سورة الأعراف
7.A'râf Suresi
"Yüksek Yerler"
206 Ayet
A'râf 7:161
وَإِذْ
قِيلَ
لَهُمُ
ٱسْكُنُوا۟
هَـٰذِهِ
ٱلْقَرْيَةَ
وَكُلُوا۟
مِنْهَا
حَيْثُ
شِئْتُمْ
وَقُولُوا۟
حِطَّةٌ
وَٱدْخُلُوا۟
ٱلْبَابَ
سُجَّدًا
نَّغْفِرْ
لَكُمْ
خَطِيٓـَٔـٰتِكُمْ ۚ
سَنَزِيدُ
ٱلْمُحْسِنِينَ
Onlara, "Şu beldeye yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin. Af dilediğinizi söyleyin ve teslim olmuş/kabullenmiş olarak kapısından girin." denilmişti. Biz, "Yanlışlarınızı bağışlayalım ve iyilik edenlere fazlasıyla verelim."
Ve iz kile lehumuskunu hazihil karyete ve kulu minha haysu şi'tum ve kulu hıttatun vedhulul babe succeden nagfir lekum hatiatikum, senezidul muhsinin.
A'râf 7:162
فَبَدَّلَ
ٱلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
مِنْهُمْ
قَوْلًا
غَيْرَ
ٱلَّذِى
قِيلَ
لَهُمْ
فَأَرْسَلْنَا
عَلَيْهِمْ
رِجْزًا
مِّنَ
ٱلسَّمَآءِ
بِمَا
كَانُوا۟
يَظْلِمُونَ
Ancak onlardan haksızlık yapanlar, kendilerine söylenen sözü başka bir söze çevirdiler. Biz de haksızlık yapmaları yüzünden, üzerlerine gökten bir azap gönderdik.
Fe beddelellezine zalemu minhum kavlen gayrellezi kile lehum fe erselna aleyhim riczen mines semai bi ma kanu yazlimun.
A'râf 7:163
وَسْـَٔلْهُمْ
عَنِ
ٱلْقَرْيَةِ
ٱلَّتِى
كَانَتْ
حَاضِرَةَ
ٱلْبَحْرِ
إِذْ
يَعْدُونَ
فِى
ٱلسَّبْتِ
إِذْ
تَأْتِيهِمْ
حِيتَانُهُمْ
يَوْمَ
سَبْتِهِمْ
شُرَّعًا
وَيَوْمَ
لَا
يَسْبِتُونَ ۙ
لَا
تَأْتِيهِمْ ۚ
كَذَٰلِكَ
نَبْلُوهُم
بِمَا
كَانُوا۟
يَفْسُقُونَ
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Hani onlar Cumartesi Günü Yasasını çiğneyerek haddi aşıyorlardı. Balıklar Cumartesi günü ortaya çıkıyor, diğer günler ise gelmiyorlardı. fasıklıkları[1] nedeniyle kendilerini bu şekilde sınıyorduk.
Ves'elhum anil karyetilleti kanet hadıratel bahri iz ya'dune fis sebti iz te'tihim hitanuhum yevme sebtihim şurre'an ve yevme la yesbitune la te'tihim, kezalike nebluhum bi ma kanu yefsukun.
A'râf 7:164
وَإِذْ
قَالَتْ
أُمَّةٌ
مِّنْهُمْ
لِمَ
تَعِظُونَ
قَوْمًا ۙ
ٱللَّهُ
مُهْلِكُهُمْ
أَوْ
مُعَذِّبُهُمْ
عَذَابًا
شَدِيدًا ۖ
قَالُوا۟
مَعْذِرَةً
إِلَىٰ
رَبِّكُمْ
وَلَعَلَّهُمْ
يَتَّقُونَ
Onlardan bir topluluk dedi ki: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki: "Rabb'inize mazeret[1] beyan etmek için ve bir de belki takva sahibi olurlar."
Ve iz kalet ummetun minhum lime teizune kavmenillahu muhlikuhum ev muazzibuhum azaben şedida, kalu ma'zireten ila rabbikum ve leallehum yettekun.
A'râf 7:165
فَلَمَّا
نَسُوا۟
مَا
ذُكِّرُوا۟
بِهِٓ
أَنجَيْنَا
ٱلَّذِينَ
يَنْهَوْنَ
عَنِ
ٱلسُّوٓءِ
وَأَخَذْنَا
ٱلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
بِعَذَابٍ
بَـِٔيسٍ
بِمَا
كَانُوا۟
يَفْسُقُونَ
Ne zaman ki onlar, yapılan öğüdü umursamadılar, Biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık, zulmedenleri, fasıklık yapmaları nedeniyle çetin bir azapla cezalandırdık.
Fe lemma nesu ma zukkiru bihi enceynellezine yenhevne anis sui ve ahaznellezine zalemu bi azabin beisin bi ma kanu yefsukun.
A'râf 7:167
وَإِذْ
تَأَذَّنَ
رَبُّكَ
لَيَبْعَثَنَّ
عَلَيْهِمْ
إِلَىٰ
يَوْمِ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
مَن
يَسُومُهُمْ
سُوٓءَ
ٱلْعَذَابِ ۗ
إِنَّ
رَبَّكَ
لَسَرِيعُ
ٱلْعِقَابِ ۖ
وَإِنَّهُ
لَغَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Hani Rabb'in; onların,[1] üzerine Kıyamet Günü'ne kadar kötü azaba uğratacak kimseleri mutlaka göndereceğini bildirmişti. Rabb'in çabuk ceza verendir. Kuşkusuz O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve iz teezzene rabbuke le yeb'asenne aleyhim ila yevmil kıyameti men yesumuhum suel azab, inne rabbeke le seriul ıkabi ve innehu le gafurun rahim.
A'râf 7:168
وَقَطَّعْنَـٰهُمْ
فِى
ٱلْأَرْضِ
أُمَمًا ۖ
مِّنْهُمُ
ٱلصَّـٰلِحُونَ
وَمِنْهُمْ
دُونَ
ذَٰلِكَ ۖ
وَبَلَوْنَـٰهُم
بِٱلْحَسَنَـٰتِ
وَٱلسَّيِّـَٔاتِ
لَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
Onları, yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan, salih[1] olanlar da vardı olmayanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle sınadık.
Ve katta'nahum fil ardı umema, minhumus salihune ve minhum dune zalike ve belevnahum bil hasenati ves seyyiati leallehum yerciun.
A'râf 7:169
فَخَلَفَ
مِن
بَعْدِهِمْ
خَلْفٌ
وَرِثُوا۟
ٱلْكِتَـٰبَ
يَأْخُذُونَ
عَرَضَ
هَـٰذَا
ٱلْأَدْنَىٰ
وَيَقُولُونَ
سَيُغْفَرُ
لَنَا
وَإِن
يَأْتِهِمْ
عَرَضٌ
مِّثْلُهُ
يَأْخُذُوهُ ۚ
أَلَمْ
يُؤْخَذْ
عَلَيْهِم
مِّيثَـٰقُ
ٱلْكِتَـٰبِ
أَن
لَّا
يَقُولُوا۟
عَلَى
ٱللَّهِ
إِلَّا
ٱلْحَقَّ
وَدَرَسُوا۟
مَا
فِيهِ ۗ
وَٱلدَّارُ
ٱلْـَٔاخِرَةُ
خَيْرٌ
لِّلَّذِينَ
يَتَّقُونَ ۗ
أَفَلَا
تَعْقِلُونَ
Onların yerine Kitap'a mirasçı olanlar, nasıl olsa bağışlanacağız diyerek dünyanın geçici menfaatlerini tercih ettiler; kendilerine buna benzer şeyler gelse, onu da tercih ederler. Onlardan, Kitap'a bağlı kalacaklarına ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? Oysaki onlar, o Kitap'ta olanı okumuşlardı. Ahiret yurdu takva sahibi olanlar için daha hayırlıdır. Hala akletmeyecek misiniz?
Fe halefe min ba'dihim halfun verisul kitabe ye'huzune arada hazel edna ve yekulune se yugferu lena ve in ye'tihim aradun misluhu ye'huzuh, e lem yu'haz aleyhim misakul kitabi en la yekulu alallahi illel hakka ve deresu ma fih, ved darul ahıretu hayrun lillezine yettekun, e fe la ta'kılun.
A'râf 7:170
وَٱلَّذِينَ
يُمَسِّكُونَ
بِٱلْكِتَـٰبِ
وَأَقَامُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ
إِنَّا
لَا
نُضِيعُ
أَجْرَ
ٱلْمُصْلِحِينَ
Kitap'a sımsıkı sarılıp, salatı ikame edenlere[1] gelince; kuşkusuz Biz salih olanların emeklerini zayi etmeyiz.
Vellezine yumessikune bil kitabi ve ekamus salate inna la nudiu ecrel muslihin.
A'râf 7:171
وَإِذْ
نَتَقْنَا
ٱلْجَبَلَ
فَوْقَهُمْ
كَأَنَّهُ
ظُلَّةٌ
وَظَنُّوٓا۟
أَنَّهُ
وَاقِعٌ
بِهِمْ
خُذُوا۟
مَآ
ءَاتَيْنَـٰكُم
بِقُوَّةٍ
وَٱذْكُرُوا۟
مَا
فِيهِ
لَعَلَّكُمْ
تَتَّقُونَ
Hani! Biz, dağı gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık da onlar da üzerlerine düşecek sanmışlardı. "Size verdiğimize sımsıkı sarılın, içindeki öğüdü tutun ki takva sahibi olabilesiniz."
Ve iz netaknel cebele fevkahum ke ennehu zulletun ve zannu ennehu vakıun bihim, huzu ma ateynakum bi kuvvetin vezkuru ma fihi leallekum tettekun.
A'râf 7:172
وَإِذْ
أَخَذَ
رَبُّكَ
مِن
بَنِىٓ
ءَادَمَ
مِن
ظُهُورِهِمْ
ذُرِّيَّتَهُمْ
وَأَشْهَدَهُمْ
عَلَىٰٓ
أَنفُسِهِمْ
أَلَسْتُ
بِرَبِّكُمْ ۖ
قَالُوا۟
بَلَىٰ ۛ
شَهِدْنَآ ۛ
أَن
تَقُولُوا۟
يَوْمَ
ٱلْقِيَـٰمَةِ
إِنَّا
كُنَّا
عَنْ
هَـٰذَا
غَـٰفِلِينَ
Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı. "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin, Tanıklık ediyoruz.[1]" dediler.
Ve iz ehaze rabbuke min beni ademe min zuhurihim zurriyyetehum ve eşhedehum ala enfusihim, e lestu birabbikum, kalu bela, şehidna, en tekulu yevmel kıyameti inna kunna an haza gafilin.
A'râf 7:173
أَوْ
تَقُولُوٓا۟
إِنَّمَآ
أَشْرَكَ
ءَابَآؤُنَا
مِن
قَبْلُ
وَكُنَّا
ذُرِّيَّةً
مِّن
بَعْدِهِمْ ۖ
أَفَتُهْلِكُنَا
بِمَا
فَعَلَ
ٱلْمُبْطِلُونَ
Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.
Ev tekulu innema eşreke abauna min kablu ve kunna zurriyyeten min ba'dihim, e fe tuhlikuna bima fealel mubtilun.
A'râf 7:174
وَكَذَٰلِكَ
نُفَصِّلُ
ٱلْـَٔايَـٰتِ
وَلَعَلَّهُمْ
يَرْجِعُونَ
İşte, doğruyu bulsunlar diye ayetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
Ve kezalike nufassılul ayati ve leallehum yerci'un.
A'râf 7:175
وَٱتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَأَ
ٱلَّذِىٓ
ءَاتَيْنَـٰهُ
ءَايَـٰتِنَا
فَٱنسَلَخَ
مِنْهَا
فَأَتْبَعَهُ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
فَكَانَ
مِنَ
ٱلْغَاوِينَ
Onlara, o kimsenin[1] haberini de oku, ki ona ayetlerimizi vermiştik de onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabi kıldı. Böylece azgınlardan oldu.
Vetlu aleyhim nebeellezi ateynahu ayatina fenseleha minha fe etbeahuş şeytanu fe kane minel gavin.
A'râf 7:176
وَلَوْ
شِئْنَا
لَرَفَعْنَـٰهُ
بِهَا
وَلَـٰكِنَّهُٓ
أَخْلَدَ
إِلَى
ٱلْأَرْضِ
وَٱتَّبَعَ
هَوَىٰهُ ۚ
فَمَثَلُهُ
كَمَثَلِ
ٱلْكَلْبِ
إِن
تَحْمِلْ
عَلَيْهِ
يَلْهَثْ
أَوْ
تَتْرُكْهُ
يَلْهَث ۚ
ذَّٰلِكَ
مَثَلُ
ٱلْقَوْمِ
ٱلَّذِينَ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا ۚ
فَٱقْصُصِ
ٱلْقَصَصَ
لَعَلَّهُمْ
يَتَفَكَّرُونَ
Dileseydik[1] onu bununla[2] yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevasına[3] uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan halkın durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki öğüt alırlar.
Ve lev şi'na le refa'nahu biha ve lakinnehu ahlede ilel ardı vettebea hevah, fe meseluhu ke meselil kelb, in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhu yelhes, zalike meselul kavmillezine kezzebu bi ayatina, faksusil kasasa leallehum yetefekkerun.
A'râf 7:177
سَآءَ
مَثَلًا
ٱلْقَوْمُ
ٱلَّذِينَ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَأَنفُسَهُمْ
كَانُوا۟
يَظْلِمُونَ
Ayetlerimizi yalanlayan ve böylece kendilerine zulmeden halkın durumu ne kötüdür.
Sae meselennil kavmullezine kezzebu bi ayatina ve enfusehum kanu yazlimun.
A'râf 7:179
وَلَقَدْ
ذَرَأْنَا
لِجَهَنَّمَ
كَثِيرًا
مِّنَ
ٱلْجِنِّ
وَٱلْإِنسِ ۖ
لَهُمْ
قُلُوبٌ
لَّا
يَفْقَهُونَ
بِهَا
وَلَهُمْ
أَعْيُنٌ
لَّا
يُبْصِرُونَ
بِهَا
وَلَهُمْ
ءَاذَانٌ
لَّا
يَسْمَعُونَ
بِهَآ ۚ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
كَٱلْأَنْعَـٰمِ
بَلْ
هُمْ
أَضَلُّ ۚ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
هُمُ
ٱلْغَـٰفِلُونَ
Gerçek şu ki, cinnden[1] ve insten[1] çoğalttıklarımızın[2] çoğu Cehennem'liktir.[3] Ki onların kalpleri[4] vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.
Ve lekad zere'na li cehenneme kesiren minel cinni vel insi lehum kulubun la yefkahune biha ve lehum a'yunun la yubsırune biha ve lehum azanun la yesmeune biha, ulaike kel en'ami bel hum edallu, ulaike humul gafilun.
A'râf 7:180
وَلِلَّهِ
ٱلْأَسْمَآءُ
ٱلْحُسْنَىٰ
فَٱدْعُوهُ
بِهَا ۖ
وَذَرُوا۟
ٱلَّذِينَ
يُلْحِدُونَ
فِىٓ
أَسْمَـٰٓئِهِ ۚ
سَيُجْزَوْنَ
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
En iyi isimler[1] Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.
Ve lillahil esmaul husna fed'uhu biha ve zerullezine yulhıdune fi esmaih, se yuczevne ma kanu ya'melun.