سورة الأعراف
7.A'râf Suresi
"Yüksek Yerler"
206 Ayet
A'râf 7:121
قَالُوٓا۟
ءَامَنَّا
بِرَبِّ
ٱلْعَـٰلَمِينَ
"Alemlerin Rabb'ine iman ettik." dediler.
Kalu amenna bi rabbil alemin.
A'râf 7:123
قَالَ
فِرْعَوْنُ
ءَامَنتُم
بِهِ
قَبْلَ
أَنْ
ءَاذَنَ
لَكُمْ ۖ
إِنَّ
هَـٰذَا
لَمَكْرٌ
مَّكَرْتُمُوهُ
فِى
ٱلْمَدِينَةِ
لِتُخْرِجُوا۟
مِنْهَآ
أَهْلَهَا ۖ
فَسَوْفَ
تَعْلَمُونَ
Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!"
Kale fir'avnu amentum bihi kable en azene lekum, inne haza le mekrun mekertumuhu fil medineti li tuhricu minha ehleha, fe sevfe ta'lemun.
A'râf 7:124
لَأُقَطِّعَنَّ
أَيْدِيَكُمْ
وَأَرْجُلَكُم
مِّنْ
خِلَـٰفٍ
ثُمَّ
لَأُصَلِّبَنَّكُمْ
أَجْمَعِينَ
"Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sonra da hepinizi asacağım."
Le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilafin summe le usallibennekum ecmain.
A'râf 7:125
قَالُوٓا۟
إِنَّآ
إِلَىٰ
رَبِّنَا
مُنقَلِبُونَ
"Biz zaten Rabb'imize döneceğiz." dediler.
Kalu inna ila rabbina munkalibun.
A'râf 7:126
وَمَا
تَنقِمُ
مِنَّآ
إِلَّآ
أَنْ
ءَامَنَّا
بِـَٔايَـٰتِ
رَبِّنَا
لَمَّا
جَآءَتْنَا ۚ
رَبَّنَآ
أَفْرِغْ
عَلَيْنَا
صَبْرًا
وَتَوَفَّنَا
مُسْلِمِينَ
"Rabb'imizin bize gelen ayetlerine iman etmemizden dolayı, bizden intikam almak istiyorsun. Ey Rabbimiz! Bizi sabırlı kıl ve canımızı teslim olanlar olarak al."
Ve ma tenkımu minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna, rabbena efrıg aleyna sabren ve teveffena muslimin.
A'râf 7:127
وَقَالَ
ٱلْمَلَأُ
مِن
قَوْمِ
فِرْعَوْنَ
أَتَذَرُ
مُوسَىٰ
وَقَوْمَهُ
لِيُفْسِدُوا۟
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَيَذَرَكَ
وَءَالِهَتَكَ ۚ
قَالَ
سَنُقَتِّلُ
أَبْنَآءَهُمْ
وَنَسْتَحْىِ
نِسَآءَهُمْ
وَإِنَّا
فَوْقَهُمْ
قَـٰهِرُونَ
Firavun halkının meleleri[1]: "Musa'yı ve yanında yer alanları, yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakacaksın?" dediler. O da: "Oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Kuşkusuz, biz onların üzerinde kahredicileriz." dedi.
Ve kalel meleu min kavmi fir'avne e tezeru musa ve kavmehu li yufsidu fìl ardı ve yezereke ve aliheteke, kale senukattilu ebnaehum ve nestahyi nisaehum ve inna fevkahum kahirun.
A'râf 7:128
قَالَ
مُوسَىٰ
لِقَوْمِهِ
ٱسْتَعِينُوا۟
بِٱللَّهِ
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۖ
إِنَّ
ٱلْأَرْضَ
لِلَّهِ
يُورِثُهَا
مَن
يَشَآءُ
مِنْ
عِبَادِهِ ۖ
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
لِلْمُتَّقِينَ
Musa, halkına: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Kuşkusuz yeryüzü Allah'ındır. Dilediği kulunu ona mirasçı kılar. Mutlu son takva sahibi olanlar içindir." dedi.
Kale musa li kavmihisteinu billahi vasbiru, innel arda lillahi yurisuha men yeşau min ibadih, vel akıbetu lil muttekin.
A'râf 7:129
قَالُوٓا۟
أُوذِينَا
مِن
قَبْلِ
أَن
تَأْتِيَنَا
وَمِن
بَعْدِ
مَا
جِئْتَنَا ۚ
قَالَ
عَسَىٰ
رَبُّكُمْ
أَن
يُهْلِكَ
عَدُوَّكُمْ
وَيَسْتَخْلِفَكُمْ
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَيَنظُرَ
كَيْفَ
تَعْمَلُونَ
"Sen bize gelmeden önce de, bize geldikten sonra da bize eziyet edildi." dediler. O da: "Umulur ki Rabb'iniz düşmanlarınızı yok eder ve sizi yeryüzüne halifeler[1] kılar da nasıl davranacağınıza bakar." dedi.
Kalu uzina min kabli en te'tiyena ve min ba'di ma ci'tena, kale asa rabbukum en yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fil ardı fe yanzure keyfe ta'melun.
A'râf 7:130
وَلَقَدْ
أَخَذْنَآ
ءَالَ
فِرْعَوْنَ
بِٱلسِّنِينَ
وَنَقْصٍ
مِّنَ
ٱلثَّمَرَٰتِ
لَعَلَّهُمْ
يَذَّكَّرُونَ
Ant olsun ki belki ders alırlar diye, Firavuncuları[1] yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığıyla cezalandırdık.
Ve lekad ehazna ale fir'avne bis sinine ve naksın mines semerati leallehum yezzekkerun.
A'râf 7:131
فَإِذَا
جَآءَتْهُمُ
ٱلْحَسَنَةُ
قَالُوا۟
لَنَا
هَـٰذِهِ ۖ
وَإِن
تُصِبْهُمْ
سَيِّئَةٌ
يَطَّيَّرُوا۟
بِمُوسَىٰ
وَمَن
مَّعَهُٓ ۗ
أَلَآ
إِنَّمَا
طَـٰٓئِرُهُمْ
عِندَ
ٱللَّهِ
وَلَـٰكِنَّ
أَكْثَرَهُمْ
لَا
يَعْلَمُونَ
Onlara bir iyilik geldiği zaman, "Bu bizdendir." derler. Bir kötülük isabet ettiği zaman da Musa ve onunla birlikte olanları uğursuz sayarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluğu ancak Allah katındadır.[1] Ancak çokları bunu bilmez.
Fe iza caethumul hasenetu kalu lena hazih, ve in tusibhum seyyietun yettayyeru bi musa ve men meah, e la innema tairuhum indallahi ve lakinne ekserehum la ya'lemun.
A'râf 7:132
وَقَالُوا۟
مَهْمَا
تَأْتِنَا
بِهِ
مِنْ
ءَايَةٍ
لِّتَسْحَرَنَا
بِهَا
فَمَا
نَحْنُ
لَكَ
بِمُؤْمِنِينَ
"Bizi büyülemek için ne kadar ayet[1] getirirsen getir, biz sana asla inanacak değiliz." dediler.
Ve kalu mehma te'tina bihi min ayetin li tesharena biha fe ma nahnu leke bi mu'minin.
A'râf 7:133
فَأَرْسَلْنَا
عَلَيْهِمُ
ٱلطُّوفَانَ
وَٱلْجَرَادَ
وَٱلْقُمَّلَ
وَٱلضَّفَادِعَ
وَٱلدَّمَ
ءَايَـٰتٍ
مُّفَصَّلَـٰتٍ
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
وَكَانُوا۟
قَوْمًا
مُّجْرِمِينَ
Bunun üzerine, Biz de ayrı ayrı ayetler[1] olarak onlara tufan, çekirge, haşarat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de büyüklük taslayıp mücrim[2] bir toplum olmaya devam ettiler.
Fe erselna aleyhimut tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatin mufassalatin festekberu ve kanu kavmen mucrimin.
A'râf 7:134
وَلَمَّا
وَقَعَ
عَلَيْهِمُ
ٱلرِّجْزُ
قَالُوا۟
يَـٰمُوسَى
ٱدْعُ
لَنَا
رَبَّكَ
بِمَا
عَهِدَ
عِندَكَ ۖ
لَئِن
كَشَفْتَ
عَنَّا
ٱلرِّجْزَ
لَنُؤْمِنَنَّ
لَكَ
وَلَنُرْسِلَنَّ
مَعَكَ
بَنِىٓ
إِسْرَٰٓءِيلَ
Başlarına azap gelince: "Ey Musa! Sana verilen söze dayanarak Rabb'ine dua et, eğer bizden bu azabı uzaklaştırırsan sana inanacağız ve İsrailoğulları'nın seninle birlikte gitmesine izin vereceğiz." dediler.
Ve lemma vakaa aleyhimur riczu kalu ya mused'u lena rabbeke bi ma ahide indek, le in keşefte anner ricze le nu'minenne leke ve le nursilenne meake beni israil.
A'râf 7:135
فَلَمَّا
كَشَفْنَا
عَنْهُمُ
ٱلرِّجْزَ
إِلَىٰٓ
أَجَلٍ
هُم
بَـٰلِغُوهُ
إِذَا
هُمْ
يَنكُثُونَ
Biz onlardan geçirecekleri bir süreye kadar azabı kaldırınca da hemen sözlerinden dönüverdiler.
Fe lemma keşefna anhumur ricze ila ecelin hum baliguhu iza hum yenkusun.
A'râf 7:136
فَٱنتَقَمْنَا
مِنْهُمْ
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
فِى
ٱلْيَمِّ
بِأَنَّهُمْ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَكَانُوا۟
عَنْهَا
غَـٰفِلِينَ
Bu yüzden, Biz de onlara hak ettikleri cezayı verdik, onları denizde boğduk. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar. Onları umursamaz olmuşlardı.
Fentekamna minhum fe agraknahum fil yemmi biennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilin.
A'râf 7:137
وَأَوْرَثْنَا
ٱلْقَوْمَ
ٱلَّذِينَ
كَانُوا۟
يُسْتَضْعَفُونَ
مَشَـٰرِقَ
ٱلْأَرْضِ
وَمَغَـٰرِبَهَا
ٱلَّتِى
بَـٰرَكْنَا
فِيهَا ۖ
وَتَمَّتْ
كَلِمَتُ
رَبِّكَ
ٱلْحُسْنَىٰ
عَلَىٰ
بَنِىٓ
إِسْرَٰٓءِيلَ
بِمَا
صَبَرُوا۟ ۖ
وَدَمَّرْنَا
مَا
كَانَ
يَصْنَعُ
فِرْعَوْنُ
وَقَوْمُهُ
وَمَا
كَانُوا۟
يَعْرِشُونَ
Mus'tezaf[1] olan halkı da bereketlendirdiğimiz arzın doğusuna ve batısına mirasçı kıldık. Sabretmelerine karşılık Rabb'inin İsrailoğullarına takdir ettiği hüküm gerçekleşti. Firavun ve halkının yapıp yükselttikleri yapıları harap ettik.
Ve evresnel kavmellezine kanu yustad'afune meşarikal ardı ve megaribehelleti barekna fiha, ve temmet kelimetu rabbikel husna ala beni israile bi ma saberu, ve demmerna ma kane yasnau fir'avnu ve kavmuhu ve ma kanu ya'rişun.
A'râf 7:138
وَجَـٰوَزْنَا
بِبَنِىٓ
إِسْرَٰٓءِيلَ
ٱلْبَحْرَ
فَأَتَوْا۟
عَلَىٰ
قَوْمٍ
يَعْكُفُونَ
عَلَىٰٓ
أَصْنَامٍ
لَّهُمْ ۚ
قَالُوا۟
يَـٰمُوسَى
ٱجْعَل
لَّنَآ
إِلَـٰهًا
كَمَا
لَهُمْ
ءَالِهَةٌ ۚ
قَالَ
إِنَّكُمْ
قَوْمٌ
تَجْهَلُونَ
İsrailoğullarını denizden geçirdik. Kendilerine özgü putlara tapan bir halka rastladılar. Ey Musa! "Bize de bunların ilahları gibi bir ilah yap." dediler. "Siz gerçekten cahil bir kavimsiniz." dedi.
Ve cavezna bi beni israilel bahre fe etev ala kavmin ya'kufune ala asnamin lehum, kalu ya musac'al lena ilahen ke ma lehum alihetun, kale innekum kavmun techelun.