سورة يونس
10.Yûnus Suresi
"Yunus"
109 Ayet
Yûnus 10:61
وَمَا
تَكُونُ
فِى
شَأْنٍ
وَمَا
تَتْلُوا۟
مِنْهُ
مِن
قُرْءَانٍ
وَلَا
تَعْمَلُونَ
مِنْ
عَمَلٍ
إِلَّا
كُنَّا
عَلَيْكُمْ
شُهُودًا
إِذْ
تُفِيضُونَ
فِيهِ ۚ
وَمَا
يَعْزُبُ
عَن
رَّبِّكَ
مِن
مِّثْقَالِ
ذَرَّةٍ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَا
فِى
ٱلسَّمَآءِ
وَلَآ
أَصْغَرَ
مِن
ذَٰلِكَ
وَلَآ
أَكْبَرَ
إِلَّا
فِى
كِتَـٰبٍ
مُّبِينٍ
Ne durumda olursanız olun ve Kur'an'dan onun hakkında ne okursanız okuyun; hangi işle uğraşıyorsanız uğraşın, unutmayın ki Biz mutlaka yaptıklarınıza tanığız. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabb'inizden gizli kalamaz. Ne bundan daha küçüğü ne de daha büyüğü yoktur ki, hepsi apaçık bir Kitap'ta olmasın.
Ve ma tekunu fi şe'nin ve ma tetlu minhu min kur'anin ve la ta'melune min amelin illa kunna aleykum şuhuden iz tufidune, fih ve ma ya'zubu an rabbike min miskali zerretin fil ardı ve la fis semai ve la asgare min zalike ve la ekbere illa fi kitabin mubin.
Yûnus 10:62
أَلَآ
إِنَّ
أَوْلِيَآءَ
ٱللَّهِ
لَا
خَوْفٌ
عَلَيْهِمْ
وَلَا
هُمْ
يَحْزَنُونَ
İyi bilin ki, Allah'ın velileri için bir korku yoktur, onlar asla üzülmeyeceklerdir.
E la inne evliya allahi la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.
Yûnus 10:63
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَكَانُوا۟
يَتَّقُونَ
Onlar, iman eden ve takva sahibi olan kimselerdir.
Ellezine amenu ve kanu yettekun.
Yûnus 10:64
لَهُمُ
ٱلْبُشْرَىٰ
فِى
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
وَفِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
لَا
تَبْدِيلَ
لِكَلِمَـٰتِ
ٱللَّهِ ۚ
ذَٰلِكَ
هُوَ
ٱلْفَوْزُ
ٱلْعَظِيمُ
Onlar için dünya hayatında da ahirette de müjdeler vardır. Allah'ın kelimelerinde[1] asla bir değişiklik olmaz. İşte en büyük başarı budur.
Lehumul buşra fil hayatid dunya ve fil ahıreh, la tebdile li kelimatillah, zalike huvel fevzul azim.
Yûnus 10:66
أَلَآ
إِنَّ
لِلَّهِ
مَن
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَمَن
فِى
ٱلْأَرْضِ ۗ
وَمَا
يَتَّبِعُ
ٱلَّذِينَ
يَدْعُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
شُرَكَآءَ ۚ
إِن
يَتَّبِعُونَ
إِلَّا
ٱلظَّنَّ
وَإِنْ
هُمْ
إِلَّا
يَخْرُصُونَ
İyi bilin ki göklerde ve yerde kim[1] varsa Allah'ındır. Oysaki Allah'ın yanı sıra başkasına tabi olanlar neye tabi oluyorlar? Onlar, ancak zanna tabi olmuş oluyorlar. Ve onlar ancak saçmalıyorlar.
E la inne lillahi men fis semavati ve men fil ard, ve ma yettebiullezine yed'une min dunillahi şureka, in yettebiune illez zanne ve in hum illa yahrusun.
Yûnus 10:67
هُوَ
ٱلَّذِى
جَعَلَ
لَكُمُ
ٱلَّيْلَ
لِتَسْكُنُوا۟
فِيهِ
وَٱلنَّهَارَ
مُبْصِرًا ۚ
إِنَّ
فِى
ذَٰلِكَ
لَـَٔايَـٰتٍ
لِّقَوْمٍ
يَسْمَعُونَ
Sükunet bulasınız diye geceyi karanlık ve gündüzü de aydınlık yapan O'dur. Bunda dinleyen bir halk için ayetler[1] vardır.
Huvellezi ceale lekumul leyle li teskunu fihi ven nehare mubsıra, inne fi zalike leayatin li kavmin yesmeun.
Yûnus 10:68
قَالُوا۟
ٱتَّخَذَ
ٱللَّهُ
وَلَدًا ۗ
سُبْحَـٰنَهُ ۖ
هُوَ
ٱلْغَنِىُّ ۖ
لَهُ
مَا
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَمَا
فِى
ٱلْأَرْضِ ۚ
إِنْ
عِندَكُم
مِّن
سُلْطَـٰنٍ
بِهَـٰذَآ ۚ
أَتَقُولُونَ
عَلَى
ٱللَّهِ
مَا
لَا
تَعْلَمُونَ
"Allah çocuk edindi." dediler. O, bundan münezzehtir.[1] O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Sizin bu konuda hiçbir sultanınız[2] yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi söylüyorsunuz!
Kaluttehazallahu veleden subhaneh, huvel ganiy, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, in indekum min sultanin bi haza, e tekulune alallahi ma la ta'lemun.
Yûnus 10:69
قُلْ
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
يَفْتَرُونَ
عَلَى
ٱللَّهِ
ٱلْكَذِبَ
لَا
يُفْلِحُونَ
De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler."
Kul innellezine yefterune alallahil kezibe la yuflihun.
Yûnus 10:70
مَتَـٰعٌ
فِى
ٱلدُّنْيَا
ثُمَّ
إِلَيْنَا
مَرْجِعُهُمْ
ثُمَّ
نُذِيقُهُمُ
ٱلْعَذَابَ
ٱلشَّدِيدَ
بِمَا
كَانُوا۟
يَكْفُرُونَ
Dünyada geçici bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri Bize'dir. Sonra da küfr etmelerinden dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız.
Metaun fid dunya summe ileyna merciuhum summe nuzikuhumul azabeş şedide bima kanu yekfurun.
Yûnus 10:71
وَٱتْلُ
عَلَيْهِمْ
نَبَأَ
نُوحٍ
إِذْ
قَالَ
لِقَوْمِهِ
يَـٰقَوْمِ
إِن
كَانَ
كَبُرَ
عَلَيْكُم
مَّقَامِى
وَتَذْكِيرِى
بِـَٔايَـٰتِ
ٱللَّهِ
فَعَلَى
ٱللَّهِ
تَوَكَّلْتُ
فَأَجْمِعُوٓا۟
أَمْرَكُمْ
وَشُرَكَآءَكُمْ
ثُمَّ
لَا
يَكُنْ
أَمْرُكُمْ
عَلَيْكُمْ
غُمَّةً
ثُمَّ
ٱقْضُوٓا۟
إِلَىَّ
وَلَا
تُنظِرُونِ
Onlara, Nuh'un haberini anlat. Hani o halkına: "Ey halkım! Eğer aranızda durmam ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, bilin ki ben yalnızca Allah'a güveniyorum. Öyleyse yapacağınızı yapmak için şirk koştuklarınızla toplanıp karar verin. Sonra ne yapacaksanız yapın. Sonra bana fırsat vermeden aldığınız kararı hemen uygulayın!" demişti.
Vetlu aleyhim nebe'e nuh, iz kale li kavmihi ya kavmi in kane kebure aleykum makami ve tezkiri bi ayatillahi fe alallahi tevekkeltu fe ecmiu emrekum ve şurekaekum summe la yekun emrukum aleykum gummeten summakdu ileyye ve la tunzirun.
Yûnus 10:72
فَإِن
تَوَلَّيْتُمْ
فَمَا
سَأَلْتُكُم
مِّنْ
أَجْرٍ ۖ
إِنْ
أَجْرِىَ
إِلَّا
عَلَى
ٱللَّهِ ۖ
وَأُمِرْتُ
أَنْ
أَكُونَ
مِنَ
ٱلْمُسْلِمِينَ
"Eğer yüz çevirirseniz, siz bilirsiniz. Yaptığım işe karşılık sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. Ben, müslimlerden[1] olmakla emrolundum."
Fe in tevelleytum fe ma se'eltukum min ecr, in ecriye illa alallahi ve umirtu en ekune minel muslimin.
Yûnus 10:73
فَكَذَّبُوهُ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
وَمَن
مَّعَهُ
فِى
ٱلْفُلْكِ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
خَلَـٰٓئِفَ
وَأَغْرَقْنَا
ٱلَّذِينَ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ
فَٱنظُرْ
كَيْفَ
كَانَ
عَـٰقِبَةُ
ٱلْمُنذَرِينَ
Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık. Ve onları yeryüzünün halifeleri[1] yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak! Uyarılanların sonu nice oldu!
Fe kezzebuhu fe necceynahu ve men meahu fil fulki ve cealnahum halaife ve agraknellezine kezzebu bi ayatina, fanzur keyfe kane akıbetul munzerin.
Yûnus 10:74
ثُمَّ
بَعَثْنَا
مِن
بَعْدِهِ
رُسُلًا
إِلَىٰ
قَوْمِهِمْ
فَجَآءُوهُم
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
فَمَا
كَانُوا۟
لِيُؤْمِنُوا۟
بِمَا
كَذَّبُوا۟
بِهِ
مِن
قَبْلُ ۚ
كَذَٰلِكَ
نَطْبَعُ
عَلَىٰ
قُلُوبِ
ٱلْمُعْتَدِينَ
Sonra onun arkasından, Resulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere iman etmek istemediler. İşte haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
Summe beasna min ba'dihi rusulen ila kavmihim fe cauhum bil beyyinati fe ma kanu li yu'minu bima kezzebu bihi min kabl, kezalike natbeu ala kulubil mugtedin.
Yûnus 10:75
ثُمَّ
بَعَثْنَا
مِن
بَعْدِهِم
مُّوسَىٰ
وَهَـٰرُونَ
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَإِي۟هِ
بِـَٔايَـٰتِنَا
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
وَكَانُوا۟
قَوْمًا
مُّجْرِمِينَ
Sonra onların arkasından Musa ve Harun'u ayetlerimizle Firavun ve melelerine[1] gönderdik. Ancak onlar büyüklendiler, suçlu bir halk oldular.
Summe beasna min ba'dihim musa ve harune ila fir'avne ve melaihi bi ayatina festekberu ve kanu kavmen mucrimin.
Yûnus 10:77
قَالَ
مُوسَىٰٓ
أَتَقُولُونَ
لِلْحَقِّ
لَمَّا
جَآءَكُمْ ۖ
أَسِحْرٌ
هَـٰذَا
وَلَا
يُفْلِحُ
ٱلسَّـٰحِرُونَ
Musa: "Size gelen hakikat için, "bu sihirdir" mi diyorsunuz? Oysa sihirbazlar iflah olmazlar." dedi.
Kale musa e tekulune lil hakkı lemma caekum, e sıhrun haza, ve la yuflihus sahırun.
Yûnus 10:78
قَالُوٓا۟
أَجِئْتَنَا
لِتَلْفِتَنَا
عَمَّا
وَجَدْنَا
عَلَيْهِ
ءَابَآءَنَا
وَتَكُونَ
لَكُمَا
ٱلْكِبْرِيَآءُ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَمَا
نَحْنُ
لَكُمَا
بِمُؤْمِنِينَ
Dediler ki: "Sen; bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde gücün ikinizin eline geçmesini sağlamak için mi geldin? Biz, size Mü'min[1] olacak değiliz.
Kalu e ci'tena li telfitena amma vecedna aleyhi abaena ve tekune lekumel kibriyau fil ard, ve ma nahnu lekuma bi mu'minin.
Yûnus 10:79
وَقَالَ
فِرْعَوْنُ
ٱئْتُونِى
بِكُلِّ
سَـٰحِرٍ
عَلِيمٍ
Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin!" dedi.
Ve kale fir'avnu'tuni bi kulli sahırin alim.
Yûnus 10:80
فَلَمَّا
جَآءَ
ٱلسَّحَرَةُ
قَالَ
لَهُم
مُّوسَىٰٓ
أَلْقُوا۟
مَآ
أَنتُم
مُّلْقُونَ
Sihirbazlar gelince, Musa onlara: "Atacaklarınızı atın." dedi.
Fe lemma caes seharetu kale lehum musa elku ma entum mulkun.