سورة يس

36.Yâsîn

"Ya-Sin"
83 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Yâsîn 36:1
يسٓ
Ya-Sin.
Ya sin.
Yâsîn 36:2
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
Ve Kuranı hakime
Vel kur'anil hakim.
Yâsîn 36:3
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Kuşkusuz sen gönderilenlerdensin
İnneke leminel murselin.
Yâsîn 36:4
عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Üzerine stabil yolun
Ala sıratın mustekim.
Yâsîn 36:5
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
İndirilmelidir üstün merhametliden
Tenzilel azizir rahim.
Yâsîn 36:6
لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَـٰفِلُونَ
Uyarasın diye bir kavmi uyarılmadı ataları ve onlar gaflettedirler
Li tunzire kavmen ma unzire abauhum fe hum gafilun.
Yâsîn 36:7
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Ant olsun ki, onların çoğu üzerine söz[1] hakk oldu. Artık onlar iman etmezler.
Lekad hakkal kavlu ala ekserihim fe hum la yu'minun.
Yâsîn 36:8
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَـٰقِهِمْ أَغْلَـٰلًا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar geçirdik. Bu nedenle başları sürekli yukarıda kalkık olanlardır[1].
İnna cealna fi a'nakıhim aglalen fe hiye ilel ezkani fe hum mukmehun.
Yâsîn 36:9
وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Ve kıldık arasından ellerinin bir savak ve arkalarından bir savak böylece kapladık onları onlar göremiyorlar
Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynahum fe hum la yubsırun.
Yâsîn 36:10
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir. Onlar iman etmezler.
Ve sevaun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum la yu'minun.
Yâsîn 36:11
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Sen ancak Zikir'e[1] uyan ve görmediği halde Rahman'a haşyet[2] duyan kimseyi uyarabilirsin[3]. İşte böylesine bağışlanma ve çok şerefli bir ödülü haber ver.
İnnema tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmane bil gayb, fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerim.
Yâsîn 36:12
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَـٰهُ فِىٓ إِمَامٍ مُّبِينٍ
Kuşkusuz ölüleri Biz diriltiriz Biz. Önceden yapıp gönderdiklerini ve geride bıraktıklarını yazarız. Biz her şeyi bir "imam-ı mubin"de[1] kayıt altına almışızdır.
İnna nahnu nuhyil mevta ve nektubu ma kaddemu ve asarehum ve kulle şey'in ahsaynahu fi imamin mubin.
Yâsîn 36:13
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَـٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
Onlara, o kentin halkını örnek ver. Hani, onlara Resuller gelmişti.
Vadrıb lehum meselen ashabel karyeh, iz cae hel murselun.
Yâsîn 36:14
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
Onlara iki Resul göndermiştik. Fakat ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü ile destekledik. Dediler ki: "Biz, size gönderilmiş Resulleriz."
İz erselna ileyhimusneyni fe kezzebuhuma fe azzezna bi salisin fe kalu inna ileykum murselun.
Yâsîn 36:15
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَـٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Onlar: "Siz de bizim gibi birer beşersiniz. Rahman herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
Kalu ma entum illa beşerun misluna ve ma enzeler rahmanu min şey'in in entum illa tekzibun.
Yâsîn 36:16
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
"Rabb'imiz biliyor ki, biz gerçekten size gönderilmiş Resulleriz." dediler.
Kalu rabbuna ya'lemu inna ileykum le murselun.
Yâsîn 36:17
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ
"Bize düşen yalnızca açıkça iletmektir."
Ve ma aleyna illel belagul mubin.
Yâsîn 36:18
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
"Siz bize kesinlikle uğursuzluk getirdiniz. Eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlarız. Ve bizden size çok acıklı bir azap dokunur." dediler.
Kalu inna tetayyerna bi kum, le in lem tentehu le nercumennekum ve le yemessennekum minna azabun elim.
Yâsîn 36:19
قَالُوا۟ طَـٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ
"Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi[1]? Hayır! Siz müsrif[2] bir halksınız." dediler.
Kalu tairikum meakum, e in zukkirtum, bel entum kavmun musrifun.
Yâsîn 36:20
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَـٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey halkım, gönderilmiş olan Resullere uyun!" dedi.
Ve cae min aksal medineti raculun yes'a kale ya kavmittebiul murselin.
Yâsîn 36:21
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ
"Sizden herhangi bir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yolda olanlardır."
İttebiu men la yes'elukum ecren ve hum muhtedun.
Yâsîn 36:22
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"Ben, niçin benim fıtratımı[1] belirleyene kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döndürüleceksiniz."
Ve ma liye la a'budullezi fatarani ve ileyhi turceun.
Yâsîn 36:23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَـٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ
"Ben, O'nun yanı sıra ilahlar edinir miyim? Eğer Rahman, bana bir zarar dilerse, onların şefaatinin[1] bana hiçbir yararı olmaz. Onlar beni kurtaramazlar."
E ettehızu min dunihi aliheten in yuridnir rahmanu bi durrin la tugni anni şefaatuhum şey'en ve la yunkızun.
Yâsîn 36:24
إِنِّىٓ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
"Öyle olsaydı[1] ben, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde olurdum."
İnni izen le fi dalalin mubin.
Yâsîn 36:25
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
"Ben, sizin de Rabb'iniz olana inandım. Beni dinleyin!"
İnni amentu bi rabbikum fesmeun.
Yâsîn 36:26
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَـٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
Ona, "Cennete gir!" denildi. "Keşke halkım bilseydi;"
Kiled hulil cenneh, kale ya leyte kavmi ya'lemun.
Yâsîn 36:27
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
"Rabb'imin beni bağışladığını ve ikram edilenlerden yaptığını."
Bima gafere li rabbi ve cealeni minel mukremin.
Yâsîn 36:28
وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِن جُندٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
Ondan sonra, halkının üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik, indirecek de değildik!
Ve ma enzelna ala kavmihi min ba'dihi min cundin mines semai ve ma kunna munzilin.
Yâsîn 36:29
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَـٰمِدُونَ
Sadece bir sayha![1] O zaman onlar sönenler oldular!
İn kanet illa sayhaten vahıdetenfe iza hum hamidun.
Yâsîn 36:30
يَـٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِ يَسْتَهْزِءُونَ
Yazıklar olsun o kullara! Kendilerine gelen her Resul'le alay ettiler.
Ya hasreten alel ıbad, ma ye'tihim min resulin illa kanu bihi yestehziun.
Yâsîn 36:31
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi ve bir daha geri dönemediklerini düşünmezler mi?
E lem yerev kem ehlekna kablehum minel kuruni ennehum ileyhim la yerciun.
Yâsîn 36:32
وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Onların hepsi de toplanıp kesinlikle karşımızda hazır bulundurulacaklardır.
Ve in kullun lemma cemiun ledeyna muhdarun.
Yâsîn 36:33
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَـٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak, onlara bir ayettir[1]. Onu canlandırdık ve ondan ürünler çıkardık. Böylece ondan yerler.
Ve ayetun lehumul ardul meyteh, ahyeynaha ve ahrecna minha habben fe minhu ye'kulun.
Yâsîn 36:34
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
Orada hurma ve üzüm bahçeleri yaptık. Ve orada pınarlar akıttık.
Ve cealna fiha cennatin min nahilin ve a'nabin ve feccerna fiha minel uyun.
Yâsîn 36:35
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onun ürünlerinden ve elleriyle yaptıklarından yesinler diye. Hala şükretmeyecekler mi?
Li ye'kulu min semerihi ve ma amilethu eydihim, e fe la yeşkurun.
Yâsîn 36:36
سُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve bilemeyecekleri şeylerden çiftler yaratan, O, Sübhan'dır[1].
Subhanellezi halakal ezvace kulleha mimma tunbitulardu ve min enfusihim ve mimma la ya'lemun.
Yâsîn 36:37
وَءَايَةٌ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
Gece de onlar için bir ayettir[1]. Ondan gündüzü çekip alırız da onlar karanlıkta kalırlar.
Ve ayetun lehumul leyl, neslehu minhun nehare fe iza hum muzlimun.
Yâsîn 36:38
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
Güneş, kendisi için karar kılınan yörüngesinde akar gider. İşte bu Mutlak Üstün Olan'ın, Her Şeyi Bilen'in yasasıdır.
Veş şemsu tecri li mustekarrin leha, zalike takdirul azizil alim.
Yâsîn 36:39
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَـٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
Ay'a da menziller takdir ettik. Sonunda kuru bir hurma dalına döner.
Vel kamere kaddernahu menazile hatta adekel urcunil kadim.
Yâsîn 36:40
لَا ٱلشَّمْسُ يَنبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Ne Güneş Ay'a erişebilir ve ne de gecenin gündüzü geçmesi mümkün olabilir. Hepsi de bir yörüngede hareket ederler.
Leş şemsu yenbegi leha en tudrikel kamere ve lel leylu sabikun nehar, ve kullun fi felekin yesbehun.
Yâsîn 36:41
وَءَايَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
Onların soyunu dolu gemilerde taşımamız onlar için bir ayettir[1].
Ve ayetun lehum enna hamelna zurriyyetehum fil fulkil meşhun.
Yâsîn 36:42
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ
Onlar için, onun gibi binecekleri şeyler yarattık.
Ve halakna lehum min mislihi ma yerkebun.
Yâsîn 36:43
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
Dilersek onları batırırız. Ne onlara yardım eden bulunur ne de onlar kurtulabilir.
Ve in neşe' nugrıkhum fe la sariha lehum ve la hum yunkazun.
Yâsîn 36:44
إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَـٰعًا إِلَىٰ حِينٍ
Bizden bir merhamet ve belli bir zamana kadar yararlandırmamız hariçtir.
İlla rahmeten minna ve metaan ila hin.
Yâsîn 36:45
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Onlara: "Sahip olduğunuz ve olacağınız şeylerde takva sahibi olun. Umulur ki böylece merhamet olunursunuz." denildiği zaman;
Ve iza kile lehumutteku ma beyne eydikum ve ma halfekum leallekum turhamun.
Yâsîn 36:46
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍ مِّنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Onlar, Rabb'lerinin ayetlerinden hangi ayet gelirse gelsin ondan yüz çevirenler oldular.
Ve ma te'tihim min ayetin min ayati rabbihim illa kanu anha mu'ridin.
Yâsîn 36:47
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
Onlara: "Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden ihtiyaç sahiplerine yardım edin dendiği zaman, Kafirler, İman Edenler'e: "Allah'ın dileseydi doyuracağı kimseyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir sapkınlık içindesiniz." dediler.
Ve iza kile lehum enfiku mimma rezakakumullahu kalellezine keferu lillezine amenu e nut'imu men lev yeşaullahu at'ameh, in entum illa fi dalalin mubin.
Yâsîn 36:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَـٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
"Madem doğru söyleyenlerseniz, bu vaad[1] ne zaman[2]?" derler.
Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadikin.
Yâsîn 36:49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Onlar birbirleri ile çekişirlerken, onları yakalayacak tek bir çığlıktan başkasını gözlemiyorlar.
Ma yenzurune illa sayhaten vahıdeten te'huzuhum ve hum yahıssımun.
Yâsîn 36:50
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Artık vasiyette bulunmaya da ailelerine dönmeye de güçleri yetmez.
Fe la yestetiune tavsiyeten ve la ila ehlihim yerciun.
Yâsîn 36:51
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
Sur'a[1] üflenmiştir! İşte o zaman onlar, kabirlerinden Rabb'lerine akın ederler.
Ve nufiha fis suri fe iza hum minel ecdasi ila rabbihim yensilun.
Yâsîn 36:52
قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَـٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
"Eyvah bize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı[1]? Bu Rahman'ın uyardığı şeydir. Resuller doğru söylemişler." dediler.
Kalu ya veylena men beasena min merkadina, haza ma vaader rahmanuve sadakal murselun.
Yâsîn 36:53
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Sadece tek bir sayha[1]! İşte o zaman onların tamamı huzurumuza getirilirler.
İn kanet illa sayhaten vahıdeten fe iza hum cemiun ledeyna muhdarun.
Yâsîn 36:54
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Artık bugün kişi, hiçbir haksızlık görmeyecek. Sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Fel yevme la tuzlemu nefsun şey'en ve la tuczevne illa ma kuntum ta'melun.
Yâsîn 36:55
إِنَّ أَصْحَـٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍ فَـٰكِهُونَ
Kuşkusuz Cennet ehli bugün keyifli bir uğraş içindedir.
İnne ashabel cennetil yevme fi şugulin fakihun.
Yâsîn 36:56
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَـٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
Onlar ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerine kurulmuşlardır.
Hum ve ezvacuhum fi zılalin alel eraiki muttekiun.
Yâsîn 36:57
لَهُمْ فِيهَا فَـٰكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
Orada onlar için meyve ve gönüllerinin çektiği her şey vardır.
Lehum fiha fakihetun ve lehum ma yeddeun.
Yâsîn 36:58
سَلَـٰمٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ
Rahmeti kesintisiz Rabb'den söz selamdır[1].
Selamun kavlen min rabbin rahim.
Yâsîn 36:59
وَٱمْتَـٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
Ey mücrimler![1] Bugün ayrılın!
Vemtazul yevme eyyuhel mucrimun.
Yâsîn 36:60
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَـٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ey Ademoğulları! Ben, size "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık düşmandır, diye uyarıda bulunmadım mı?"
E lem a'had ileykum ya beni ademe en la ta'buduş şeytan, innehu lekum aduvvun mubin.
Yâsîn 36:61
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Bana kulluk[1] edin. Dosdoğru yol budur.
Ve eni'buduni, haza sıratun mustekim.
Yâsîn 36:62
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
Ant olsun ki sizden birçoklarını saptırdı. Sizde bunu anlayacak akıl yok muydu?
Ve lekad edalle minkum cibillen kesira, e fe lem tekunu ta'kılun.
Yâsîn 36:63
هَـٰذِهِ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
İşte, uyarılmış olduğunuz Cehennem budur.
Hazihi cehennemulleti kuntum tuadun.
Yâsîn 36:64
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
Kafir olduğunuz için bugün oraya girin!
Islevhel yevme bima kuntum tekfurun.
Yâsîn 36:65
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Bugün onların ağızlarını kapatırız. Bize elleri konuşur, ayakları da kazandıkları şeylere tanıklık eder.
El yevme nahtimu ala efvahihim ve tukellimuna eydihim ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun.
Yâsîn 36:66
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Eğer dileseydik, elbette gözlerini kör ederdik de yol bulmak için koşuşturup dururlardı. Yollarını nasıl bulacaklardı ki?
Ve lev neşau le tamesna ala a'yunihim festebekus sırata fe enna yubsırun.
Yâsîn 36:67
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَـٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
Eğer dileseydik, oldukları yerde sabit bir şekle dönüştürürdük[1], ileri gitmeye de geri dönmeye de güç yetiremezlerdi.
Ve lev neşau le mesahnahum ala mekanetihim fe mastetau mudiyyen ve la yerciun.
Yâsîn 36:68
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kimin ömrünü uzatırsak, zamanla yaratılış olarak onu tersine çeviririz[1]. Buna rağmen hala akıllarını kullanmayacaklar mı?
Ve men nuammirhu nunekkishu fil halk, e fe la ya'kılun.
Yâsîn 36:69
وَمَا عَلَّمْنَـٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِى لَهُٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ
Biz ona şiir öğretmedik. Ve bu, ona yakışmaz da. O, yalnızca bir Öğüt ve apaçık Kur'an'dır.
Ve ma allemnahuş şi're ve ma yenbagi leh, in huve illa zikrun ve kur'anun mubin.
Yâsîn 36:70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
O, diri olanları uyarmak[1] ve Kafirlerin üzerine Söz'ün[2] hak olması içindir.
Li yunzire men kane hayyen ve yehıkkal kavlu alel kafirin.
Yâsîn 36:71
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَـٰمًا فَهُمْ لَهَا مَـٰلِكُونَ
Ellerimizin[1] yaptıklarından, onlara sahip oldukları hayvanlar yarattığımızı görmüyorlar mı?
E ve lem yerev enna halakna lehum mimma amilet eydina en'amen fe hum leha malikun.
Yâsîn 36:72
وَذَلَّلْنَـٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
Bu hayvanları yararlanmalarına sunduk. Kimine biniyor, kimini de yiyorlar.
Ve zellelnaha lehum fe minha rakubuhum ve minha ye'kulun.
Yâsîn 36:73
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Bu hayvanlarda onlar için yararlar[1] ve içecek[1] şeyler vardır. Hala şükretmeyecekler mi?
Ve lehum fiha menafiu ve meşarib, e fe la yeşkurun.
Yâsîn 36:74
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
Onlar, Allah'ın yanı sıra, kendilerinden yardım umdukları ilahlar edindiler.[1]
Vettehazu min dunillahi aliheten leallehum yunsarun.
Yâsîn 36:75
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ
Oysa bu ilahlar onlara yardım etmeye güç yetiremezler. Ne var ki kendileri[1] onlar için[2] hazır askerlerdir.
La yestetiune nasrahum ve hum lehum cundun muhdarun.
Yâsîn 36:76
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Artık onların[1] sözleri seni üzmesin. Biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
Fe la yahzunke kavluhum, inna na'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun.
Yâsîn 36:77
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقْنَـٰهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ
İnsan, onu bir nutfeden[1] yarattığımızı düşünmüyor mu? Şimdi de Bize apaçık düşman oldu.
E ve lem yerel insanu enna halaknahu min nutfetin fe iza huve hasimun mubin.
Yâsîn 36:78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِىَ خَلْقَهُ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَـٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ
Nasıl yaratıldığını dikkate almayarak, bir de Bize örnek veriyor: "Kemiklerimiz çürüyüp gitmişken, kim onlara can verecek?" diyor.
Ve darebe lena meselen ve nesiye halkah, kale men yuhyil izame ve hiye remim.
Yâsîn 36:79
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
De ki: "Onu ilk defa inşa[1] eden, ona hayat verecek. Ve O, yaratmayı çok iyi bilendir."
Kul yuhyihellezi enşeeha evvele merreh, ve huve bi kulli halkın alim.
Yâsîn 36:80
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
Size yemyeşil ağaçtan ateş çıkaran O'dur. Siz, ondan yakıp duruyorsunuz.
Ellezi ceale lekum mineş şeceril ahdarinaren fe iza entum minhu tukıdun.
Yâsîn 36:81
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَـٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ
Gökleri ve yeri yaratanın, onların benzerlerini de yaratmaya gücü yetmez mi? Evet O, Yegane Yaratıcı'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
E ve leysellezi halakas semavati vel arda bi kadirin ala en yahluka mislehum, bela ve huvel hallakul alim.
Yâsîn 36:82
إِنَّمَآ أَمْرُهُٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
O, bir şey yaratmak istediğinde, ona: "Ol." der. O da hemen oluverir.
İnnema emruhu iza erade şey'en en yekule lehu kun fe yekun.
Yâsîn 36:83
فَسُبْحَـٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O'nun elindedir. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Fe subhanellezi bi yedihi melekutu kulli şey'in ve ileyhi turceun.