum a'malukum selamun aleykum la nebtegil cahilin.
Kasas 28:56
إِنَّكَ
لَا
تَهْدِى
مَنْ
أَحْبَبْتَ
وَلَـٰكِنَّ
ٱللَّهَ
يَهْدِى
مَن
يَشَآءُ ۚ
وَهُوَ
أَعْلَمُ
بِٱلْمُهْتَدِينَ
Sen, sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin; ama Allah hak edeni[1] doğru yola iletir. O, doğru yolu seçenleri iyi bilir.
İnneke la tehdi men ahbebte ve lakinnallahe yehdi men yeşa', ve huve a'lemu bil muhtedin.
Kasas 28:57
وَقَالُوٓا۟
إِن
نَّتَّبِعِ
ٱلْهُدَىٰ
مَعَكَ
نُتَخَطَّفْ
مِنْ
أَرْضِنَآ ۚ
أَوَلَمْ
نُمَكِّن
لَّهُمْ
حَرَمًا
ءَامِنًا
يُجْبَىٰٓ
إِلَيْهِ
ثَمَرَٰتُ
كُلِّ
شَىْءٍ
رِّزْقًا
مِّن
لَّدُنَّا
وَلَـٰكِنَّ
أَكْثَرَهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
"Eğer seninle beraber doğru yoldan gidersek, yerimizden kovuluruz." dediler. Katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün kendilerine getirildiği, saygı duyulan kutlu yere[1] güven içinde yerleştirmedik mi? Ne var ki onların çoğu bilmiyorlar.[2]
Ve kalu in nettebiıl huda meake nutehattaf min ardına, e ve lem numekkin lehum haremen aminen yucba ileyhi semeratu kulli şey'in rızkan min ledunna ve lakinne ekserehum la ya'lemun.
Kasas 28:58
وَكَمْ
أَهْلَكْنَا
مِن
قَرْيَةٍ
بَطِرَتْ
مَعِيشَتَهَا ۖ
فَتِلْكَ
مَسَـٰكِنُهُمْ
لَمْ
تُسْكَن
مِّن
بَعْدِهِمْ
إِلَّا
قَلِيلًا ۖ
وَكُنَّا
نَحْنُ
ٱلْوَٰرِثِينَ
Şımararak, geçindikleri şeylere şükretmeyen nice kenti yıkıma uğrattık. İşte bunlar, onların yerleşim yerleri! Kendilerinden sonra pek az kullanılan evleri. Şimdi onların hepsi bize kaldı.
Ve kem ehlekna min karyetin batırat maişeteha, fe tilke mesakinuhum lem tusken min ba'dihim illa kalila, ve kunna nahnul varisin.
Kasas 28:59
وَمَا
كَانَ
رَبُّكَ
مُهْلِكَ
ٱلْقُرَىٰ
حَتَّىٰ
يَبْعَثَ
فِىٓ
أُمِّهَا
رَسُولًا
يَتْلُوا۟
عَلَيْهِمْ
ءَايَـٰتِنَا ۚ
وَمَا
كُنَّا
مُهْلِكِى
ٱلْقُرَىٰٓ
إِلَّا
وَأَهْلُهَا
ظَـٰلِمُونَ
Rabb'in, ülkelerin ana merkezlerine kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Resul göndermedikçe, yıkıma uğratıcı olmadı. Biz, halkı zulmetmedikçe, kentleri yıkıma uğratıcı değiliz.
Ve ma kane rabbuke muhlikel kura hatta yeb'ase fi ummiha resulen yetlu aleyhim ayatina, ve ma kunna muhlikil kura illa ve ehluha zalimun.
Kasas 28:60
وَمَآ
أُوتِيتُم
مِّن
شَىْءٍ
فَمَتَـٰعُ
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
وَزِينَتُهَا ۚ
وَمَا
عِندَ
ٱللَّهِ
خَيْرٌ
وَأَبْقَىٰٓ ۚ
أَفَلَا
تَعْقِلُونَ
Size verilen her şey, aslında dünya hayatının geçimliğidir ve ziynetidir.[1] Allah'ın katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ve ma utitum min şey'in fe metaul hayatid dunya ve zinetuha ve ma indallahi hayrun ve ebka, e fe la ta'kılun.
Kasas 28:61
أَفَمَن
وَعَدْنَـٰهُ
وَعْدًا
حَسَنًا
فَهُوَ
لَـٰقِيهِ
كَمَن
مَّتَّعْنَـٰهُ
مَتَـٰعَ
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
ثُمَّ
هُوَ
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
مِنَ
ٱلْمُحْضَرِينَ
Öyleyse, kendisine iyi bir söz verdiğimiz ve mutlaka ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliği ile geçimlerini sağladığımız, sonra kıyamet günü hazır bulundurulacak[1] olan kimse gibi midir?
E fe men vaadnahu va'den hasenen fe huve lakihi ke men metta'nahu metaal hayatid dunya summe huve yevmel kıyameti minel muhdarin.
Kasas 28:62
وَيَوْمَ
يُنَادِيهِمْ
فَيَقُولُ
أَيْنَ
شُرَكَآءِىَ
ٱلَّذِينَ
كُنتُمْ
تَزْعُمُونَ
O Gün, onlara seslenilir: "Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdükleriniz hani nerede?"
Ve yevme yunadihim fe yekulu eyne şurekaiyellezine kuntum tez'umun.
Kasas 28:63
قَالَ
ٱلَّذِينَ
حَقَّ
عَلَيْهِمُ
ٱلْقَوْلُ
رَبَّنَا
هَـٰٓؤُلَآءِ
ٱلَّذِينَ
أَغْوَيْنَآ
أَغْوَيْنَـٰهُمْ
كَمَا
غَوَيْنَا ۖ
تَبَرَّأْنَآ
إِلَيْكَ ۖ
مَا
كَانُوٓا۟
إِيَّانَا
يَعْبُدُونَ
Haklarında sözün gerçekleştiği[1] kimseler: "Rabb'imiz! İşte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık.[2] Uzak olduğumuzu[3] Sana arz ederiz. Zaten onlar, bize kulluk etmiyorlardı." dediler.
Kalellezine hakka aleyhimul kavlu rabbena haulaillezine agveyna, agveynahum kema gaveyna, teberre'na ileyke ma kanu iyyana ya'budun.
Kasas 28:64
وَقِيلَ
ٱدْعُوا۟
شُرَكَآءَكُمْ
فَدَعَوْهُمْ
فَلَمْ
يَسْتَجِيبُوا۟
لَهُمْ
وَرَأَوُا۟
ٱلْعَذَابَ ۚ
لَوْ
أَنَّهُمْ
كَانُوا۟
يَهْتَدُونَ
Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın." denildi. Onlar da çağırdılar. Ancak cevap alamadılar ve azapla karşı karşıya kaldılar. Keşke zamanında doğru yolu seçselerdi.
Ve kiled'u şurekaekum fe deavhum fe lem yestecibu lehum ve reavul azab, lev ennehum kanu yehtedun.
Kasas 28:65
وَيَوْمَ
يُنَادِيهِمْ
فَيَقُولُ
مَاذَآ
أَجَبْتُمُ
ٱلْمُرْسَلِينَ
Ve o gün Allah, onlara seslenecek: "Gönderilen Resullere ne cevap verdiniz?"
Ve yevme yunadihim fe yekulu maza ecebtumul murselin.
Kasas 28:66
فَعَمِيَتْ
عَلَيْهِمُ
ٱلْأَنبَآءُ
يَوْمَئِذٍ
فَهُمْ
لَا
يَتَسَآءَلُونَ
O Gün, bütün özür yolları onlara kapanır. Artık onlar sorulmazlar.
Fe amiyet aleyhimul enbau yevme izin fe hum la yetesaelun.
Kasas 28:68
وَرَبُّكَ
يَخْلُقُ
مَا
يَشَآءُ
وَيَخْتَارُ ۗ
مَا
كَانَ
لَهُمُ
ٱلْخِيَرَةُ ۚ
سُبْحَـٰنَ
ٱللَّهِ
وَتَعَـٰلَىٰ
عَمَّا
يُشْرِكُونَ
Ve Rabb'in, dilediği şeyi yaratır ve onlar için hayırlı olanı seçer.[1] Seçim onların değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yüceler yücesidir.
Ve rabbuke yahluku ma yeşau ve yahtar, ma kane lehumul hıyarat, subhanallahi ve teala amma yuşrikun.
Kasas 28:69
وَرَبُّكَ
يَعْلَمُ
مَا
تُكِنُّ
صُدُورُهُمْ
وَمَا
يُعْلِنُونَ
Ve Rabb'in, onların sinelerinde gizledikleri şeyleri de açığa vurdukları şeyleri de bilir.
Ve rabbuke ya'lemu ma tukinnu suduruhum ve ma yu'linun.
Kasas 28:70
وَهُوَ
ٱللَّهُ
لَآ
إِلَـٰهَ
إِلَّا
هُوَ ۖ
لَهُ
ٱلْحَمْدُ
فِى
ٱلْأُولَىٰ
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
وَلَهُ
ٱلْحُكْمُ
وَإِلَيْهِ
تُرْجَعُونَ
O, Kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. Her işin başında da sonunda da tüm övgüler onun içindir. Ve karar O'na aittir. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Ve huvallahu la ilahe illa huve, lehul hamdu fil ula vel ahırati ve lehul hukmu ve ileyhi turceun.
Kasas 28:71
قُلْ
أَرَءَيْتُمْ
إِن
جَعَلَ
ٱللَّهُ
عَلَيْكُمُ
ٱلَّيْلَ
سَرْمَدًا
إِلَىٰ
يَوْمِ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
مَنْ
إِلَـٰهٌ
غَيْرُ
ٱللَّهِ
يَأْتِيكُم
بِضِيَآءٍ ۖ
أَفَلَا
تَسْمَعُونَ
Baksanıza! Eğer Allah, üzerinize geceyi, kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size aydınlığı verecek olan ilah kimdir? Hala gerçeğe kulak vermeyecek misiniz?
Kul e reeytum in cealallahu aleykumul leyle sermeden ila yevmil kıyameti men ilahun gayrullahi ye'tikum bi dıya', e fe la tesme'un.
Kasas 28:72
قُلْ
أَرَءَيْتُمْ
إِن
جَعَلَ
ٱللَّهُ
عَلَيْكُمُ
ٱلنَّهَارَ
سَرْمَدًا
إِلَىٰ
يَوْمِ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
مَنْ
إِلَـٰهٌ
غَيْرُ
ٱللَّهِ
يَأْتِيكُم
بِلَيْلٍ
تَسْكُنُونَ
فِيهِ ۖ
أَفَلَا
تُبْصِرُونَ
Baksanıza! Eğer Allah, üzerinize gündüzü kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size içinde dinlendiğiniz geceyi getirecek ilah kimdir? Hala gerçeği görmeyecek misiniz?
Kul e reeytum in cealallahu aleykumun nehare sermeden ila yevmil kıyameti men ilahun gayrullahi ye'tikum bi leylin teskunune fih, e fe la tubsırun.
Kasas 28:73
وَمِن
رَّحْمَتِهِ
جَعَلَ
لَكُمُ
ٱلَّيْلَ
وَٱلنَّهَارَ
لِتَسْكُنُوا۟
فِيهِ
وَلِتَبْتَغُوا۟
مِن
فَضْلِهِ
وَلَعَلَّكُمْ
تَشْكُرُونَ
Gece ve gündüzün olması O'nun rahmetindendir; dinlenmeniz için ve lütfundan rızkınızı temin etmeniz için geceyi ve gündüzü düzenledi. Umulur ki şükredersiniz.
Ve min rahmetihi ceale lekumul leyle ven nehare li teskunu fihi ve li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun.
Kasas 28:74
وَيَوْمَ
يُنَادِيهِمْ
فَيَقُولُ
أَيْنَ
شُرَكَآءِىَ
ٱلَّذِينَ
كُنتُمْ
تَزْعُمُونَ
O Gün onlara seslenecek: "Ortaklarım olduğunu iddia ettikleriniz hani nerede?" diye soracak.
Ve yevme yunadihim fe yekulu eyne şurekaiyellezine kuntum tez'umun.
Kasas 28:75
وَنَزَعْنَا
مِن
كُلِّ
أُمَّةٍ
شَهِيدًا
فَقُلْنَا
هَاتُوا۟
بُرْهَـٰنَكُمْ
فَعَلِمُوٓا۟
أَنَّ
ٱلْحَقَّ
لِلَّهِ
وَضَلَّ
عَنْهُم
مَّا
كَانُوا۟
يَفْتَرُونَ
Her ümmetten bir tanık çıkarırız. Sonra da: "Burhanlarınızı[1] getirin." deriz. Böylece hakikatin Allah'a ait olduğunu anlarlar. Uydurdukları şeyler, onlardan ayrılıp kaybolurlar.
Ve neza'na min kulli ummetin şehiden fe kulna hatu burhanekum fe alimu ennel hakka lillahi ve dalle anhum ma kanu yefterun.
Kasas 28:76
إِنَّ
قَـٰرُونَ
كَانَ
مِن
قَوْمِ
مُوسَىٰ
فَبَغَىٰ
عَلَيْهِمْ ۖ
وَءَاتَيْنَـٰهُ
مِنَ
ٱلْكُنُوزِ
مَآ
إِنَّ
مَفَاتِحَهُ
لَتَنُوٓأُ
بِٱلْعُصْبَةِ
أُو۟لِى
ٱلْقُوَّةِ
إِذْ
قَالَ
لَهُ
قَوْمُهُ
لَا
تَفْرَحْ ۖ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يُحِبُّ
ٱلْفَرِحِينَ
Karun, Musa'nın halkından birisiydi. Halkına karşı azgınlaştı. Ona öyle hazineler vermiştik ki, onların anahtarlarını güçlü bir topluluk zor taşıyordu. Halkı ona: "Şımarma! Allah şımaranları sevmez." demişti.
İnne karune kane min kavmi musa, fe bega aleyhim, ve ateynahu minel kunuzi ma inne mefatihahu le tenuu bil usbeti ulil kuvveh, iz kale lehu kavmuhu la tefrah innallahe la yuhıbbul ferihin.
Kasas 28:77
وَٱبْتَغِ
فِيمَآ
ءَاتَىٰكَ
ٱللَّهُ
ٱلدَّارَ
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۖ
وَلَا
تَنسَ
نَصِيبَكَ
مِنَ
ٱلدُّنْيَا ۖ
وَأَحْسِن
كَمَآ
أَحْسَنَ
ٱللَّهُ
إِلَيْكَ ۖ
وَلَا
تَبْغِ
ٱلْفَسَادَ
فِى
ٱلْأَرْضِ ۖ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يُحِبُّ
ٱلْمُفْسِدِينَ
"Allah'ın sana verdikleri ile ahiret yurdunu elde etmeye çalış. Ve dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de İnsanlara iyilikte bulun. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapma. Allah, bozguncuları sevmez."
Vebtegı fima atakellahud darel ahırete ve la tense nasibekemined dunya ve ahsin kema ahsenallahu ileyke ve la tebgıl fesade fil ard, innallahe la yuhıbbul mufsidin.
Kasas 28:78
قَالَ
إِنَّمَآ
أُوتِيتُهُ
عَلَىٰ
عِلْمٍ
عِندِىٓ ۚ
أَوَلَمْ
يَعْلَمْ
أَنَّ
ٱللَّهَ
قَدْ
أَهْلَكَ
مِن
قَبْلِهِ
مِنَ
ٱلْقُرُونِ
مَنْ
هُوَ
أَشَدُّ
مِنْهُ
قُوَّةً
وَأَكْثَرُ
جَمْعًا ۚ
وَلَا
يُسْـَٔلُ
عَن
ذُنُوبِهِمُ
ٱلْمُجْرِمُونَ
Karun: "Bu serveti bilgili olmam sayesinde elde ettim." dedi. Allah'ın daha önce ondan daha güçlü olan ve ondan daha çok taraftarı ve birikimi olan kuşakları yıkıma uğratmış olduğunu bilmiyor mu? Mücrimlere[1] suçlarından sorulmaz.[2]
Kale innema utituhu ala ilmin indi, e ve lem ya'lem ennellahe kad ehleke min kablihi minel kuruni men huve eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem'a, ve la yus'elu an zunubihimul mucrimun.
Kasas 28:79
فَخَرَجَ
عَلَىٰ
قَوْمِهِ
فِى
زِينَتِهِ ۖ
قَالَ
ٱلَّذِينَ
يُرِيدُونَ
ٱلْحَيَوٰةَ
ٱلدُّنْيَا
يَـٰلَيْتَ
لَنَا
مِثْلَ
مَآ
أُوتِىَ
قَـٰرُونُ
إِنَّهُ
لَذُو
حَظٍّ
عَظِيمٍ
Karun, ziynetli[1] bir şekilde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkünlüğü olanlar: "Keşke bizim de Karun gibi varlığımız olsaydı! Gerçekten o, çok kısmetli biri." diye iç geçirdiler.
Fe harece ala kavmihi fi zinetih, kalellezine yuridunel hayated dunya ya leyte lena misle ma utiye karunu innehu le zu hazzın azim.
Kasas 28:80
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
أُوتُوا۟
ٱلْعِلْمَ
وَيْلَكُمْ
ثَوَابُ
ٱللَّهِ
خَيْرٌ
لِّمَنْ
ءَامَنَ
وَعَمِلَ
صَـٰلِحًا
وَلَا
يُلَقَّىٰهَآ
إِلَّا
ٱلصَّـٰبِرُونَ
İlim verilmiş olanlar:[1] "Size yazıklar olsun! İman eden ve salihatı[2] yapan kimselere Allah'ın vereceği ödül daha hayırlıdır. Buna sabredenlerden[3] başkası kavuşamaz." dediler.
Ve kalellezine utul ilme veylekum sevabullahi hayrun li men amene ve amile saliha ve la yulekkaha illes sabirun.
Kasas 28:81
فَخَسَفْنَا
بِهِ
وَبِدَارِهِ
ٱلْأَرْضَ
فَمَا
كَانَ
لَهُ
مِن
فِئَةٍ
يَنصُرُونَهُ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَمَا
كَانَ
مِنَ
ٱلْمُنتَصِرِينَ
Sonra, onu ve yurdunu yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı kendisine yardım edecek bir taraftar da olmadı. Yardım edilenlerden de olmadı.
Fe hasefna bihi ve bidarihil arda fe ma kane lehu min fietin yensurunehu min dunillahi ve ma kane minel muntasırin.
Kasas 28:82
وَأَصْبَحَ
ٱلَّذِينَ
تَمَنَّوْا۟
مَكَانَهُ
بِٱلْأَمْسِ
يَقُولُونَ
وَيْكَأَنَّ
ٱللَّهَ
يَبْسُطُ
ٱلرِّزْقَ
لِمَن
يَشَآءُ
مِنْ
عِبَادِهِ
وَيَقْدِرُ ۖ
لَوْلَآ
أَن
مَّنَّ
ٱللَّهُ
عَلَيْنَا
لَخَسَفَ
بِنَا ۖ
وَيْكَأَنَّهُ
لَا
يُفْلِحُ
ٱلْكَـٰفِرُونَ
Dün, onun yerinde olmayı isteyenler; bugün, "Demek ki, kullarından dilediğine rızkı genişleten ve ölçülendiren Allah'mış. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki Kafirler kurtuluşa eremezler." dediler.
Ve asbehallezine temennev mekanehu bil emsi yekulune vey keennellahe yebsutur rızka li men yeşau min ıbadihi ve yakdir, lev la en mennallahu aleyna le hasefe bina, vey keennehu la yuflihul kafirun.
Kasas 28:83
تِلْكَ
ٱلدَّارُ
ٱلْـَٔاخِرَةُ
نَجْعَلُهَا
لِلَّذِينَ
لَا
يُرِيدُونَ
عُلُوًّا
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَا
فَسَادًا ۚ
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
لِلْمُتَّقِينَ
İşte ahiret yurdu! Onu, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk yapmayan kimseler için ayırdık. Gelecek takva[1] sahiplerinindir.
Tilked darul ahıretu nec'aluha lillezine la yuridune uluvven fil ardı ve la fesada, vel akıbetu lil muttekin.
Kasas 28:84
مَن
جَآءَ
بِٱلْحَسَنَةِ
فَلَهُ
خَيْرٌ
مِّنْهَا ۖ
وَمَن
جَآءَ
بِٱلسَّيِّئَةِ
فَلَا
يُجْزَى
ٱلَّذِينَ
عَمِلُوا۟
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
إِلَّا
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
Kim bir iyilik ile gelirse; ona, ondan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük ile gelirse; yaptığı kötülük kadar cezalandırılır.
Men cae bil haseneti fe lehu hayrun minha ve men cae bis seyyieti fe la yuczellezine amilus seyyiati illa ma kanu ya'melun.
Kasas 28:85
إِنَّ
ٱلَّذِى
فَرَضَ
عَلَيْكَ
ٱلْقُرْءَانَ
لَرَآدُّكَ
إِلَىٰ
مَعَادٍ ۚ
قُل
رَّبِّىٓ
أَعْلَمُ
مَن
جَآءَ
بِٱلْهُدَىٰ
وَمَنْ
هُوَ
فِى
ضَلَـٰلٍ
مُّبِينٍ
Sana Kur'an'ı farz kılan,[1] elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Kimin doğru yolda olduğunu ve kimin sapkın olduğunu Rabb'im bilir."
İnnellezi farada aleykel kur'ane le radduke ila mead, kul rabbi a'lemu men cae bil huda ve men huve fi dalalin mubin.
Kasas 28:86
وَمَا
كُنتَ
تَرْجُوٓا۟
أَن
يُلْقَىٰٓ
إِلَيْكَ
ٱلْكِتَـٰبُ
إِلَّا
رَحْمَةً
مِّن
رَّبِّكَ ۖ
فَلَا
تَكُونَنَّ
ظَهِيرًا
لِّلْكَـٰفِرِينَ
Sen, Kitap'ın sana iletileceğini beklemiyordun. O, ancak Rabb'inden bir rahmet olarak verildi. Öyleyse sakın Kafirlere destek[1] olma.
Ve ma kunte tercu en yulka ileykel kitabu illa rahmeten min rabbike fe la tekunenne zahiren lil kafirin.
Kasas 28:87
وَلَا
يَصُدُّنَّكَ
عَنْ
ءَايَـٰتِ
ٱللَّهِ
بَعْدَ
إِذْ
أُنزِلَتْ
إِلَيْكَ ۖ
وَٱدْعُ
إِلَىٰ
رَبِّكَ ۖ
وَلَا
تَكُونَنَّ
مِنَ
ٱلْمُشْرِكِينَ
Sana indirilen, Allah'ın ayetleridir. Sakın seni ondan alıkoymasınlar.[1] Sen, İnsanları Rabb'ine çağır. Müşriklerden olma.[2]
Ve la yasuddunneke an ayatillahi ba'de iz unzılet ileyke ved'u ila rabbike ve la tekunenne minel muşrikin.
Kasas 28:88
وَلَا
تَدْعُ
مَعَ
ٱللَّهِ
إِلَـٰهًا
ءَاخَرَ ۘ
لَآ
إِلَـٰهَ
إِلَّا
هُوَ ۚ
كُلُّ
شَىْءٍ
هَالِكٌ
إِلَّا
وَجْهَهُ ۚ
لَهُ
ٱلْحُكْمُ
وَإِلَيْهِ
تُرْجَعُونَ
Allah ile birlikte başka ilahtan istekte bulunma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzü[1] hariç her şey yok olucudur. Hüküm O'nundur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Ve la ted'u meallahi ilahen ahar, la ilahe illa hu, kullu şey'in halikun illa vecheh, lehul hukmu ve ileyhi turceun.