سورة النساء
4.Nisâ Suresi
"Kadınlar"
176 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Nisâ 4:1
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلنَّاسُ
ٱتَّقُوا۟
رَبَّكُمُ
ٱلَّذِى
خَلَقَكُم
مِّن
نَّفْسٍ
وَٰحِدَةٍ
وَخَلَقَ
مِنْهَا
زَوْجَهَا
وَبَثَّ
مِنْهُمَا
رِجَالًا
كَثِيرًا
وَنِسَآءً ۚ
وَٱتَّقُوا۟
ٱللَّهَ
ٱلَّذِى
تَسَآءَلُونَ
بِهِ
وَٱلْأَرْحَامَ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
كَانَ
عَلَيْكُمْ
رَقِيبًا
Ey nas takvalı olun Rabbinize O ki sizi yarattı bir tek nefisten ve yarattı ondan eşini ve yaydı onlardan bir çok erkek ve kadın takvalı olun Allah’a O ki soruyorsunuz onu rahimlerde de muhakkak Allah üzerinize gözetendi
Ya eyyuhan nasutteku rabbekumullezi halakakum min nefsin vahidetin ve halaka minha zevceha ve besse minhuma ricalen kesiran ve nisaa, vettekullahellezi tesaelune bihi vel erham. İnnallahe kane aleykum rakiba.
Nisâ 4:2
وَءَاتُوا۟
ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
وَلَا
تَتَبَدَّلُوا۟
ٱلْخَبِيثَ
بِٱلطَّيِّبِ ۖ
وَلَا
تَأْكُلُوٓا۟
أَمْوَٰلَهُمْ
إِلَىٰٓ
أَمْوَٰلِكُمْ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
حُوبًا
كَبِيرًا
Verin o yetimlere mallarını değiştirmeyin o kötüyü iyilik ile yemeyin onların mallarını kendi mallarınızın üzerine kuşkusuz o büyük bir günahtır
Ve atul yetama emvalehum ve la tetebeddelul habise bit tayyib, ve la te'kulu emvalehum ila emvalikum. İnnehu kane huben kebira.
Nisâ 4:3
وَإِنْ
خِفْتُمْ
أَلَّا
تُقْسِطُوا۟
فِى
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
فَٱنكِحُوا۟
مَا
طَابَ
لَكُم
مِّنَ
ٱلنِّسَآءِ
مَثْنَىٰ
وَثُلَـٰثَ
وَرُبَـٰعَ ۖ
فَإِنْ
خِفْتُمْ
أَلَّا
تَعْدِلُوا۟
فَوَٰحِدَةً
أَوْ
مَا
مَلَكَتْ
أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ
ذَٰلِكَ
أَدْنَىٰٓ
أَلَّا
تَعُولُوا۟
Eğer yetimler[1] konusunda hakkaniyetli olamayacağınızdan korktuysanız, o zaman hoşnut etmek, sevindirmek istediğiniz[2] o kadınlardan[3] ikişer, üçer, dörder nikahlayın.[4] Eğer o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, o zaman bir tanesini ya da yeminle[5] hak sahibi olduğunuzu[6] nikahlayın. Haksızlık etmemek için en uygun olan budur.
Ve in hıftum ella tuksitu fil yetama fenkihu ma tabe lekum minen nisai mesna ve sulase ve rubaa, fe in hıftum ella ta'dilu fe vahideten ev ma meleket eymanukum. Zalike edna ella teulu.
Nisâ 4:4
وَءَاتُوا۟
ٱلنِّسَآءَ
صَدُقَـٰتِهِنَّ
نِحْلَةً ۚ
فَإِن
طِبْنَ
لَكُمْ
عَن
شَىْءٍ
مِّنْهُ
نَفْسًا
فَكُلُوهُ
هَنِيٓـًٔا
مَّرِيٓـًٔا
O kadınlara, vadettiklerinizi bir hak olarak verin. Eğer gönül rızası ile ondan bir kısmını size verirlerse, o zaman onu dilediğiniz gibi yiyin.
Ve atun nisae sadukatihinne nıhleh. Fe in tıbne lekum an şey'in minhu nefsen fe kuluhu henien meria.
Nisâ 4:5
وَلَا
تُؤْتُوا۟
ٱلسُّفَهَآءَ
أَمْوَٰلَكُمُ
ٱلَّتِى
جَعَلَ
ٱللَّهُ
لَكُمْ
قِيَـٰمًا
وَٱرْزُقُوهُمْ
فِيهَا
وَٱكْسُوهُمْ
وَقُولُوا۟
لَهُمْ
قَوْلًا
مَّعْرُوفًا
Allah'ın, sizi kaim kıldığı[1] malların idaresini aklı ermezlere[2] bırakmayın. O mallarla onların geçimlerini temin edin ve onları giydirin. Onlara uygun şekilde davranın.
Ve la tu'tus sufehae emvalekumulleti cealallahu lekum kıyamen verzukuhum fiha veksuhum ve kulu lehum kavlen ma'rufa.
Nisâ 4:6
وَٱبْتَلُوا۟
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
بَلَغُوا۟
ٱلنِّكَاحَ
فَإِنْ
ءَانَسْتُم
مِّنْهُمْ
رُشْدًا
فَٱدْفَعُوٓا۟
إِلَيْهِمْ
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ
وَلَا
تَأْكُلُوهَآ
إِسْرَافًا
وَبِدَارًا
أَن
يَكْبَرُوا۟ ۚ
وَمَن
كَانَ
غَنِيًّا
فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ
وَمَن
كَانَ
فَقِيرًا
فَلْيَأْكُلْ
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
فَإِذَا
دَفَعْتُمْ
إِلَيْهِمْ
أَمْوَٰلَهُمْ
فَأَشْهِدُوا۟
عَلَيْهِمْ ۚ
وَكَفَىٰ
بِٱللَّهِ
حَسِيبًا
Yetimlerinizi, nikah çağına erişinceye kadar gözetleyin. Olgunluk yaşına[1] geldiklerinde mallarını kendilerine verin. Büyüyünce onlara kalacak düşüncesiyle, mallarını acelece ve haddi aşarak yemeyin. Durumu iyi olan malı yemeye tenezzül etmesin. Durumu iyi olmayan da maldan uygun bir şekilde yararlansın. Onlara mallarını teslim ettiğinizde, onlar adına tanıklar bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Vebtelul yetama hatta iza belagun nikah, fe in anestum minhum ruşden fedfeu ileyhim emvalehum, ve la te'kuluha israfen ve bidaren en yekberu. Ve men kane ganiyyen felyesta'fif, ve men kane fakiran felye'kul bil ma'ruf. Fe iza defa'tum ileyhim emvalehum fe eşhidu aleyhim. Ve kefa billahi hasiba.
Nisâ 4:7
لِّلرِّجَالِ
نَصِيبٌ
مِّمَّا
تَرَكَ
ٱلْوَٰلِدَانِ
وَٱلْأَقْرَبُونَ
وَلِلنِّسَآءِ
نَصِيبٌ
مِّمَّا
تَرَكَ
ٱلْوَٰلِدَانِ
وَٱلْأَقْرَبُونَ
مِمَّا
قَلَّ
مِنْهُ
أَوْ
كَثُرَ ۚ
نَصِيبًا
مَّفْرُوضًا
Anne, baba ve yakın akrabanın bıraktıklarından; erkeklere, anne ve baba ile yakın akrabanın bıraktıklarından; kadınlara, az olsun çok olsun farz olarak[1] bir pay vardır.[2]
Lir ricali nasibun mimma terakel validani vel akrabune, ve lin nisai nasibun mimma terakel validani vel akrabune mimma kalle minhu ev kesur. Nasiben mefruda.
Nisâ 4:8
وَإِذَا
حَضَرَ
ٱلْقِسْمَةَ
أُو۟لُوا۟
ٱلْقُرْبَىٰ
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
وَٱلْمَسَـٰكِينُ
فَٱرْزُقُوهُم
مِّنْهُ
وَقُولُوا۟
لَهُمْ
قَوْلًا
مَّعْرُوفًا
Mirasın paylaşılması esnasında, orada bulunan yakınları, yetimleri ve yoksulları da yararlandırın ve onları incitmeyecek bir üslup kullanın.
Ve iza hadaral kısmete ulul kurba vel yetama vel mesakinu ferzukuhum minhu ve kulu lehum kavlen ma'rufa.
Nisâ 4:9
وَلْيَخْشَ
ٱلَّذِينَ
لَوْ
تَرَكُوا۟
مِنْ
خَلْفِهِمْ
ذُرِّيَّةً
ضِعَـٰفًا
خَافُوا۟
عَلَيْهِمْ
فَلْيَتَّقُوا۟
ٱللَّهَ
وَلْيَقُولُوا۟
قَوْلًا
سَدِيدًا
Arkalarında küçük ve aciz evlat bırakanlar, onlara karşı nasıl endişe duyuyorlarsa, aynı endişeyi onlar[1] hakkında da duysunlar. Allah'a karşı takva ehl-i olsunlar ve doğru olan şey neyse onu söylesinler.
Velyahşellezine lev teraku min halfihim zurriyeten dıafen hafu aleyhim, felyettekullahe velyekulu kavlen sedida.
Nisâ 4:10
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
يَأْكُلُونَ
أَمْوَٰلَ
ٱلْيَتَـٰمَىٰ
ظُلْمًا
إِنَّمَا
يَأْكُلُونَ
فِى
بُطُونِهِمْ
نَارًا ۖ
وَسَيَصْلَوْنَ
سَعِيرًا
Haksız şekilde yetimlerin mallarını yiyen kimseler, ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar. İşte onlar, yakında kızgın alevli ateşe atılacaklardır.
İnnellezine ye'kulune emvalel yetama zulmen innema ye'kulune fi butunihim nara. Ve se yaslevne seira.
Nisâ 4:11
يُوصِيكُمُ
ٱللَّهُ
فِىٓ
أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ
لِلذَّكَرِ
مِثْلُ
حَظِّ
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ
فَإِن
كُنَّ
نِسَآءً
فَوْقَ
ٱثْنَتَيْنِ
فَلَهُنَّ
ثُلُثَا
مَا
تَرَكَ ۖ
وَإِن
كَانَتْ
وَٰحِدَةً
فَلَهَا
ٱلنِّصْفُ ۚ
وَلِأَبَوَيْهِ
لِكُلِّ
وَٰحِدٍ
مِّنْهُمَا
ٱلسُّدُسُ
مِمَّا
تَرَكَ
إِن
كَانَ
لَهُ
وَلَدٌ ۚ
فَإِن
لَّمْ
يَكُن
لَّهُ
وَلَدٌ
وَوَرِثَهُٓ
أَبَوَاهُ
فَلِأُمِّهِ
ٱلثُّلُثُ ۚ
فَإِن
كَانَ
لَهُٓ
إِخْوَةٌ
فَلِأُمِّهِ
ٱلسُّدُسُ ۚ
مِن
بَعْدِ
وَصِيَّةٍ
يُوصِى
بِهَآ
أَوْ
دَيْنٍ ۗ
ءَابَآؤُكُمْ
وَأَبْنَآؤُكُمْ
لَا
تَدْرُونَ
أَيُّهُمْ
أَقْرَبُ
لَكُمْ
نَفْعًا ۚ
فَرِيضَةً
مِّنَ
ٱللَّهِ ۗ
إِنَّ
ٱللَّهَ
كَانَ
عَلِيمًا
حَكِيمًا
Allah size çocuklarınız hakkında vasiyet eder: Erkek çocuğun payı kız çocuğunun iki katıdır.[1] Fakat onlar, ikiden fazla kadın iseler miras üçte iki onlarındır. Eğer bir kadın ise mirasın yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, anne ve babanın her birine mirastan altıda bir pay vardır. Eğer ölenin çocuğu yok da anne ve baba mirasçı olmuşsa, anneye üçte bir pay vardır. Eğer ölenin kardeşleri varsa, anneye altıda bir pay düşer. Bu paylaşma, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bu, Allah'ın farz kıldığı hükümdür. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Yusikumullahu fi evladikum liz zekeri mislu hazzıl unseyeyn, fe in kunne nisaen fevkasneteyni fe lehunne sulusa ma terak, ve in kanet vahideten fe lehan nısf. Ve li ebeveyhi li kulli vahidin min humas sudusu mimma terake in kane lehu veled, fe in lem yekun lehu veledun ve varisehu ebevahu fe li ummihis sulus, fe in kane lehu ıhvetun fe li ummihis sudusu, min ba'di vasiyyetin yusi biha ev deyn. Abaukum ve ebnaukum, la tedrune eyyuhum akrabu lekum nef'a, faridaten minallah. İnnallahe kane alimen hakima.
Nisâ 4:12
وَلَكُمْ
نِصْفُ
مَا
تَرَكَ
أَزْوَٰجُكُمْ
إِن
لَّمْ
يَكُن
لَّهُنَّ
وَلَدٌ ۚ
فَإِن
كَانَ
لَهُنَّ
وَلَدٌ
فَلَكُمُ
ٱلرُّبُعُ
مِمَّا
تَرَكْنَ ۚ
مِن
بَعْدِ
وَصِيَّةٍ
يُوصِينَ
بِهَآ
أَوْ
دَيْنٍ ۚ
وَلَهُنَّ
ٱلرُّبُعُ
مِمَّا
تَرَكْتُمْ
إِن
لَّمْ
يَكُن
لَّكُمْ
وَلَدٌ ۚ
فَإِن
كَانَ
لَكُمْ
وَلَدٌ
فَلَهُنَّ
ٱلثُّمُنُ
مِمَّا
تَرَكْتُم ۚ
مِّن
بَعْدِ
وَصِيَّةٍ
تُوصُونَ
بِهَآ
أَوْ
دَيْنٍ ۗ
وَإِن
كَانَ
رَجُلٌ
يُورَثُ
كَلَـٰلَةً
أَوِ
ٱمْرَأَةٌ
وَلَهُٓ
أَخٌ
أَوْ
أُخْتٌ
فَلِكُلِّ
وَٰحِدٍ
مِّنْهُمَا
ٱلسُّدُسُ ۚ
فَإِن
كَانُوٓا۟
أَكْثَرَ
مِن
ذَٰلِكَ
فَهُمْ
شُرَكَآءُ
فِى
ٱلثُّلُثِ ۚ
مِن
بَعْدِ
وَصِيَّةٍ
يُوصَىٰ
بِهَآ
أَوْ
دَيْنٍ
غَيْرَ
مُضَآرٍّ ۚ
وَصِيَّةً
مِّنَ
ٱللَّهِ ۗ
وَٱللَّهُ
عَلِيمٌ
حَلِيمٌ
Eğer, hanımlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer, çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu, yaptığı vasiyetten ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri hanımlarınızındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu, yaptığınız vasiyetten ve borçlarınızın ödenmesinden sonradır[1]. Kocanın veya hanımın anne, baba ve çocukları bulunmadığı takdirde miras bırakır ve kendisinin bir erkek veya bir kız kardeşi varsa her birine altıda bir düşer. Bundan daha fazla iseler mirasın üçte birine ortaktırlar. Bu paylaşma, kimse zarara uğratılmaksızın yapılacaktır. Bu, vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonradır. Bu, Allah'tan bir vasiyettir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Çok Şefkatli'dir.
Ve lekum nısfu ma terake ezvacukum in lem yekun lehunne veled, fe in kane lehunne veledun fe lekumur rubuu mimma terakne min ba'di vasıyyetin yusine biha ev deyn. Ve lehunner rubuu mimma teraktum in lem yekun lekum veled, fe in kane lekum veledun fe lehunnes sumunu mimma teraktum min ba'di vasıyyetin tusune biha ev deyn. Ve in kane raculun yurasu kelaleten ev imraetun ve lehu ahun ev uhtun fe li kulli vahidin min humas sudus, fe in kanu eksera min zalike fe hum şurakau fis sulusi min ba'di vasiyyetin yusa biha ev deynin gayra mudarr, vasıyyeten minallah. Vallahu alimun halim.
Nisâ 4:13
تِلْكَ
حُدُودُ
ٱللَّهِ ۚ
وَمَن
يُطِعِ
ٱللَّهَ
وَرَسُولَهُ
يُدْخِلْهُ
جَنَّـٰتٍ
تَجْرِى
مِن
تَحْتِهَا
ٱلْأَنْهَـٰرُ
خَـٰلِدِينَ
فِيهَا ۚ
وَذَٰلِكَ
ٱلْفَوْزُ
ٱلْعَظِيمُ
İşte bunlar, Allah'ın yasalarıdır. Kim Allah'a ve Resul'üne[1] itaat ederse, onu içinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak, orada sürekli olarak kalacaktır. İşte büyük başarı budur.
Tilke hududullah. Ve men yutııllahe ve resulehu yudhılhu cennatin tecri min tahtihal enharu halidine fiha. Ve zalikel fevzul azim.
Nisâ 4:14
وَمَن
يَعْصِ
ٱللَّهَ
وَرَسُولَهُ
وَيَتَعَدَّ
حُدُودَهُ
يُدْخِلْهُ
نَارًا
خَـٰلِدًا
فِيهَا
وَلَهُ
عَذَابٌ
مُّهِينٌ
Kim de Allah'a ve Resul'üne karşı asilik edip O'nun yasalarını çiğnerse, sürekli kalmak üzere ateşe konacaktır. Ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.
Ve men ya'sıllahe ve resulehu ve yeteadde hududehu yudhılhu naran haliden fiha.Ve lehu azabun muhin.
Nisâ 4:15
وَٱلَّـٰتِى
يَأْتِينَ
ٱلْفَـٰحِشَةَ
مِن
نِّسَآئِكُمْ
فَٱسْتَشْهِدُوا۟
عَلَيْهِنَّ
أَرْبَعَةً
مِّنكُمْ ۖ
فَإِن
شَهِدُوا۟
فَأَمْسِكُوهُنَّ
فِى
ٱلْبُيُوتِ
حَتَّىٰ
يَتَوَفَّىٰهُنَّ
ٱلْمَوْتُ
أَوْ
يَجْعَلَ
ٱللَّهُ
لَهُنَّ
سَبِيلًا
Kadınlarınızdan fahişelik[1] yapanlara gelince; onların fahişelik yaptıklarına dair aranızdan dört kişinin tanıklık yapması halinde; onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerinde gözetim altında tutun.
Vellati ye'tinel fahişete min nisaikum festeşhidu aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidu fe emsikuhunne fil buyuti hatta yeteveffahunnel mevtu ev yec'alallahu lehunne sebila.
Nisâ 4:16
وَٱلَّذَانِ
يَأْتِيَـٰنِهَا
مِنكُمْ
فَـَٔاذُوهُمَا ۖ
فَإِن
تَابَا
وَأَصْلَحَا
فَأَعْرِضُوا۟
عَنْهُمَآ ۗ
إِنَّ
ٱللَّهَ
كَانَ
تَوَّابًا
رَّحِيمًا
Sizden onu[1] yapan iki er kişiye de eziyet edin.[2] Eğer tevbe eder, kendilerini düzeltirlerse onları rahat bırakın.[3] Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir ve Rahmeti Kesintisiz Olan'dır.
Vellezani ye'tiyaniha minkum fe azuhuma, fe in taba ve asleha fe a'rıdu anhuma. İnnallahe kane tevvaben rahima.
Nisâ 4:17
إِنَّمَا
ٱلتَّوْبَةُ
عَلَى
ٱللَّهِ
لِلَّذِينَ
يَعْمَلُونَ
ٱلسُّوٓءَ
بِجَهَـٰلَةٍ
ثُمَّ
يَتُوبُونَ
مِن
قَرِيبٍ
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
يَتُوبُ
ٱللَّهُ
عَلَيْهِمْ ۗ
وَكَانَ
ٱللَّهُ
عَلِيمًا
حَكِيمًا
Allah katında tevbe;[1] cehaletle[2] bir kötülük yapıp hemen ardından o kötülüğü terk edenlerin tevbesidir. Allah, ancak bu gibilerin tevbelerini kabul eder. Zira Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
İnnemat tevbetu alallahi lillezine ya'melunes sue bi cehaletin summe yetubune min karibin fe ulaike yetubullahu aleyhim. Ve kanallahu alimen hakima.
Nisâ 4:18
وَلَيْسَتِ
ٱلتَّوْبَةُ
لِلَّذِينَ
يَعْمَلُونَ
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
حَضَرَ
أَحَدَهُمُ
ٱلْمَوْتُ
قَالَ
إِنِّى
تُبْتُ
ٱلْـَٔـٰنَ
وَلَا
ٱلَّذِينَ
يَمُوتُونَ
وَهُمْ
كُفَّارٌ ۚ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
أَعْتَدْنَا
لَهُمْ
عَذَابًا
أَلِيمًا
Kötülük yapıp da kendilerine ölüm gelip çatınca, "Ben şimdi tevbe ettim." diyenlerin ve Kafir olarak ölenlerin tevbeleri geçersizdir. İşte onlara can yakıcı bir azap vardır.
Ve leysetit tevbetu lillezine ya'melunes seyyiat, hatta iza hadara ehadehumul mevtu kale inni tubtul'ane ve lallezine yemutune ve hum kuffar. Ulaike a'tedna lehum azaben elima.
Nisâ 4:19
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
لَا
يَحِلُّ
لَكُمْ
أَن
تَرِثُوا۟
ٱلنِّسَآءَ
كَرْهًا ۖ
وَلَا
تَعْضُلُوهُنَّ
لِتَذْهَبُوا۟
بِبَعْضِ
مَآ
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ
إِلَّآ
أَن
يَأْتِينَ
بِفَـٰحِشَةٍ
مُّبَيِّنَةٍ ۚ
وَعَاشِرُوهُنَّ
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ
فَإِن
كَرِهْتُمُوهُنَّ
فَعَسَىٰٓ
أَن
تَكْرَهُوا۟
شَيْـًٔا
وَيَجْعَلَ
ٱللَّهُ
فِيهِ
خَيْرًا
كَثِيرًا
Ey İman Edenler! Kadınlara istemedikleri halde mirasçı olmanız[1], size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe, onlara vermiş olduğunuz şeylerin bir kısmını almak için baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmıyorsanız, bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış olabilir.
Ya eyyuhallezine amenu la yahıllu lekum en terisun nisae kerha. Ve la ta'duluhunne li tezhebu bi ba'dı ma ateytumuhunne illa en ye'tine bi fahışetin mubeyyineh, ve aşiruhunne bil ma'ruf, fe in kerihtumuhunne fe asa en tekrahu şey'en ve yec'alallahu fihi hayran kesira.
Nisâ 4:20
وَإِنْ
أَرَدتُّمُ
ٱسْتِبْدَالَ
زَوْجٍ
مَّكَانَ
زَوْجٍ
وَءَاتَيْتُمْ
إِحْدَىٰهُنَّ
قِنطَارًا
فَلَا
تَأْخُذُوا۟
مِنْهُ
شَيْـًٔا ۚ
أَتَأْخُذُونَهُ
بُهْتَـٰنًا
وَإِثْمًا
مُّبِينًا
Eğer eşinizden boşanıp, başka biriyle evlenecek olursanız, boşadığınız eşinize yığınla mal vermiş olsanız bile, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. Ona verdiğinizi, iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi geri alacaksınız?
Ve in eradtumustibdale zevcin mekane zevcin, ve ateytum ihdahunne kıntaren fe la te'huzu minhu şey'a. E te'huzunehu buhtanen ve ismen mubina.