سورة غافر
40.Mü'min Suresi
"Bağışlayan"
85 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Mü'min 40:2
تَنزِيلُ
ٱلْكِتَـٰبِ
مِنَ
ٱللَّهِ
ٱلْعَزِيزِ
ٱلْعَلِيمِ
Bu Kitap'ın indirilmesi, Mutlak Üstün Olan, Her Şeyi Bilen Allah tarafındandır.
Tenzilul kitabi minallahil azizil alim.
Mü'min 40:3
غَافِرِ
ٱلذَّنبِ
وَقَابِلِ
ٱلتَّوْبِ
شَدِيدِ
ٱلْعِقَابِ
ذِى
ٱلطَّوْلِ ۖ
لَآ
إِلَـٰهَ
إِلَّا
هُوَ ۖ
إِلَيْهِ
ٱلْمَصِيرُ
O, suçu bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, sınırsız güç[1] sahibi olandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş, yalnızca O'nadır.
Gafiriz zenbi ve kabilit tevbi şedidil ikabi zit tavl, la ilahe illa huve, ileyhil masir.
Mü'min 40:4
مَا
يُجَـٰدِلُ
فِىٓ
ءَايَـٰتِ
ٱللَّهِ
إِلَّا
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
فَلَا
يَغْرُرْكَ
تَقَلُّبُهُمْ
فِى
ٱلْبِلَـٰدِ
Kafirlerden başkası Allah'ın ayetleri hakkında tartışmaz. Onların beldelerde diledikleri gibi gezip tozmaları seni aldatmasın.
Ma yucadilu fi ayatillahi illellezine keferu fe la yagrurke tekallubuhum fil bilad.
Mü'min 40:5
كَذَّبَتْ
قَبْلَهُمْ
قَوْمُ
نُوحٍ
وَٱلْأَحْزَابُ
مِن
بَعْدِهِمْ ۖ
وَهَمَّتْ
كُلُّ
أُمَّةٍ
بِرَسُولِهِمْ
لِيَأْخُذُوهُ ۖ
وَجَـٰدَلُوا۟
بِٱلْبَـٰطِلِ
لِيُدْحِضُوا۟
بِهِ
ٱلْحَقَّ
فَأَخَذْتُهُمْ ۖ
فَكَيْفَ
كَانَ
عِقَابِ
Onlardan önce Nuh halkı ve onlardan sonraki topluluklar da yalanladılar. Her ümmet, kendi Resullerini yalanlamaya yöneldi. Hakk'ı, Batıl'la yok etmek için mücadele ettiler. Ben de onları yakalayıverdim. Akabinde cezalandırmam nasılmış gördüler!
Kezzebet kablehum kavmu nuhın vel ahzabu min ba'dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resulihim li ye'huzuhu ve cadelu bil batılı li yudhıdu bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kane ıkab.
Mü'min 40:7
ٱلَّذِينَ
يَحْمِلُونَ
ٱلْعَرْشَ
وَمَنْ
حَوْلَهُ
يُسَبِّحُونَ
بِحَمْدِ
رَبِّهِمْ
وَيُؤْمِنُونَ
بِهِ
وَيَسْتَغْفِرُونَ
لِلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
رَبَّنَا
وَسِعْتَ
كُلَّ
شَىْءٍ
رَّحْمَةً
وَعِلْمًا
فَٱغْفِرْ
لِلَّذِينَ
تَابُوا۟
وَٱتَّبَعُوا۟
سَبِيلَكَ
وَقِهِمْ
عَذَابَ
ٱلْجَحِيمِ
Arş'ı[1] yüklenenler ve çevresinde bulunanlar, Rabb'lerini övgü ile yüceltirler. Ve O'na iman[2] ederler. İman Edenler için bağışlanma dilerler: "Rabb'imiz! Sen, rahmet ve bilgice her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan kimseleri bağışla. Onları Cehennem azabından koru."
Ellezine yahmilunel arşa ve men havlehu yusebbihune bi hamdi rabbihim ve yu'minune bihi ve yestagfirune lillezine amenu, rabbena vesi'te kulle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lillezine tabu vettebeu sebileke vekıhim azabel cahim.
Mü'min 40:8
رَبَّنَا
وَأَدْخِلْهُمْ
جَنَّـٰتِ
عَدْنٍ
ٱلَّتِى
وَعَدتَّهُمْ
وَمَن
صَلَحَ
مِنْ
ءَابَآئِهِمْ
وَأَزْوَٰجِهِمْ
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚ
إِنَّكَ
أَنتَ
ٱلْعَزِيزُ
ٱلْحَكِيمُ
"Rabb'imiz! Onları; onların atalarından, eşlerinden ve soylarından salih kimseleri, kendilerine söz verdiğin Adn Cennetlerine koy. Sen, Mutlak Üstün Olan'sın, En İyi Hüküm Veren'sin."
Rabbena ve edhilhum cennati adninilleti vaadtehum ve men salaha min abaihim ve ezvacihim ve zurriyyatihim inneke entel azizul hakim.
Mü'min 40:9
وَقِهِمُ
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
وَمَن
تَقِ
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
يَوْمَئِذٍ
فَقَدْ
رَحِمْتَهُ ۚ
وَذَٰلِكَ
هُوَ
ٱلْفَوْزُ
ٱلْعَظِيمُ
"Onları kötülüklerden koru. Ve Sen O Gün[1] kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu, büyük kurtuluştur."
Vekıhimus seyyiat, ve men tekıs seyyiati yevme izin fe kad rahimteh ve zalike huvel fevzul azim.
Mü'min 40:10
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
يُنَادَوْنَ
لَمَقْتُ
ٱللَّهِ
أَكْبَرُ
مِن
مَّقْتِكُمْ
أَنفُسَكُمْ
إِذْ
تُدْعَوْنَ
إِلَى
ٱلْإِيمَـٰنِ
فَتَكْفُرُونَ
Kafirlere seslenilir: "Elbette ki Allah'ın kızgınlığı, kendinize duymuş olduğunuz kızgınlıktan daha büyüktür. Zira siz inanmaya çağrıldığınız zaman, kafirlik[1] ediyordunuz."
İnnellezine keferu yunadevne le maktullahi ekberu min maktikum enfusekum iz tud'avne ilel imani fe tekfurun.
Mü'min 40:11
قَالُوا۟
رَبَّنَآ
أَمَتَّنَا
ٱثْنَتَيْنِ
وَأَحْيَيْتَنَا
ٱثْنَتَيْنِ
فَٱعْتَرَفْنَا
بِذُنُوبِنَا
فَهَلْ
إِلَىٰ
خُرُوجٍ
مِّن
سَبِيلٍ
Dediler ki: "Rabb'imiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin[1]. Artık suçlarımızı itiraf ettik. Şimdi bu durumdan kurtulmanın bir yolu var mı?"
Kalu rabbena emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa'terefna bi zunubina fe hel ila hurucin min sebil.
Mü'min 40:12
ذَٰلِكُم
بِأَنَّهُٓ
إِذَا
دُعِىَ
ٱللَّهُ
وَحْدَهُ
كَفَرْتُمْ ۖ
وَإِن
يُشْرَكْ
بِهِ
تُؤْمِنُوا۟ ۚ
فَٱلْحُكْمُ
لِلَّهِ
ٱلْعَلِىِّ
ٱلْكَبِيرِ
Bu, sizin bir tek Allah'a çağrıldığınız zaman küfretmeniz nedeniyledir. O'na şirk koşulunca iman ediyordunuz. Artık karar yüce ve büyük olan Allah'ındır.
Zalikum bi ennehu iza duiyallahu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihi tu'minu, fel hukmu lillahil aliyyil kebir.
Mü'min 40:13
هُوَ
ٱلَّذِى
يُرِيكُمْ
ءَايَـٰتِهِ
وَيُنَزِّلُ
لَكُم
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
رِزْقًا ۚ
وَمَا
يَتَذَكَّرُ
إِلَّا
مَن
يُنِيبُ
O, size ayetlerini[1] gösteren, sizin için gökten rızık indirendir. Ancak, gönülden yönelenler öğüt alırlar.
Huvellezi yurikum ayatihi ve yunezzilu lekum mines semai rızka, ve ma yetezekkeru illa men yunib.
Mü'min 40:15
رَفِيعُ
ٱلدَّرَجَـٰتِ
ذُو
ٱلْعَرْشِ
يُلْقِى
ٱلرُّوحَ
مِنْ
أَمْرِهِ
عَلَىٰ
مَن
يَشَآءُ
مِنْ
عِبَادِهِ
لِيُنذِرَ
يَوْمَ
ٱلتَّلَاقِ
O, dereceleri yükseltendir, Arş'ın[1] sahibidir. O, "Buluşma Günü" hakkında insanları uyarmak için Kendi buyruğundan olan ruhu[2] kullarından dilediğine ulaştırır.
Refiud derecati zul arş, yulkır ruha min emrihi ala men yeşau min ıbadihi li yunzire yevmet telak.
Mü'min 40:16
يَوْمَ
هُم
بَـٰرِزُونَ ۖ
لَا
يَخْفَىٰ
عَلَى
ٱللَّهِ
مِنْهُمْ
شَىْءٌ ۚ
لِّمَنِ
ٱلْمُلْكُ
ٱلْيَوْمَ ۖ
لِلَّهِ
ٱلْوَٰحِدِ
ٱلْقَهَّارِ
O Gün, onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. O Gün, mülk[1] kimindir? Tek ve Kahhar[2] Olan Allah'ındır.
Yevme hum barizun la yahfa alallahi min hum şey'un, li menil mulkul yevm, lillahil vahidil kahhar.
Mü'min 40:17
ٱلْيَوْمَ
تُجْزَىٰ
كُلُّ
نَفْسٍ
بِمَا
كَسَبَتْ ۚ
لَا
ظُلْمَ
ٱلْيَوْمَ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
سَرِيعُ
ٱلْحِسَابِ
Bugün her kişi kazandıklarıyla[1] hesaba çekilecektir. Bugün, haksızlık yoktur. Kuşkusuz Allah hesabı çabuk görendir.
El yevme tucza kullu nefsin bima kesebet, la zulmel yevm, innallahe seriul hisab.
Mü'min 40:18
وَأَنذِرْهُمْ
يَوْمَ
ٱلْـَٔازِفَةِ
إِذِ
ٱلْقُلُوبُ
لَدَى
ٱلْحَنَاجِرِ
كَـٰظِمِينَ ۚ
مَا
لِلظَّـٰلِمِينَ
مِنْ
حَمِيمٍ
وَلَا
شَفِيعٍ
يُطَاعُ
Yaklaşan gün hakkında onları uyar. O Gün korkudan yürekler ağızlara gelir. Zalimler için ne samimi bir dost ne de sözü dinlenir bir şefaatçi[1] vardır.
Ve enzirhum yevmel azifeti izil kulubu ledel hanaciri kazımin, ma liz zalimine min hamimin ve la şefiin yutau.
Mü'min 40:19
يَعْلَمُ
خَآئِنَةَ
ٱلْأَعْيُنِ
وَمَا
تُخْفِى
ٱلصُّدُورُ
O, bakışlardaki art niyeti ve göğüslerin gizlediğini bilir.
Ya'lemu hainetel a'yuni ve ma tuhfis sudur.
Mü'min 40:20
وَٱللَّهُ
يَقْضِى
بِٱلْحَقِّ ۖ
وَٱلَّذِينَ
يَدْعُونَ
مِن
دُونِهِ
لَا
يَقْضُونَ
بِشَىْءٍ ۗ
إِنَّ
ٱللَّهَ
هُوَ
ٱلسَّمِيعُ
ٱلْبَصِيرُ
Allah, Hakkı gerçekleştirir. Allah'ın yanı sıra yöneldikleri kimseler ise hiçbir şeyi gerçekleştiremezler. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
Vallahu yakdi bil hakk, vellezine yed'une min dunihi la yakdune bi şey'in, innallahe huves semiul basir.