سورة هود
11.Hûd Suresi
"Hud"
123 Ayet
Hûd 11:61
وَإِلَىٰ
ثَمُودَ
أَخَاهُمْ
صَـٰلِحًا ۚ
قَالَ
يَـٰقَوْمِ
ٱعْبُدُوا۟
ٱللَّهَ
مَا
لَكُم
مِّنْ
إِلَـٰهٍ
غَيْرُهُ ۖ
هُوَ
أَنشَأَكُم
مِّنَ
ٱلْأَرْضِ
وَٱسْتَعْمَرَكُمْ
فِيهَا
فَٱسْتَغْفِرُوهُ
ثُمَّ
تُوبُوٓا۟
إِلَيْهِ ۚ
إِنَّ
رَبِّى
قَرِيبٌ
مُّجِيبٌ
Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. Ey halkım: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." dedi. "Sizi yer yüzünde meydana getiren ve sizi orayı imar etmekle görevli kılan O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin. Sonra O'na tevbe ile yönelin. Rabb'im, Çok Yakın'dır, İsteklere Cevap Veren'dir."
Ve ila semude ehahum saliha, kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, huve enşeekum minel ardı vesta'merekum fiha festagfiruhu summe tubu ileyh, inne rabbi karibun mucib.
Hûd 11:62
قَالُوا۟
يَـٰصَـٰلِحُ
قَدْ
كُنتَ
فِينَا
مَرْجُوًّا
قَبْلَ
هَـٰذَآ ۖ
أَتَنْهَىٰنَآ
أَن
نَّعْبُدَ
مَا
يَعْبُدُ
ءَابَآؤُنَا
وَإِنَّنَا
لَفِى
شَكٍّ
مِّمَّا
تَدْعُونَآ
إِلَيْهِ
مُرِيبٍ
"Ey Salih! Sen, bundan önce aramızda ümit beslenen biriydin. Şimdi atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmekten bizi vazgeçirmek mi istiyorsun? Ve biz, gerçekten de senin bizi çağırdığın şey hakkında ikilem içindeyiz, kaygılanıyoruz." dediler.
Kalu ya salihu kad kunte fina mercuvven kable haza e tenhana en na'bude ma ya'budu abauna ve innena le fi şekkin mimma ted'una ileyhi murib.
Hûd 11:63
قَالَ
يَـٰقَوْمِ
أَرَءَيْتُمْ
إِن
كُنتُ
عَلَىٰ
بَيِّنَةٍ
مِّن
رَّبِّى
وَءَاتَىٰنِى
مِنْهُ
رَحْمَةً
فَمَن
يَنصُرُنِى
مِنَ
ٱللَّهِ
إِنْ
عَصَيْتُهُ ۖ
فَمَا
تَزِيدُونَنِى
غَيْرَ
تَخْسِيرٍ
"Ey halkım, söyleyin bakalım, ya Rabb'imin Kendinden verdiği bir rahmetle, kanıt içeren açık bir bilgi üzerindeysem! Ona asi olduğum takdirde, Allah'ın vereceği cezaya karşı bana kim yardım edebilir? Bana zarar vermiş olmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız." dedi.
Kale ya kavmi e reeytum in kuntu ala beyyinetin min rabbi ve atani minhu rahmeten fe men yansuruni minallahi in asaytuhu fe ma teziduneni gayre tahsir.
Hûd 11:64
وَيَـٰقَوْمِ
هَـٰذِهِ
نَاقَةُ
ٱللَّهِ
لَكُمْ
ءَايَةً
فَذَرُوهَا
تَأْكُلْ
فِىٓ
أَرْضِ
ٱللَّهِ
وَلَا
تَمَسُّوهَا
بِسُوٓءٍ
فَيَأْخُذَكُمْ
عَذَابٌ
قَرِيبٌ
"Ey halkım! İşte şu Allah'ın dişi devesi[1], sizin için bir ayettir.[2] Bırakın onu, Allah'ın arzında otlasın. Kötü bir amaçla ona yaklaşmayın. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
Ve ya kavmi hazihi nakatullahi lekum ayeten fe zeruha te'kul fi ardıllahi ve la temessuha bi suin fe ye'huzekum azabun karib.
Hûd 11:66
فَلَمَّا
جَآءَ
أَمْرُنَا
نَجَّيْنَا
صَـٰلِحًا
وَٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
مَعَهُ
بِرَحْمَةٍ
مِّنَّا
وَمِنْ
خِزْىِ
يَوْمِئِذٍ ۗ
إِنَّ
رَبَّكَ
هُوَ
ٱلْقَوِىُّ
ٱلْعَزِيزُ
Nihayet haklarındaki yargımız gerçekleşerek, Salih'i ve beraberinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle o günün zilletinden kurtardık. Rabb'in, Çok Güçlü'dür, Mutlak Üstün Olan'dır.
Fe lemma cae emruna necceyna salihan vellezine amenu meahu bi rahmetin minna ve min hizyi yevmi iz, inne rabbeke huvel kaviyyul aziz.
Hûd 11:67
وَأَخَذَ
ٱلَّذِينَ
ظَلَمُوا۟
ٱلصَّيْحَةُ
فَأَصْبَحُوا۟
فِى
دِيَـٰرِهِمْ
جَـٰثِمِينَ
Zulmedenleri bir çığlık yakaladı. Yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
Ve ehazellezine zalemus sayhatu fe asbahu fi diyarihim casimin.
Hûd 11:68
كَأَن
لَّمْ
يَغْنَوْا۟
فِيهَآ ۗ
أَلَآ
إِنَّ
ثَمُودَا۟
كَفَرُوا۟
رَبَّهُمْ ۗ
أَلَا
بُعْدًا
لِّثَمُودَ
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki Semud halkı Rabb'lerine nankörlük ettiler. İyi bilin ki Semud halkı yok olup gitti.
Ke en lem yagnev fiha, e la inne semude keferu rabbehum, e la bu'den li semud.
Hûd 11:69
وَلَقَدْ
جَآءَتْ
رُسُلُنَآ
إِبْرَٰهِيمَ
بِٱلْبُشْرَىٰ
قَالُوا۟
سَلَـٰمًا ۖ
قَالَ
سَلَـٰمٌ ۖ
فَمَا
لَبِثَ
أَن
جَآءَ
بِعِجْلٍ
حَنِيذٍ
Ant olsun elçilerimiz İbrahim'e haber vermek için gelip, "Selam!" dediler.[1] "Selam!" dedi ve hemen gidip kızarmış buzağı eti getirdi.
Ve lekad caet rusuluna ibrahime bil buşra kalu selama, kale selamun fe ma lebise en cae bi iclin haniz.
Hûd 11:70
فَلَمَّا
رَءَآ
أَيْدِيَهُمْ
لَا
تَصِلُ
إِلَيْهِ
نَكِرَهُمْ
وَأَوْجَسَ
مِنْهُمْ
خِيفَةً ۚ
قَالُوا۟
لَا
تَخَفْ
إِنَّآ
أُرْسِلْنَآ
إِلَىٰ
قَوْمِ
لُوطٍ
Ona ellerini uzatmadıklarını görünce, onlardan kuşkulanıp korkuya kapıldı. "Korkma! Biz Lut halkına gönderildik." dediler.
Fe lemma rea eydiyehum la tesilu ileyhi nekirehum ve evcese minhum hifeh, kalu la tehaf inna ursilna ila kavmi lut.
Hûd 11:71
وَٱمْرَأَتُهُ
قَآئِمَةٌ
فَضَحِكَتْ
فَبَشَّرْنَـٰهَا
بِإِسْحَـٰقَ
وَمِن
وَرَآءِ
إِسْحَـٰقَ
يَعْقُوبَ
Ayakta duran hanımı bunun üzerine gülümsedi.[1] Biz de ona İshak'ı müjdeledik ve İshak'ın arkasından da Ya'kub'u.
Vemreetuhu kaimetun fe dahıket fe beşşernaha bi ishaka ve min verai ishaka ya'kub.
Hûd 11:72
قَالَتْ
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ
ءَأَلِدُ
وَأَنَا۠
عَجُوزٌ
وَهَـٰذَا
بَعْلِى
شَيْخًا ۖ
إِنَّ
هَـٰذَا
لَشَىْءٌ
عَجِيبٌ
"Vay başıma gelene! Ben bir koca karı, kocam da bir ihtiyar olduğumuz halde, doğuracak mıyım? Doğrusu bu çok hayret edilecek bir şey!" dedi.
Kalet ya veyleta e elidu ve ene ecuzun ve haza ba'li şeyha, inne haza le şey'un acib.
Hûd 11:73
قَالُوٓا۟
أَتَعْجَبِينَ
مِنْ
أَمْرِ
ٱللَّهِ ۖ
رَحْمَتُ
ٱللَّهِ
وَبَرَكَـٰتُهُ
عَلَيْكُمْ
أَهْلَ
ٱلْبَيْتِ ۚ
إِنَّهُ
حَمِيدٌ
مَّجِيدٌ
"Allah'ın takdirine hayret mi ediyorsun!" dediler. "Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir ey ev halkı. O, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır, İyiliği Bol Olan'dır."
Kalu e ta'cebine min emrillahi rahmetullahi ve berekatuhu aleykum ehlel beyt, innehu hamidun mecid.
Hûd 11:75
إِنَّ
إِبْرَٰهِيمَ
لَحَلِيمٌ
أَوَّٰهٌ
مُّنِيبٌ
Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve Allah'a gönülden yönelen bir kimseydi.
İnne ibrahime le halimun evvahun munib.
Hûd 11:76
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
أَعْرِضْ
عَنْ
هَـٰذَآ ۖ
إِنَّهُ
قَدْ
جَآءَ
أَمْرُ
رَبِّكَ ۖ
وَإِنَّهُمْ
ءَاتِيهِمْ
عَذَابٌ
غَيْرُ
مَرْدُودٍ
"Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabb'inin takdiri kesindir. Onlara gelecek azap engellenemez."
Ya ibrahimu a'rid an haza, innehu kad cae emru rabbik, ve innehum atihim azabun gayru merdud.
Hûd 11:77
وَلَمَّا
جَآءَتْ
رُسُلُنَا
لُوطًا
سِىٓءَ
بِهِمْ
وَضَاقَ
بِهِمْ
ذَرْعًا
وَقَالَ
هَـٰذَا
يَوْمٌ
عَصِيبٌ
Elçilerimiz Lut'a vardıklarında, onlar yüzünden fenalaştı. Onlara karşı eli ayağı birbirine dolaştı. "Bu çok zorlu bir gün." dedi.
Ve lemma caet resuluna lutan sie bihim ve daka bihim zer'an ve kale haza yevmun asib.
Hûd 11:78
وَجَآءَهُ
قَوْمُهُ
يُهْرَعُونَ
إِلَيْهِ
وَمِن
قَبْلُ
كَانُوا۟
يَعْمَلُونَ
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
قَالَ
يَـٰقَوْمِ
هَـٰٓؤُلَآءِ
بَنَاتِى
هُنَّ
أَطْهَرُ
لَكُمْ ۖ
فَٱتَّقُوا۟
ٱللَّهَ
وَلَا
تُخْزُونِ
فِى
ضَيْفِىٓ ۖ
أَلَيْسَ
مِنكُمْ
رَجُلٌ
رَّشِيدٌ
Halkı koşa koşa ona geldiler. Onlar, önceden de kötü işler yapıyorlardı. "Ey halkım! İşte şunlar kızlarımdır[1], onlar sizin için temiz olandır. Allah için takvalı olun, misafirlerime karşı beni rezil etmeyin, içinizde hiç aklı başında kimse yok mu?" dedi.
Ve caehu kavmuhu yuhreune ileyhi ve min kablu kanu ya'melunes seyyiat, kale ya kavmi haulai benati hunne etharu lekum, fettekullahe ve la tuhzuni fi dayfi, e leyse minkum raculun reşid.
Hûd 11:79
قَالُوا۟
لَقَدْ
عَلِمْتَ
مَا
لَنَا
فِى
بَنَاتِكَ
مِنْ
حَقٍّ
وَإِنَّكَ
لَتَعْلَمُ
مَا
نُرِيدُ
"Senin kızlarında bizim hakkımızın olmadığını biliyorsun. Ant olsun ki ne istediğimizi çok iyi biliyorsun." dediler.
Kalu lekad alimte ma lena fi benatike min hakk, ve inneke le ta'lemu ma nurid.
Hûd 11:80
قَالَ
لَوْ
أَنَّ
لِى
بِكُمْ
قُوَّةً
أَوْ
ءَاوِىٓ
إِلَىٰ
رُكْنٍ
شَدِيدٍ
"Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir kaleye sığınabilseydim." dedi.
Kale lev enne li bikum kuvveten ev avi ila ruknin şedid.