سورة غافر
40.Mü'min Suresi
"Bağışlayan"
85 Ayet
Mü'min 40:21
أَوَلَمْ
يَسِيرُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَيَنظُرُوا۟
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلَّذِينَ
كَانُوا۟
مِن
قَبْلِهِمْ ۚ
كَانُوا۟
هُمْ
أَشَدَّ
مِنْهُمْ
قُوَّةً
وَءَاثَارًا
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَأَخَذَهُمُ
ٱللَّهُ
بِذُنُوبِهِمْ
وَمَا
كَانَ
لَهُم
مِّنَ
ٱللَّهِ
مِن
وَاقٍ
Onlar, yeryüzünde gezinip, kendilerinden önce gelip geçmiş olanların sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Onlar, yeryüzünde güç olarak ve bıraktıkları eserler bakımından daha üstündüler. Yine de Allah onları, suçları nedeniyle cezalandırdı. Kendilerini Allah'tan koruyan kimse olmadı.
E ve lem yesiru fil ardı fe yenzuru keyfe kane akibetullezine kanu min kablihim, kanu hum eşedde min hum kuvveten ve asaran fil ardı fe ehazehumullahu bi zunubihim ve ma kane lehum minallahi min vak.
Mü'min 40:22
ذَٰلِكَ
بِأَنَّهُمْ
كَانَت
تَّأْتِيهِمْ
رُسُلُهُم
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
فَكَفَرُوا۟
فَأَخَذَهُمُ
ٱللَّهُ ۚ
إِنَّهُ
قَوِىٌّ
شَدِيدُ
ٱلْعِقَابِ
Bu, Resuller kendilerine kanıt içeren belgelerle geldikleri halde onları yalanlamaları nedeniyledir. Bunun üzerine Allah onları cezalandırdı. O, Mutlak Güç Sahibi'dir, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan'dır.
Zalike bi ennehum kanet te'tihim rusuluhum bil beyyinati fe keferu fe ehazehumullah, innehu kaviyyun şedidul ikab.
Mü'min 40:23
وَلَقَدْ
أَرْسَلْنَا
مُوسَىٰ
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَسُلْطَـٰنٍ
مُّبِينٍ
Ant olsun ki, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik:
Ve lekad erselna musa bi ayatina ve sultanin mubin.
Mü'min 40:24
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَهَـٰمَـٰنَ
وَقَـٰرُونَ
فَقَالُوا۟
سَـٰحِرٌ
كَذَّابٌ
Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Fakat onlar: "Bu yalancı bir sihirbazdır." dediler.
İla fir'avne ve hamane ve karune fe kalu sahirun kezzab.
Mü'min 40:25
فَلَمَّا
جَآءَهُم
بِٱلْحَقِّ
مِنْ
عِندِنَا
قَالُوا۟
ٱقْتُلُوٓا۟
أَبْنَآءَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
مَعَهُ
وَٱسْتَحْيُوا۟
نِسَآءَهُمْ ۚ
وَمَا
كَيْدُ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
إِلَّا
فِى
ضَلَـٰلٍ
Böylece katımızdan Hakk ile geldiği zaman onlar: "Onunla birlikte iman eden kimselerin oğullarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." dediler. Kafirlerin düzeni, sapkınlığa düşmekten başka bir şey değildir.
Fe lemma caehum bil hakkı min indina kaluktulu ebnaellezine amenu meahu vestahyu nisaehum, ve ma keydul kafirine illa fi dalal.
Mü'min 40:26
وَقَالَ
فِرْعَوْنُ
ذَرُونِىٓ
أَقْتُلْ
مُوسَىٰ
وَلْيَدْعُ
رَبَّهُٓ ۖ
إِنِّىٓ
أَخَافُ
أَن
يُبَدِّلَ
دِينَكُمْ
أَوْ
أَن
يُظْهِرَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
ٱلْفَسَادَ
Firavun: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim. O istediği kadar Rabb'ini yardıma çağırsın. Ben, onun sizin dininizi[1] değiştirmesinden veya yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." dedi.
Ve kale fir'avnu zeruni aktul musa vel yed'u rabbeh, inni ehafu en yubeddile dinekum ev en yuzhire fil ardıl fesad.
Mü'min 40:27
وَقَالَ
مُوسَىٰٓ
إِنِّى
عُذْتُ
بِرَبِّى
وَرَبِّكُم
مِّن
كُلِّ
مُتَكَبِّرٍ
لَّا
يُؤْمِنُ
بِيَوْمِ
ٱلْحِسَابِ
Musa: "Kuşkusuz ben, hesap gününe iman etmeyen bütün kibirlilerden, benim de Rabb'im, sizin de Rabb'iniz olan Allah'a sığınırım." dedi.
Ve kale musa inni uztu bi rabbi ve rabbikum min kulli mutekebbirin la yu'minu bi yevmil hisab.
Mü'min 40:28
وَقَالَ
رَجُلٌ
مُّؤْمِنٌ
مِّنْ
ءَالِ
فِرْعَوْنَ
يَكْتُمُ
إِيمَـٰنَهُٓ
أَتَقْتُلُونَ
رَجُلًا
أَن
يَقُولَ
رَبِّىَ
ٱللَّهُ
وَقَدْ
جَآءَكُم
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
مِن
رَّبِّكُمْ ۖ
وَإِن
يَكُ
كَـٰذِبًا
فَعَلَيْهِ
كَذِبُهُ ۖ
وَإِن
يَكُ
صَادِقًا
يُصِبْكُم
بَعْضُ
ٱلَّذِى
يَعِدُكُمْ ۖ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
مَنْ
هُوَ
مُسْرِفٌ
كَذَّابٌ
Firavun taraftarlarından imanını gizleyen bir kimse, şöyle dedi: "Rabb'im Allah'tır dediği için mi bir adamı öldüreceksiniz? Oysaki o, size Rabb'inizden açık kanıtlarla geldi. Eğer yalancı biriyse yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa uyardığı şeylerin bir kısmı size isabet edecektir. Allah, aşırı giden yalancı bir kimseyi doğru yola iletmez."
Ve kale raculun mu'minun min ali fir'avne yektumu imanehu e taktulune raculen en yekule rabbiyallahu ve kad caekum bil beyyinati min rabbikum, ve in yeku kaziben fe aleyhi kezibuh, ve in yeku sadikan yusibkum ba'dullezi yeidukum, innallahe la yehdi men huve musrifun kezzab.
Mü'min 40:29
يَـٰقَوْمِ
لَكُمُ
ٱلْمُلْكُ
ٱلْيَوْمَ
ظَـٰهِرِينَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَمَن
يَنصُرُنَا
مِن
بَأْسِ
ٱللَّهِ
إِن
جَآءَنَا ۚ
قَالَ
فِرْعَوْنُ
مَآ
أُرِيكُمْ
إِلَّا
مَآ
أَرَىٰ
وَمَآ
أَهْدِيكُمْ
إِلَّا
سَبِيلَ
ٱلرَّشَادِ
"Ey halkım! Bugün yeryüzünde gücü elinizde bulunduranlar olarak mülk[1] sizindir. Şayet gelecek olursa Allah'ın azabından bizi kim kurtarabilir?" Firavun: "Ben size, gördüğüm şeyden başkasını göstermiyorum. Ve ben, sizi reşadın[2] yolundan başkasına iletemem." dedi.
Ya kavmi lekumul mulkul yevme zahirine fil ardı fe men yensuruna min be'sillahi in caena, kale fir'avnu ma urikum illa ma era ve ma ehdikum illa sebiler reşad.
Mü'min 40:30
وَقَالَ
ٱلَّذِىٓ
ءَامَنَ
يَـٰقَوْمِ
إِنِّىٓ
أَخَافُ
عَلَيْكُم
مِّثْلَ
يَوْمِ
ٱلْأَحْزَابِ
İman etmiş olan kimse: "Ey halkım! Ben daha önce birçok toplumun başına gelenin sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum."
Ve kalellezi amene ya kavmi inni ehafu aleykum misle yevmil ahzab.
Mü'min 40:31
مِثْلَ
دَأْبِ
قَوْمِ
نُوحٍ
وَعَادٍ
وَثَمُودَ
وَٱلَّذِينَ
مِن
بَعْدِهِمْ ۚ
وَمَا
ٱللَّهُ
يُرِيدُ
ظُلْمًا
لِّلْعِبَادِ
"Nuh, Ad, Semud ve onlardan sonraki toplumların durumu gibi. Allah, kullarına haksızlık edici değildir."
Misle de'bi kavmi nuhın ve adin ve semude vellezine min ba'dihim, ve mallahu yuridu zulmen lil ibad.
Mü'min 40:33
يَوْمَ
تُوَلُّونَ
مُدْبِرِينَ
مَا
لَكُم
مِّنَ
ٱللَّهِ
مِنْ
عَاصِمٍ ۗ
وَمَن
يُضْلِلِ
ٱللَّهُ
فَمَا
لَهُ
مِنْ
هَادٍ
Arkanıza bakmadan kaçacağınız gün, sizi Allah'ın azabından koruyabilecek kimse yoktur. Allah, kimi sapkınlıkta bırakırsa[1] ona doğru yolu gösterecek yoktur.
Yevme tuvellune mudbirin, ma lekum minallahi min asım ve men yudlilillahu fe ma lehu min had.
Mü'min 40:34
وَلَقَدْ
جَآءَكُمْ
يُوسُفُ
مِن
قَبْلُ
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
فَمَا
زِلْتُمْ
فِى
شَكٍّ
مِّمَّا
جَآءَكُم
بِهِ ۖ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
هَلَكَ
قُلْتُمْ
لَن
يَبْعَثَ
ٱللَّهُ
مِن
بَعْدِهِ
رَسُولًا ۚ
كَذَٰلِكَ
يُضِلُّ
ٱللَّهُ
مَنْ
هُوَ
مُسْرِفٌ
مُّرْتَابٌ
Ant olsun ki daha önce Yusuf size açık kanıt içeren belgelerle gelmişti. Ancak o zaman onun size getirdiği şeyler hakkında kuşkulanıp durmuştunuz. Yusuf ölünce de: "Bundan sonra Allah asla Resul göndermez." dediniz. Allah, haddi aşan, güvenmeyen kimseyi işte böyle saptırır.
Ve lekad caekum yusufu min kablu bil beyyinati fe ma ziltum fi şekkin mimma caekum bih, hatta iza heleke kultum len yeb'asallahu min ba'dihi resula, kezalike yudıllullahu men huve musrifun murtab.
Mü'min 40:35
ٱلَّذِينَ
يُجَـٰدِلُونَ
فِىٓ
ءَايَـٰتِ
ٱللَّهِ
بِغَيْرِ
سُلْطَـٰنٍ
أَتَىٰهُمْ ۖ
كَبُرَ
مَقْتًا
عِندَ
ٱللَّهِ
وَعِندَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟ ۚ
كَذَٰلِكَ
يَطْبَعُ
ٱللَّهُ
عَلَىٰ
كُلِّ
قَلْبِ
مُتَكَبِّرٍ
جَبَّارٍ
O kimseler, kendilerine görevli kılınmış, yetki verilmiş bir kimse gelmediği halde, Allah'ın ayetleri hakkında tartışırlar. Bu da Allah'ın yanında da insanların yanında da büyük bir kızgınlığa neden olur. İşte böyle! Allah, her büyüklük taslayanın kalbini mühürler.
Ellezine yucadilune fi ayatillahi bi gayri sultanin etahum, kebure makten indallahi ve indellezine amenu, kezalike yatbaullahu ala kulli kalbi mutekebbirin cebbar.
Mü'min 40:36
وَقَالَ
فِرْعَوْنُ
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
ٱبْنِ
لِى
صَرْحًا
لَّعَلِّىٓ
أَبْلُغُ
ٱلْأَسْبَـٰبَ
Firavun: "Ey Haman! Benim için yüksek bir kule yap. Belki böylece o sebeplere ulaşırım;"
Ve kale fir'avnu ya hamanubni li sarhan lealli eblugul esbab.
Mü'min 40:37
أَسْبَـٰبَ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
فَأَطَّلِعَ
إِلَىٰٓ
إِلَـٰهِ
مُوسَىٰ
وَإِنِّى
لَأَظُنُّهُ
كَـٰذِبًا ۚ
وَكَذَٰلِكَ
زُيِّنَ
لِفِرْعَوْنَ
سُوٓءُ
عَمَلِهِ
وَصُدَّ
عَنِ
ٱلسَّبِيلِ ۚ
وَمَا
كَيْدُ
فِرْعَوْنَ
إِلَّا
فِى
تَبَابٍ
"Göklerin sebeplerine. Böylece Musa'nın ilahını görürüm. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum." dedi. Ve işte böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş iyi gösterildi ve doğru yoldan çıkarıldı. Firavunun planı, hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
Esbabes semavati fe attalia ila ilahi musa ve inni le ezunnuhu kaziba, ve kezalike zuyyine li fir'avne suu amelihi ve sudde anis sebil, ve ma keydu fir'avne illa fi tebab.
Mü'min 40:39
يَـٰقَوْمِ
إِنَّمَا
هَـٰذِهِ
ٱلْحَيَوٰةُ
ٱلدُّنْيَا
مَتَـٰعٌ
وَإِنَّ
ٱلْـَٔاخِرَةَ
هِىَ
دَارُ
ٱلْقَرَارِ
"Ey halkım! Bu dünya hayatı geçici bir yararlanmadır. Ahiret hayatı ise kesinlikle devamlı kalınacak yerdir."
Ya kavmi innema hazihil hayatud dunya metaun ve innel ahirete hiye darul karar.
Mü'min 40:40
مَنْ
عَمِلَ
سَيِّئَةً
فَلَا
يُجْزَىٰٓ
إِلَّا
مِثْلَهَا ۖ
وَمَنْ
عَمِلَ
صَـٰلِحًا
مِّن
ذَكَرٍ
أَوْ
أُنثَىٰ
وَهُوَ
مُؤْمِنٌ
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
يَدْخُلُونَ
ٱلْجَنَّةَ
يُرْزَقُونَ
فِيهَا
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
"Kim bir kötülük yaparsa, ona yaptığının karşılığından fazlasıyla karşılık verilmez. Erkek veya kadın, her kim Mü'min olarak salih[1] olanı yaparsa, işte onlar hesapsız şekilde rızıklanmak üzere Cennet'e girerler."
Men amile seyyieten fe la yucza illa misleha, ve men amile salihan min zekerin ev unsa ve huve mu'minun fe ulaike yedhulunel cennete yurzekune fiha bi gayri hisab.