سورة يوسف
12. Yûsuf suresi
111 Ayet
41
يَـٰصَـٰحِبَىِ
ٱلسِّجْنِ
أَمَّآ
أَحَدُكُمَا
فَيَسْقِى
رَبَّهُۥ
خَمْرًۭا ۖ
وَأَمَّا
ٱلْـَٔاخَرُ
فَيُصْلَبُ
فَتَأْكُلُ
ٱلطَّيْرُ
مِن
رَّأْسِهِۦ ۚ
قُضِىَ
ٱلْأَمْرُ
ٱلَّذِى
فِيهِ
تَسْتَفْتِيَانِ
"Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz rabbine[1] yine içki sunacak, biriniz ise asılacak ve kuşlar onun başından yiyecek. Bana sorduğunuz rüyanın gerçekleşecek yorumu budur."
Detay ve Kelime Analizi
42
وَقَالَ
لِلَّذِى
ظَنَّ
أَنَّهُۥ
نَاجٍۢ
مِّنْهُمَا
ٱذْكُرْنِى
عِندَ
رَبِّكَ
فَأَنسَىٰهُ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
ذِكْرَ
رَبِّهِۦ
فَلَبِثَ
فِى
ٱلسِّجْنِ
بِضْعَ
سِنِينَ
O ikisinden, kurtulacağını umduğu kimseye dedi ki: "Rabb'inin[1] yanında beni an.[2]" Ne var ki şeytan, ona rabbine[3] Yusuf'dan söz etmeyi unutturdu. O da nice yıllar zindanda kaldı.
Detay ve Kelime Analizi
43
وَقَالَ
ٱلْمَلِكُ
إِنِّىٓ
أَرَىٰ
سَبْعَ
بَقَرَٰتٍۢ
سِمَانٍۢ
يَأْكُلُهُنَّ
سَبْعٌ
عِجَافٌۭ
وَسَبْعَ
سُنۢبُلَـٰتٍ
خُضْرٍۢ
وَأُخَرَ
يَابِسَـٰتٍۢ ۖ
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلْمَلَأُ
أَفْتُونِى
فِى
رُءْيَـٰىَ
إِن
كُنتُمْ
لِلرُّءْيَا
تَعْبُرُونَ
Derken Hükümdar dedi ki: "Doğrusu ben rüyamda yedi besili sığırı görüyorum; bunları yedi zayıf sığır yiyor. Ve yedi yeşil ve kuru başak görüyorum. Ey meleler![1] Eğer rüya tabir etmeyi biliyorsanız rüyamı yorumlayın."
Detay ve Kelime Analizi
44
قَالُوٓا۟
أَضْغَـٰثُ
أَحْلَـٰمٍۢ ۖ
وَمَا
نَحْنُ
بِتَأْوِيلِ
ٱلْأَحْلَـٰمِ
بِعَـٰلِمِينَ
"Bunlar, karışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilenlerden değiliz." dediler.
Detay ve Kelime Analizi
45
وَقَالَ
ٱلَّذِى
نَجَا
مِنْهُمَا
وَٱدَّكَرَ
بَعْدَ
أُمَّةٍ
أَنَا۠
أُنَبِّئُكُم
بِتَأْوِيلِهِۦ
فَأَرْسِلُونِ
Ancak o zaman o iki kişiden kurtulmuş olanı, aradan geçen bunca zamandan sonra hatırladı. "Beni hemen gönderin, rüyanın yorumunu ben size söyleyeceğim."
Detay ve Kelime Analizi
46
يُوسُفُ
أَيُّهَا
ٱلصِّدِّيقُ
أَفْتِنَا
فِى
سَبْعِ
بَقَرَٰتٍۢ
سِمَانٍۢ
يَأْكُلُهُنَّ
سَبْعٌ
عِجَافٌۭ
وَسَبْعِ
سُنۢبُلَـٰتٍ
خُضْرٍۢ
وَأُخَرَ
يَابِسَـٰتٍۢ
لَّعَلِّىٓ
أَرْجِعُ
إِلَى
ٱلنَّاسِ
لَعَلَّهُمْ
يَعْلَمُونَ
"Ey doğru sözlü Yusuf! Yedi besili sığırı yiyen, yedi zayıf sığır ile yedi yeşil başak ve kuru başağın ne anlama geldiğini bize açıkla. Döndüğümde insanlara anlatayım da böylece onlar senin değerini öğrenmiş olurlar."
Detay ve Kelime Analizi
47
قَالَ
تَزْرَعُونَ
سَبْعَ
سِنِينَ
دَأَبًۭا
فَمَا
حَصَدتُّمْ
فَذَرُوهُ
فِى
سُنۢبُلِهِۦٓ
إِلَّا
قَلِيلًۭا
مِّمَّا
تَأْكُلُونَ
Dedi ki: "Yedi yıl bildik şekilde ekip biçin. Ancak biçtiğinizden, yiyeceğiniz kadarını ayırdıktan sonra kalanı biriktirin."
Detay ve Kelime Analizi
48
ثُمَّ
يَأْتِى
مِنۢ
بَعْدِ
ذَٰلِكَ
سَبْعٌۭ
شِدَادٌۭ
يَأْكُلْنَ
مَا
قَدَّمْتُمْ
لَهُنَّ
إِلَّا
قَلِيلًۭا
مِّمَّا
تُحْصِنُونَ
"Sonra yedi yıllık bir kıtlık dönemi gelecek, önceden biriktirdiğinizin az bir miktarı hariç tamamı yenip bitirilecek."
Detay ve Kelime Analizi
49
ثُمَّ
يَأْتِى
مِنۢ
بَعْدِ
ذَٰلِكَ
عَامٌۭ
فِيهِ
يُغَاثُ
ٱلنَّاسُ
وَفِيهِ
يَعْصِرُونَ
"Bu sıkıntının ardından, bol yağmurlu bir yıl gelecek. Ve insanlar onda sıkıp sağacaklar.[1]"
Detay ve Kelime Analizi
50
وَقَالَ
ٱلْمَلِكُ
ٱئْتُونِى
بِهِۦ ۖ
فَلَمَّا
جَآءَهُ
ٱلرَّسُولُ
قَالَ
ٱرْجِعْ
إِلَىٰ
رَبِّكَ
فَسْـَٔلْهُ
مَا
بَالُ
ٱلنِّسْوَةِ
ٱلَّـٰتِى
قَطَّعْنَ
أَيْدِيَهُنَّ ۚ
إِنَّ
رَبِّى
بِكَيْدِهِنَّ
عَلِيمٌۭ
Hükümdar: "Onu bana getirin." dedi. Hükümdarın elçisi ona gelince, rabbine[1] dön ve ona, ellerini kesen kadınların durumunu sor.[2] Kuşkusuz Rabb'im onların hilesini bilendir."
Detay ve Kelime Analizi
51
قَالَ
مَا
خَطْبُكُنَّ
إِذْ
رَٰوَدتُّنَّ
يُوسُفَ
عَن
نَّفْسِهِۦ ۚ
قُلْنَ
حَـٰشَ
لِلَّهِ
مَا
عَلِمْنَا
عَلَيْهِ
مِن
سُوٓءٍۢ ۚ
قَالَتِ
ٱمْرَأَتُ
ٱلْعَزِيزِ
ٱلْـَٔـٰنَ
حَصْحَصَ
ٱلْحَقُّ
أَنَا۠
رَٰوَدتُّهُۥ
عَن
نَّفْسِهِۦ
وَإِنَّهُۥ
لَمِنَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
Hükümdar: "Yusuf'tan murat almak istediğinizde ondan nasıl bir karşılık aldınız?" dedi. Kadınlar: "Haşa! Allah için onun bir kötülüğünü bilmiyoruz." dediler. Aziz'in hanımı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı, ona ben sahip olmaya kalkıştım, o kesinlikle doğru söyleyenlerdendir." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
52
ذَٰلِكَ
لِيَعْلَمَ
أَنِّى
لَمْ
أَخُنْهُ
بِٱلْغَيْبِ
وَأَنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يَهْدِى
كَيْدَ
ٱلْخَآئِنِينَ
"Bu, gıyabında ona ihanet etmediğimi[1] ve Allah'ın hainlerin planlarını başarılı kılmadığını bilmesi içindir."
Detay ve Kelime Analizi
53
وَمَآ
أُبَرِّئُ
نَفْسِىٓ ۚ
إِنَّ
ٱلنَّفْسَ
لَأَمَّارَةٌۢ
بِٱلسُّوٓءِ
إِلَّا
مَا
رَحِمَ
رَبِّىٓ ۚ
إِنَّ
رَبِّى
غَفُورٌۭ
رَّحِيمٌۭ
"Ben[1] kendimi temize çıkarmam. Rabb'imin rahmet ettiği kimse hariç nefis her zaman kötülüğü ister. Rabb'im Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir."
Detay ve Kelime Analizi
54
وَقَالَ
ٱلْمَلِكُ
ٱئْتُونِى
بِهِۦٓ
أَسْتَخْلِصْهُ
لِنَفْسِى ۖ
فَلَمَّا
كَلَّمَهُۥ
قَالَ
إِنَّكَ
ٱلْيَوْمَ
لَدَيْنَا
مَكِينٌ
أَمِينٌۭ
Ve Hükümdar: "Onu bana getirin. Onu, yanımda seçkin bir kimse yapayım." dedi. Onunla görüştüğünde de: "Sen bundan böyle yanımızda itibarlısın ve güvendesin." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
55
قَالَ
ٱجْعَلْنِى
عَلَىٰ
خَزَآئِنِ
ٱلْأَرْضِ ۖ
إِنِّى
حَفِيظٌ
عَلِيمٌۭ
Yusuf: "Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et. Zira ben onları korurum ve iyi bilirim." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
56
وَكَذَٰلِكَ
مَكَّنَّا
لِيُوسُفَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
يَتَبَوَّأُ
مِنْهَا
حَيْثُ
يَشَآءُ ۚ
نُصِيبُ
بِرَحْمَتِنَا
مَن
نَّشَآءُ ۖ
وَلَا
نُضِيعُ
أَجْرَ
ٱلْمُحْسِنِينَ
Ve böylece Yusuf'u yetki sahibi yaptık, istediği yerde mekan tutma imkanı verdik. Rahmetimizi istediğimize veririz. İyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız.
Detay ve Kelime Analizi
57
وَلَأَجْرُ
ٱلْـَٔاخِرَةِ
خَيْرٌۭ
لِّلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَكَانُوا۟
يَتَّقُونَ
Ancak iman eden ve takva[1] sahibi olan kimseler için ahiretteki ödül hayırlı olandır.
Detay ve Kelime Analizi
58
وَجَآءَ
إِخْوَةُ
يُوسُفَ
فَدَخَلُوا۟
عَلَيْهِ
فَعَرَفَهُمْ
وَهُمْ
لَهُۥ
مُنكِرُونَ
Nihayet Yusuf'un kardeşleri geldi ve onun huzuruna çıktılar. Yusuf onları hemen tanıdı. Ama onlar onu tanıyamadılar.
Detay ve Kelime Analizi
59
وَلَمَّا
جَهَّزَهُم
بِجَهَازِهِمْ
قَالَ
ٱئْتُونِى
بِأَخٍۢ
لَّكُم
مِّنْ
أَبِيكُمْ ۚ
أَلَا
تَرَوْنَ
أَنِّىٓ
أُوفِى
ٱلْكَيْلَ
وَأَنَا۠
خَيْرُ
ٱلْمُنزِلِينَ
Yüklerini yüklettikten sonra, kendilerine: "Baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ki ihtiyacınızı fazlasıyla veriyorum ve ben iyi bir misafirperverim." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
60
فَإِن
لَّمْ
تَأْتُونِى
بِهِۦ
فَلَا
كَيْلَ
لَكُمْ
عِندِى
وَلَا
تَقْرَبُونِ
"Buna rağmen eğer o kardeşinizi bana getirmezseniz, size hiçbir şey vermem ve asla yanıma da yaklaşmayın."
Detay ve Kelime Analizi