Biz, onları oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Halkı ondan su isteyince, Musa'ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk su alacağı kaynağı bildi. Üzerlerine buluttan gölgelik yaptık, onlara menn[1] ve bıldırcın bağışladık.[2] "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar, bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
وَقَطَّعْنَـٰهُمُ
ve biz onları ayırdık
ٱثْنَتَىْ
iki (oniki)
عَشْرَةَ
on (oniki)
أَسْبَاطًا
kabileye
أُمَمًا ۚ
ümmetler halinde
وَأَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَىٰ
مُوسَىٰٓ
Musa'ya
إِذِ
zaman
ٱسْتَسْقَىٰهُ
su istediği
قَوْمُهُٓ
kavmin
أَنِ
diye
ٱضْرِب
vur
بِّعَصَاكَ
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ
taşa
فَٱنبَجَسَتْ
ve fışkırdı
مِنْهُ
ondan (taştan)
ٱثْنَتَا
iki (oniki)
عَشْرَةَ
on (oniki)
عَيْنًا ۖ
göze
قَدْ
şüphesiz
عَلِمَ
bildi
كُلُّ
her
أُنَاسٍ
kabile
مَّشْرَبَهُمْ ۚ
içeceği yeri
وَظَلَّلْنَا
ve gölge yaptık
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلْغَمَـٰمَ
bulutla
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلْمَنَّ
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ
ve bıldırcın eti
كُلُوا۟
yeyin
مِن
-dan
طَيِّبَـٰتِ
güzel olanlar-
مَا
şeylerden
رَزَقْنَـٰكُمْ ۚ
sizi rızıklandırdığımız
وَمَا
ama
ظَلَمُونَا
onlar bize zulmetmediler
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı
Ve katta'nahumusnetey aşrete esbatan umema, ve evhayna ila musa izisteskahu kavmuhu enıdrıb bi asakel hacer, fenbeceset minhusneta aşrete ayna, kad alime kullu unasin meşrebehum, ve zallelna aleyhimul gamame ve enzelna aleyhimul menne ves selva, kulu min tayyibati ma rezaknakum, ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimun.
Kudret helvası. Güç, kudret, dayanma gücü.
"İndirmek" demek olan "enzele" kelimesinin diğer bir anlamı da "bağışlamaktır." Buradaki "enzele" kelimesi, indirmek değil, bağışlamak anlamına gelmektedir.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
ve kattaa'nahumu
|
ve biz onları ayırdık | قطع |
| 2 |
snetey
|
iki (oniki) | ثني |
| 3 |
aşrate
|
on (oniki) | عشر |
| 4 |
esbaten
|
kabileye | سبت |
| 5 |
umemen
|
ümmetler halinde | امم |
| 6 |
ve evhayna
|
vahyettik | وحي |
| 7 |
ila
|
- | |
| 8 |
musa
|
Musa'ya | - |
| 9 |
izi
|
zaman | - |
| 10 |
steskahu
|
su istediği | سقي |
| 11 |
kavmuhu
|
kavmin | قوم |
| 12 |
eni
|
diye | - |
| 13 |
drib
|
vur | ضرب |
| 14 |
biasake
|
asanla | عصو |
| 15 |
l-hacera
|
taşa | حجر |
| 16 |
fenbeceset
|
ve fışkırdı | بجس |
| 17 |
minhu
|
ondan (taştan) | - |
| 18 |
sneta
|
iki (oniki) | ثني |
| 19 |
aşrate
|
on (oniki) | عشر |
| 20 |
aynen
|
göze | عين |
| 21 |
kad
|
şüphesiz | - |
| 22 |
alime
|
bildi | علم |
| 23 |
kullu
|
her | كلل |
| 24 |
unasin
|
kabile | انس |
| 25 |
meşrabehum
|
içeceği yeri | شرب |
| 26 |
ve zellelna
|
ve gölge yaptık | ظلل |
| 27 |
aleyhimu
|
üzerlerine | - |
| 28 |
l-gamame
|
bulutla | غمم |
| 29 |
ve enzelna
|
ve indirdik | نزل |
| 30 |
aleyhimu
|
onlara | - |
| 31 |
l-menne
|
kudret helvası | منن |
| 32 |
ve sselva
|
ve bıldırcın eti | صلو |
| 33 |
kulu
|
yeyin | اكل |
| 34 |
min
|
-dan | - |
| 35 |
tayyibati
|
güzel olanlar- | طيب |
| 36 |
ma
|
şeylerden | - |
| 37 |
razeknakum
|
sizi rızıklandırdığımız | رزق |
| 38 |
ve ma
|
ama | - |
| 39 |
zelemuna
|
onlar bize zulmetmediler | ظلم |
| 40 |
velakin
|
fakat | - |
| 41 |
kanu
|
onlar | كون |
| 42 |
enfusehum
|
kendi kendilerine | نفس |
| 43 |
yezlimune
|
zulmediyorlardı | ظلم |