سورة الأعراف
7.A'râf Suresi
"Yüksek Yerler"
206 Ayet
A'râf 7:141
وَإِذْ
أَنجَيْنَـٰكُم
مِّنْ
ءَالِ
فِرْعَوْنَ
يَسُومُونَكُمْ
سُوٓءَ
ٱلْعَذَابِ ۖ
يُقَتِّلُونَ
أَبْنَآءَكُمْ
وَيَسْتَحْيُونَ
نِسَآءَكُمْ ۚ
وَفِى
ذَٰلِكُم
بَلَآءٌ
مِّن
رَّبِّكُمْ
عَظِيمٌ
Hani Biz, size azapların en kötüsünü yapan; oğullarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakan Firavun toplumundan sizi kurtarmıştık. Bunda, sizin için Rabb'inizden büyük bir sınav vardı."
Ve iz enceynakum min ali fir'avne yesumunekum suel azab, yukattilune ebnaekum ve yestahyune nisaekum ve fi zalikum belaun min rabbikum azim.
A'râf 7:142
وَوَٰعَدْنَا
مُوسَىٰ
ثَلَـٰثِينَ
لَيْلَةً
وَأَتْمَمْنَـٰهَا
بِعَشْرٍ
فَتَمَّ
مِيقَـٰتُ
رَبِّهِٓ
أَرْبَعِينَ
لَيْلَةً ۚ
وَقَالَ
مُوسَىٰ
لِأَخِيهِ
هَـٰرُونَ
ٱخْلُفْنِى
فِى
قَوْمِى
وَأَصْلِحْ
وَلَا
تَتَّبِعْ
سَبِيلَ
ٱلْمُفْسِدِينَ
Musa'ya, otuz gece süre verdik, sonra buna on gece daha ekledik. Böylece Rabb'inin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Benim halkım içinde benim yerime geç, onları ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma!" dedi.
Ve vaadna musa selasine leyleten ve etmemnaha bi aşrin fe temme mikatu rabbihi erbaine leyleh, ve kale musa li ahihi harunahlufni fi kavmi ve aslıh ve la tettebi' sebilel mufsidin.
A'râf 7:143
وَلَمَّا
جَآءَ
مُوسَىٰ
لِمِيقَـٰتِنَا
وَكَلَّمَهُ
رَبُّهُ
قَالَ
رَبِّ
أَرِنِىٓ
أَنظُرْ
إِلَيْكَ ۚ
قَالَ
لَن
تَرَىٰنِى
وَلَـٰكِنِ
ٱنظُرْ
إِلَى
ٱلْجَبَلِ
فَإِنِ
ٱسْتَقَرَّ
مَكَانَهُ
فَسَوْفَ
تَرَىٰنِى ۚ
فَلَمَّا
تَجَلَّىٰ
رَبُّهُ
لِلْجَبَلِ
جَعَلَهُ
دَكًّا
وَخَرَّ
مُوسَىٰ
صَعِقًا ۚ
فَلَمَّآ
أَفَاقَ
قَالَ
سُبْحَـٰنَكَ
تُبْتُ
إِلَيْكَ
وَأَنَا۠
أَوَّلُ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Ve Musa, belirlediğimiz yere gelip de Rabb'i onunla konuşunca: "Bana görün de Sana bakayım![1]" dedi. "Sen Beni göremezsin, fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de Beni göreceksin." buyurdu. Rabb'i dağa tecelli edince onu darmadağın etti ve Musa baygın düştü. Kendine gelince: "Sen münezzehsin.[2] Tevbe ettim Sana. Ben Mü'minlerin[3] ilkiyim." dedi.
Ve lemma cae musa li mikatina ve kellemehu rabbuhu kale rabbi erini enzur ileyk, kale len terani ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekanehu fe sevfe terani fe lemma tecella rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra musa saıkan, fe lemma efaka kale subhaneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu'minin.
A'râf 7:144
قَالَ
يَـٰمُوسَىٰٓ
إِنِّى
ٱصْطَفَيْتُكَ
عَلَى
ٱلنَّاسِ
بِرِسَـٰلَـٰتِى
وَبِكَلَـٰمِى
فَخُذْ
مَآ
ءَاتَيْتُكَ
وَكُن
مِّنَ
ٱلشَّـٰكِرِينَ
"Ey Musa! Gönderdiklerimle ve Kelamımla seni insanlar arasında üstün kıldım.[1] Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!" dedi.
Kale ya musa innistafeytuke alen nasi bi risalati ve bi kelami fe huz ma ateytuke ve kun mineş şakirin.
A'râf 7:145
وَكَتَبْنَا
لَهُ
فِى
ٱلْأَلْوَاحِ
مِن
كُلِّ
شَىْءٍ
مَّوْعِظَةً
وَتَفْصِيلًا
لِّكُلِّ
شَىْءٍ
فَخُذْهَا
بِقُوَّةٍ
وَأْمُرْ
قَوْمَكَ
يَأْخُذُوا۟
بِأَحْسَنِهَا ۚ
سَأُو۟رِيكُمْ
دَارَ
ٱلْفَـٰسِقِينَ
Ona verdiğimiz levhalarda öğüt olmak üzere her şeyi açık bir şekilde yazdık. "Onu kuvvetle tut[1] ve halkına da onu en iyi şekilde tutmalarını buyur. Yakında size fasıkların[2] yurdunu göstereceğim."
Ve ketebna lehu fil elvahı min kulli şey'in mev'ızaten ve tafsilen li kulli şey'in fe huzha bi kuvvetin ve'mur kavmeke ye'huzu bi ahseniha seurikum darel fasikin.
A'râf 7:146
سَأَصْرِفُ
عَنْ
ءَايَـٰتِىَ
ٱلَّذِينَ
يَتَكَبَّرُونَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
بِغَيْرِ
ٱلْحَقِّ
وَإِن
يَرَوْا۟
كُلَّ
ءَايَةٍ
لَّا
يُؤْمِنُوا۟
بِهَا
وَإِن
يَرَوْا۟
سَبِيلَ
ٱلرُّشْدِ
لَا
يَتَّخِذُوهُ
سَبِيلًا
وَإِن
يَرَوْا۟
سَبِيلَ
ٱلْغَىِّ
يَتَّخِذُوهُ
سَبِيلًا ۚ
ذَٰلِكَ
بِأَنَّهُمْ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَكَانُوا۟
عَنْهَا
غَـٰفِلِينَ
Yeryüzünde, haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden[1] uzaklaştıracağım. Onlar, bütün ayetleri[2] görseler de yine ona inanmazlar. Rüşd[3] yolunu görseler de onu yol tutmazlar; ama azgınlık[4] yolunu görseler onu kendilerine yol tutarlar. Bu, ayetlerimizi yalanlamalarından ve ondan gafil[5] bulunmalarındandır.
Seasrifu an ayatiyellezine yetekebberune fil ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle ayetin la yu'minu biha ve in yerev sebiler ruşdi la yettehızuhu sebilen ve in yerev sebilel gayyi yettehızuhu sebil, zalike bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilin.
A'râf 7:147
وَٱلَّذِينَ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَلِقَآءِ
ٱلْـَٔاخِرَةِ
حَبِطَتْ
أَعْمَـٰلُهُمْ ۚ
هَلْ
يُجْزَوْنَ
إِلَّا
مَا
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
Ayetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı yalanlayan kimselerin amelleri boşa gitmiştir. Onlar, başkasıyla değil, ancak kendi yaptıkları ile cezalandırılacaklardır.
Vellezine kezzebu bi ayatina ve likail ahireti habitat a'maluhum, hel yuczevne illa ma kanu ya'melun.
A'râf 7:148
وَٱتَّخَذَ
قَوْمُ
مُوسَىٰ
مِن
بَعْدِهِ
مِنْ
حُلِيِّهِمْ
عِجْلًا
جَسَدًا
لَّهُ
خُوَارٌ ۚ
أَلَمْ
يَرَوْا۟
أَنَّهُ
لَا
يُكَلِّمُهُمْ
وَلَا
يَهْدِيهِمْ
سَبِيلًا ۘ
ٱتَّخَذُوهُ
وَكَانُوا۟
ظَـٰلِمِينَ
Musa'nın halkı, onun arkasından, böğürmesi olan, süs eşyalarından yapılmış bir buzağı heykelini benimsediler. Onun kendileriyle konuşamadığını ve yol gösteremediğini görmediler mi ki onu benimsediler? Onu benimsemekle zalimlerden oldular.
Vettehaze kavmu musa min ba'dihi min huliyyihim iclen ceseden lehu huvar, e lem yerev ennehu la yukellimuhum ve la yehdihim sebilen ittehazuhu ve kanu zalimin.
A'râf 7:149
وَلَمَّا
سُقِطَ
فِىٓ
أَيْدِيهِمْ
وَرَأَوْا۟
أَنَّهُمْ
قَدْ
ضَلُّوا۟
قَالُوا۟
لَئِن
لَّمْ
يَرْحَمْنَا
رَبُّنَا
وَيَغْفِرْ
لَنَا
لَنَكُونَنَّ
مِنَ
ٱلْخَـٰسِرِينَ
Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.
Ve lemma sukıta fi eydihim ve reev ennehum kad dallu kalu le in lem yerhamna rabbuna ve yağfir lena le nekunenne minel hasirin.
A'râf 7:150
وَلَمَّا
رَجَعَ
مُوسَىٰٓ
إِلَىٰ
قَوْمِهِ
غَضْبَـٰنَ
أَسِفًا
قَالَ
بِئْسَمَا
خَلَفْتُمُونِى
مِن
بَعْدِىٓ ۖ
أَعَجِلْتُمْ
أَمْرَ
رَبِّكُمْ ۖ
وَأَلْقَى
ٱلْأَلْوَاحَ
وَأَخَذَ
بِرَأْسِ
أَخِيهِ
يَجُرُّهُٓ
إِلَيْهِ ۚ
قَالَ
ٱبْنَ
أُمَّ
إِنَّ
ٱلْقَوْمَ
ٱسْتَضْعَفُونِى
وَكَادُوا۟
يَقْتُلُونَنِى
فَلَا
تُشْمِتْ
بِىَ
ٱلْأَعْدَآءَ
وَلَا
تَجْعَلْنِى
مَعَ
ٱلْقَوْمِ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: "Benim yokluğumda ne kötü işler yapmışsınız! Rabb'inizin emrini[1] çabuklaştırdınız mı?" dedi. Levhaları bırakıp, kardeşinin başını tutup kendine çekti. "Ey annemin oğlu! Gerçekten bu halk beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi; sen de düşmanları benimle sevindirme, beni bu zalim kimselerle bir tutma." dedi.
Ve lemma recea musa ila kavmihi gadbane esifen kale bi'sema haleftumuni min ba'di, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvaha ve ehaze bi re'si ahihi yecurruhu ileyh, kalebne umme innel kavmestad'afuni ve kadu yaktuluneni fe la tuşmit biyel a'dae ve la tec'alni meal kavmiz zalimin.
A'râf 7:151
قَالَ
رَبِّ
ٱغْفِرْ
لِى
وَلِأَخِى
وَأَدْخِلْنَا
فِى
رَحْمَتِكَ ۖ
وَأَنتَ
أَرْحَمُ
ٱلرَّٰحِمِينَ
"Rabb'im! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetine dahil et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." dedi.
Kale rabbıgfirli ve li ahi ve edhilna fi rahmetike ve ente erhamur rahımin.
A'râf 7:152
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
ٱتَّخَذُوا۟
ٱلْعِجْلَ
سَيَنَالُهُمْ
غَضَبٌ
مِّن
رَّبِّهِمْ
وَذِلَّةٌ
فِى
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا ۚ
وَكَذَٰلِكَ
نَجْزِى
ٱلْمُفْتَرِينَ
Buzağıyı benimseyenlere Rabb'lerinden bir öfke erişecektir ve dünya hayatında da zillete uğrayacaklardır. İşte iftiracıları böyle cezalandırırız.
İnnellezinettehazul ıcle seyenaluhum gadabun min rabbihim ve zilletun fil hayatid dunya, ve kezalike neczil mufterin.
A'râf 7:153
وَٱلَّذِينَ
عَمِلُوا۟
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
ثُمَّ
تَابُوا۟
مِن
بَعْدِهَا
وَءَامَنُوٓا۟
إِنَّ
رَبَّكَ
مِن
بَعْدِهَا
لَغَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Kötülük[1] yapıp, arkasından tevbe edip, İman Edenler için kuşkusuz Rabb'in bundan sonra Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Vellezine amilus seyyiati summe tabu min ba'diha ve amenu inne rabbeke min ba'diha le gafurun rahim.
A'râf 7:154
وَلَمَّا
سَكَتَ
عَن
مُّوسَى
ٱلْغَضَبُ
أَخَذَ
ٱلْأَلْوَاحَ ۖ
وَفِى
نُسْخَتِهَا
هُدًى
وَرَحْمَةٌ
لِّلَّذِينَ
هُمْ
لِرَبِّهِمْ
يَرْهَبُونَ
Öfkesi geçince Musa levhaları aldı, onlardaki yazıda Rabb'leri için korkanlara[1] bir yol gösterme ve bir rahmet vardı.
Ve lemma sekete an musel gadabu ehazel elvah, ve fi nushatiha huden ve rahmetun lillezine hum li rabbihim yerhebun.
A'râf 7:155
وَٱخْتَارَ
مُوسَىٰ
قَوْمَهُ
سَبْعِينَ
رَجُلًا
لِّمِيقَـٰتِنَا ۖ
فَلَمَّآ
أَخَذَتْهُمُ
ٱلرَّجْفَةُ
قَالَ
رَبِّ
لَوْ
شِئْتَ
أَهْلَكْتَهُم
مِّن
قَبْلُ
وَإِيَّـٰىَ ۖ
أَتُهْلِكُنَا
بِمَا
فَعَلَ
ٱلسُّفَهَآءُ
مِنَّآ ۖ
إِنْ
هِىَ
إِلَّا
فِتْنَتُكَ
تُضِلُّ
بِهَا
مَن
تَشَآءُ
وَتَهْدِى
مَن
تَشَآءُ ۖ
أَنتَ
وَلِيُّنَا
فَٱغْفِرْ
لَنَا
وَٱرْحَمْنَا ۖ
وَأَنتَ
خَيْرُ
ٱلْغَـٰفِرِينَ
Musa, belirlediğimiz buluşma için adamlarından yetmiş kişi seçti. Kendilerini sarsıntı tutunca: "Ey Rabb'im! Dileseydin bunları da beni de daha önce yok ederdin. İçimizdeki birtakım beyinsizler yüzünden bizi yok mu edeceksin? Bu, ancak senin bir fitnendir.[1] Onunla hak edeni[2] sapkınlıkta bırakırsın hak edene[2] de doğru yolu gösterirsin. Sen bizim velimizsin.[3] Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın." dedi.
Vahtara musa kavmehu seb'ine raculen li mikatina, fe lemma ehazet humur recfetu kale rabbi lev şi'te ehlektehum min kablu ve iyyaye, e tuhlikuna bi ma feales sufehau minna, in hiye illa fitnetuk, tudıllu biha men teşau ve tehdi men teşau ente veliyyuna fagfirlena verhamna ve ente hayrul gafirin.
A'râf 7:156
وَٱكْتُبْ
لَنَا
فِى
هَـٰذِهِ
ٱلدُّنْيَا
حَسَنَةً
وَفِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ
إِنَّا
هُدْنَآ
إِلَيْكَ ۚ
قَالَ
عَذَابِىٓ
أُصِيبُ
بِهِ
مَنْ
أَشَآءُ ۖ
وَرَحْمَتِى
وَسِعَتْ
كُلَّ
شَىْءٍ ۚ
فَسَأَكْتُبُهَا
لِلَّذِينَ
يَتَّقُونَ
وَيُؤْتُونَ
ٱلزَّكَوٰةَ
وَٱلَّذِينَ
هُم
بِـَٔايَـٰتِنَا
يُؤْمِنُونَ
Bize, bu dünyada da ahiret'te de iyilik yaz. Biz Sana yöneldik. Allah: "Azabıma hak edeni uğratırım, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahibi olanlara, zekatı yapanlara[1] ve ayetlerimize inananlara yazacağım." buyurdu.
Vektub lena fi hazihid dunya haseneten ve fil ahıreti inna hudna ileyk, kale azabi usibu bihi men eşau ve rahmeti vesiat kulle şey', fe se ektubuha lillezine yettekune ve yu'tunez zekate vellezine hum bi ayatina yu'minun.
A'râf 7:157
ٱلَّذِينَ
يَتَّبِعُونَ
ٱلرَّسُولَ
ٱلنَّبِىَّ
ٱلْأُمِّىَّ
ٱلَّذِى
يَجِدُونَهُ
مَكْتُوبًا
عِندَهُمْ
فِى
ٱلتَّوْرَىٰةِ
وَٱلْإِنجِيلِ
يَأْمُرُهُم
بِٱلْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَىٰهُمْ
عَنِ
ٱلْمُنكَرِ
وَيُحِلُّ
لَهُمُ
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
وَيُحَرِّمُ
عَلَيْهِمُ
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ
وَيَضَعُ
عَنْهُمْ
إِصْرَهُمْ
وَٱلْأَغْلَـٰلَ
ٱلَّتِى
كَانَتْ
عَلَيْهِمْ ۚ
فَٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
بِهِ
وَعَزَّرُوهُ
وَنَصَرُوهُ
وَٱتَّبَعُوا۟
ٱلنُّورَ
ٱلَّذِىٓ
أُنزِلَ
مَعَهُٓ ۙ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
هُمُ
ٱلْمُفْلِحُونَ
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ummi[1] Nebi Resule, tabi olurlar. O ki, onlara ma'ruf olanı yapar ve tavsiye eder ve onları münker olandan alıkoyar[2] ve temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar, zahmet ve sıkıntı veren şeyleri[3] onlardan kaldırır, onlardan bağları çözer, ona iman eden, ona saygı gösterenler ve ona yardım edenler ve ona indirilen nura[4] tabi olanlar işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Ellezine yettebiuner resulen nebiyyel ummiyyellezi yecidunehu mektuben indehum fit tevrati vel incili ye'muruhum bil ma'rufi ve yenhahum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibati ve yuharrimu aleyhimul habaise ve yedau anhum ısrahum vel aglalelleti kanet aleyhim, fellezine amenu bihi ve azzeruhu ve nasaruhu vettebeun nurellezi unzile meahu ulaike humul muflihun.
A'râf 7:158
قُلْ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلنَّاسُ
إِنِّى
رَسُولُ
ٱللَّهِ
إِلَيْكُمْ
جَمِيعًا
ٱلَّذِى
لَهُ
مُلْكُ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ ۖ
لَآ
إِلَـٰهَ
إِلَّا
هُوَ
يُحْىِ
وَيُمِيتُ ۖ
فَـَٔامِنُوا۟
بِٱللَّهِ
وَرَسُولِهِ
ٱلنَّبِىِّ
ٱلْأُمِّىِّ
ٱلَّذِى
يُؤْمِنُ
بِٱللَّهِ
وَكَلِمَـٰتِهِ
وَٱتَّبِعُوهُ
لَعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
De ki: "Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka ilah olmayan, yaşatan ve öldüren Allah'ın, size, hepinize gönderdiği bir Resul'üm. Gelin, Allah'a ve O'nun sözlerine iman eden Ummi[1] Nebi Resulüne iman edin ve ona uyun ki böylece doğru yolu bulasınız."
Kul ya eyyuhen nasu inni resulullahi ileykum cemianillezi lehu mulkus semavati vel ard, la ilahe illa huve yuhyi ve yumit, fe aminu billahi ve resulihin nebiyyil ummiyyillezi yu'minu billahi ve kelimatihi vettebiuhu leallekum tehtedun.
A'râf 7:159
وَمِن
قَوْمِ
مُوسَىٰٓ
أُمَّةٌ
يَهْدُونَ
بِٱلْحَقِّ
وَبِهِ
يَعْدِلُونَ
Musa'nın halkından da hakka ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk vardı.
Ve min kavmi musa ummetun yehdune bil hakkı ve bihi ya'dilun.
A'râf 7:160
وَقَطَّعْنَـٰهُمُ
ٱثْنَتَىْ
عَشْرَةَ
أَسْبَاطًا
أُمَمًا ۚ
وَأَوْحَيْنَآ
إِلَىٰ
مُوسَىٰٓ
إِذِ
ٱسْتَسْقَىٰهُ
قَوْمُهُٓ
أَنِ
ٱضْرِب
بِّعَصَاكَ
ٱلْحَجَرَ ۖ
فَٱنبَجَسَتْ
مِنْهُ
ٱثْنَتَا
عَشْرَةَ
عَيْنًا ۖ
قَدْ
عَلِمَ
كُلُّ
أُنَاسٍ
مَّشْرَبَهُمْ ۚ
وَظَلَّلْنَا
عَلَيْهِمُ
ٱلْغَمَـٰمَ
وَأَنزَلْنَا
عَلَيْهِمُ
ٱلْمَنَّ
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
كُلُوا۟
مِن
طَيِّبَـٰتِ
مَا
رَزَقْنَـٰكُمْ ۚ
وَمَا
ظَلَمُونَا
وَلَـٰكِن
كَانُوٓا۟
أَنفُسَهُمْ
يَظْلِمُونَ
Biz, onları oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Halkı ondan su isteyince, Musa'ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk su alacağı kaynağı bildi. Üzerlerine buluttan gölgelik yaptık, onlara menn[1] ve bıldırcın bağışladık.[2] "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar, bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
Ve katta'nahumusnetey aşrete esbatan umema, ve evhayna ila musa izisteskahu kavmuhu enıdrıb bi asakel hacer, fenbeceset minhusneta aşrete ayna, kad alime kullu unasin meşrebehum, ve zallelna aleyhimul gamame ve enzelna aleyhimul menne ves selva, kulu min tayyibati ma rezaknakum, ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimun.