سورة التوبة
9.Tevbe Suresi
"Tövbe"
129 Ayet
Tevbe 9:101
وَمِمَّنْ
حَوْلَكُم
مِّنَ
ٱلْأَعْرَابِ
مُنَـٰفِقُونَ ۖ
وَمِنْ
أَهْلِ
ٱلْمَدِينَةِ ۖ
مَرَدُوا۟
عَلَى
ٱلنِّفَاقِ
لَا
تَعْلَمُهُمْ ۖ
نَحْنُ
نَعْلَمُهُمْ ۚ
سَنُعَذِّبُهُم
مَّرَّتَيْنِ
ثُمَّ
يُرَدُّونَ
إِلَىٰ
عَذَابٍ
عَظِيمٍ
Çevrenizdeki Bedevi Araplardan Münafık olanlar vardır. Ve Medine halkından da nifakta ileri gidenler vardır. Sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa[1] azap edeceğiz. Sonra onlar, daha büyük azaba uğratılacaklardır.
Ve mimmen havlekum minel a'rabi munafikun, ve min ehlil medineti meredu alen nifakı la ta'lemuhum, nahnu na'lemuhum, se nuazzibuhum merreteyni summe yureddune ila azabin azim.
Tevbe 9:102
وَءَاخَرُونَ
ٱعْتَرَفُوا۟
بِذُنُوبِهِمْ
خَلَطُوا۟
عَمَلًا
صَـٰلِحًا
وَءَاخَرَ
سَيِّئًا
عَسَى
ٱللَّهُ
أَن
يَتُوبَ
عَلَيْهِمْ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
غَفُورٌ
رَّحِيمٌ
Diğer bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar, iyi bir ameli kötü bir amelle karıştırmışlardı. Belki Allah, onların tevbesini[1] kabul eder. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve aharuna'terefu bi zunubihim haletu amelen salihan ve ahare seyyia, asallahu en yetube aleyhim, innallahe gafurun rahim.
Tevbe 9:103
خُذْ
مِنْ
أَمْوَٰلِهِمْ
صَدَقَةً
تُطَهِّرُهُمْ
وَتُزَكِّيهِم
بِهَا
وَصَلِّ
عَلَيْهِمْ ۖ
إِنَّ
صَلَوٰتَكَ
سَكَنٌ
لَّهُمْ ۗ
وَٱللَّهُ
سَمِيعٌ
عَلِيمٌ
Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizleyip arındırırsın. Ve onlara salli[1] ol, kuşkusuz senin salatın onlara dinginlik verir. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Huz min emvalihim sadakaten tutahhiruhum ve tuzekkihim biha ve salli aleyhim, inne salateke sekenun lehum, vallahu semiun alim.
Tevbe 9:104
أَلَمْ
يَعْلَمُوٓا۟
أَنَّ
ٱللَّهَ
هُوَ
يَقْبَلُ
ٱلتَّوْبَةَ
عَنْ
عِبَادِهِ
وَيَأْخُذُ
ٱلصَّدَقَـٰتِ
وَأَنَّ
ٱللَّهَ
هُوَ
ٱلتَّوَّابُ
ٱلرَّحِيمُ
Bilmediler mi ki kullarından tevbeyi[1] kabul eden ve sadakaları alan Allah'tır. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
E lem ya'lemu ennallahe huve yakbelut tevbete an ibadihi ve ye'huzus sadakati ve ennallahe huvet tevvabur rahim.
Tevbe 9:105
وَقُلِ
ٱعْمَلُوا۟
فَسَيَرَى
ٱللَّهُ
عَمَلَكُمْ
وَرَسُولُهُ
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ
وَسَتُرَدُّونَ
إِلَىٰ
عَـٰلِمِ
ٱلْغَيْبِ
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
فَيُنَبِّئُكُم
بِمَا
كُنتُمْ
تَعْمَلُونَ
De ki: "Ne yaparsanız yapın. Yaptıklarınızı Allah, O'nun Resul'ü ve Mü'minler görecekler. Sonra, görüneni de görünmeyeni de Bilen'e döndürüleceksiniz. O, size yaptıklarınızı haber verecektir."
Ve kuli'melu fe se yerallahu amelekum ve resuluhu vel mu'minun, ve se tureddune ila alimil gaybi veş şehadeti fe yunebbiukum bi ma kuntum ta'melun.
Tevbe 9:106
وَءَاخَرُونَ
مُرْجَوْنَ
لِأَمْرِ
ٱللَّهِ
إِمَّا
يُعَذِّبُهُمْ
وَإِمَّا
يَتُوبُ
عَلَيْهِمْ ۗ
وَٱللَّهُ
عَلِيمٌ
حَكِيمٌ
Geri kalan bir bölümün işi de Allah'ın yargısına kalmıştır; onlara ya azap eder veya tevbelerini kabul eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ve aharune murcevne li emrillahi imma yuazzibuhum ve imma yetubu aleyhim, vallahu alimun hakim.
Tevbe 9:107
وَٱلَّذِينَ
ٱتَّخَذُوا۟
مَسْجِدًا
ضِرَارًا
وَكُفْرًا
وَتَفْرِيقًا
بَيْنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
وَإِرْصَادًا
لِّمَنْ
حَارَبَ
ٱللَّهَ
وَرَسُولَهُ
مِن
قَبْلُ ۚ
وَلَيَحْلِفُنَّ
إِنْ
أَرَدْنَآ
إِلَّا
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
وَٱللَّهُ
يَشْهَدُ
إِنَّهُمْ
لَكَـٰذِبُونَ
Zarar vermek, inkar etmek, nifak[1] çıkarmak, Allah ve Resul'üne karşı daha önce savaşanlara gözcülük yapmak[2] üzere bir mescit yapan kimseler: "Biz yalnızca iyilik yapmak istedik." diye yemin ederler. Oysaki Allah, onların yalan söylediklerine tanıktır.
Vellezinettehazu mesciden dıraren ve kufren ve tefrikan beynel mu'minine ve irsaden li men hareballahe ve resulehu min kabl, ve le yahlifunne in eredna illelhusna, vallahu yeşhedu innehum le kazibun.
Tevbe 9:108
لَا
تَقُمْ
فِيهِ
أَبَدًا ۚ
لَّمَسْجِدٌ
أُسِّسَ
عَلَى
ٱلتَّقْوَىٰ
مِنْ
أَوَّلِ
يَوْمٍ
أَحَقُّ
أَن
تَقُومَ
فِيهِ ۚ
فِيهِ
رِجَالٌ
يُحِبُّونَ
أَن
يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ
وَٱللَّهُ
يُحِبُّ
ٱلْمُطَّهِّرِينَ
Orada asla durma,[1] ilk yapıldığında takva üzere yapılan mescit, içinde bulunmaya daha layıktır. Orada arınmayı seven kişiler vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
La tekum fihi ebeda, le mescidun ussise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fih, fihi ricalun yuhıbbune en yetetahheru, vallahu yuhıbbul muttahhirin.
Tevbe 9:109
أَفَمَنْ
أَسَّسَ
بُنْيَـٰنَهُ
عَلَىٰ
تَقْوَىٰ
مِنَ
ٱللَّهِ
وَرِضْوَٰنٍ
خَيْرٌ
أَم
مَّنْ
أَسَّسَ
بُنْيَـٰنَهُ
عَلَىٰ
شَفَا
جُرُفٍ
هَارٍ
فَٱنْهَارَ
بِهِ
فِى
نَارِ
جَهَنَّمَ ۗ
وَٱللَّهُ
لَا
يَهْدِى
ٱلْقَوْمَ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Binasını takva üzere, Allah rızası için kuran kimse mi, yoksa binasını uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte Cehennem ateşinin içine yuvarlanan kimse mi hayırlı olandır? Allah, zalim halkı doğru yola iletmez.
E fe men essese bunyanehu ala takva minallahi ve rıdvanin hayrun em men essese bunyanehu ala şefa curufin harin fenhare bihi fi nari cehennem, vallahu la yehdil kavmez zalimin.
Tevbe 9:110
لَا
يَزَالُ
بُنْيَـٰنُهُمُ
ٱلَّذِى
بَنَوْا۟
رِيبَةً
فِى
قُلُوبِهِمْ
إِلَّآ
أَن
تَقَطَّعَ
قُلُوبُهُمْ ۗ
وَٱللَّهُ
عَلِيمٌ
حَكِيمٌ
Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları yapı, kalplerinde bir kuşku olarak sürüp gidecektir. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
La yezalu bunyanuhumullezi benev ribeten fi kulubihim illa en tekattaa kulubuhum, vallahu alimun hakim.
Tevbe 9:111
إِنَّ
ٱللَّهَ
ٱشْتَرَىٰ
مِنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
أَنفُسَهُمْ
وَأَمْوَٰلَهُم
بِأَنَّ
لَهُمُ
ٱلْجَنَّةَ ۚ
يُقَـٰتِلُونَ
فِى
سَبِيلِ
ٱللَّهِ
فَيَقْتُلُونَ
وَيُقْتَلُونَ ۖ
وَعْدًا
عَلَيْهِ
حَقًّا
فِى
ٱلتَّوْرَىٰةِ
وَٱلْإِنجِيلِ
وَٱلْقُرْءَانِ ۚ
وَمَنْ
أَوْفَىٰ
بِعَهْدِهِ
مِنَ
ٱللَّهِ ۚ
فَٱسْتَبْشِرُوا۟
بِبَيْعِكُمُ
ٱلَّذِى
بَايَعْتُم
بِهِ ۚ
وَذَٰلِكَ
هُوَ
ٱلْفَوْزُ
ٱلْعَظِيمُ
Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren Mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.
İnnallaheştera minel mu'minine enfusehum ve emvalehum bi enne lehumul cenneh, yukatilune fi sebilillahi fe yaktulune ve yuktelune va'den aleyhi hakkan fit tevrati vel incili vel kur'an, ve men evfa bi ahdihi minallahi, festebşiru bi bey'ıkumullezi baya'tum bih , ve zalike huvel fevzul azim.
Tevbe 9:112
ٱلتَّـٰٓئِبُونَ
ٱلْعَـٰبِدُونَ
ٱلْحَـٰمِدُونَ
ٱلسَّـٰٓئِحُونَ
ٱلرَّٰكِعُونَ
ٱلسَّـٰجِدُونَ
ٱلْـَٔامِرُونَ
بِٱلْمَعْرُوفِ
وَٱلنَّاهُونَ
عَنِ
ٱلْمُنكَرِ
وَٱلْحَـٰفِظُونَ
لِحُدُودِ
ٱللَّهِ ۗ
وَبَشِّرِ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler,[1] seyahat edenler,[2] ruku edenler,[3] secde edenler,[4] mar'uf olanı yapıp, münker olana engel olanlar;[5] Allah'ın hudutlarını koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.
Ettaibunel abidunel hamidunes saihuner rakiunes sacidunel amirune bil ma'rufi ven nahune anil munkeri vel hafizune li hududillah , ve beşşiril mu'minin .
Tevbe 9:113
مَا
كَانَ
لِلنَّبِىِّ
وَٱلَّذِينَ
ءَامَنُوٓا۟
أَن
يَسْتَغْفِرُوا۟
لِلْمُشْرِكِينَ
وَلَوْ
كَانُوٓا۟
أُو۟لِى
قُرْبَىٰ
مِن
بَعْدِ
مَا
تَبَيَّنَ
لَهُمْ
أَنَّهُمْ
أَصْحَـٰبُ
ٱلْجَحِيمِ
Nebi ve Mü'minlere; Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.
Ma kane lin nebiyyi vellezine amenu en yestagfiru lil muşrikine ve lev kanu uli kurba min ba'di ma tebeyyene lehum ennehum ashabul cahim.
Tevbe 9:114
وَمَا
كَانَ
ٱسْتِغْفَارُ
إِبْرَٰهِيمَ
لِأَبِيهِ
إِلَّا
عَن
مَّوْعِدَةٍ
وَعَدَهَآ
إِيَّاهُ
فَلَمَّا
تَبَيَّنَ
لَهُٓ
أَنَّهُ
عَدُوٌّ
لِّلَّهِ
تَبَرَّأَ
مِنْهُ ۚ
إِنَّ
إِبْرَٰهِيمَ
لَأَوَّٰهٌ
حَلِيمٌ
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin sebebi, ona söz vermiş olmasıydı. Ama onun, Allah'a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Kuşkusuz İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu birisiydi.
Ve ma kanestigfaru ibrahime li ebihi illa an mev'ıdetin vaadeha iyyah, fe lemma tebeyyene lehu ennehuaduvvun lillahi teberre'e minh, inne ibrahime le evvahun halim.
Tevbe 9:115
وَمَا
كَانَ
ٱللَّهُ
لِيُضِلَّ
قَوْمًا
بَعْدَ
إِذْ
هَدَىٰهُمْ
حَتَّىٰ
يُبَيِّنَ
لَهُم
مَّا
يَتَّقُونَ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
بِكُلِّ
شَىْءٍ
عَلِيمٌ
Allah, bir halkı doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış saymaz.[1] Allah, Her Şeyi En İyi Bilendir.
Ve ma kanallahu li yudılle kavmen ba'de iz hedahum hatta yubeyyine lehum ma yettekun, innallahe bi kulli şey'in alim.
Tevbe 9:116
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَهُ
مُلْكُ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ ۖ
يُحْىِ
وَيُمِيتُ ۚ
وَمَا
لَكُم
مِّن
دُونِ
ٱللَّهِ
مِن
وَلِىٍّ
وَلَا
نَصِيرٍ
Göklerin ve yerin mülkü[1] Allah'ındır. Yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin, Allah'tan başka bir veli[2] ve bir yardımcınız yoktur.
İnnallahe lehu mulkus semavati vel ard, yuhyi ve yumit, ve ma lekum min dunillahi min veliyyin ve la nasir.
Tevbe 9:117
لَّقَد
تَّابَ
ٱللَّهُ
عَلَى
ٱلنَّبِىِّ
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ
وَٱلْأَنصَارِ
ٱلَّذِينَ
ٱتَّبَعُوهُ
فِى
سَاعَةِ
ٱلْعُسْرَةِ
مِن
بَعْدِ
مَا
كَادَ
يَزِيغُ
قُلُوبُ
فَرِيقٍ
مِّنْهُمْ
ثُمَّ
تَابَ
عَلَيْهِمْ ۚ
إِنَّهُ
بِهِمْ
رَءُوفٌ
رَّحِيمٌ
Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan Muhacir ve Ensar'ın tevbelerini[1] kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Lekad taballahu alen nebiyyi vel muhacirine vel ensarillezinet tebeuhu fi saatil usreti min ba'di ma kade yezigu kulubu ferikın minhum summe tabe aleyhim, innehu bihim raufun rahim.
Tevbe 9:118
وَعَلَى
ٱلثَّلَـٰثَةِ
ٱلَّذِينَ
خُلِّفُوا۟
حَتَّىٰٓ
إِذَا
ضَاقَتْ
عَلَيْهِمُ
ٱلْأَرْضُ
بِمَا
رَحُبَتْ
وَضَاقَتْ
عَلَيْهِمْ
أَنفُسُهُمْ
وَظَنُّوٓا۟
أَن
لَّا
مَلْجَأَ
مِنَ
ٱللَّهِ
إِلَّآ
إِلَيْهِ
ثُمَّ
تَابَ
عَلَيْهِمْ
لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
هُوَ
ٱلتَّوَّابُ
ٱلرَّحِيمُ
Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için,[1] tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve ales selasetillezine hullifu, hatta iza dakat aleyhimul ardu bima rehubet ve dakat aleyhim enfusuhum ve zannu en la melcee minallahi illa ileyh, summe tabe aleyhim li yetubu, innallahe huvet tevvabur rahim.
Tevbe 9:120
مَا
كَانَ
لِأَهْلِ
ٱلْمَدِينَةِ
وَمَنْ
حَوْلَهُم
مِّنَ
ٱلْأَعْرَابِ
أَن
يَتَخَلَّفُوا۟
عَن
رَّسُولِ
ٱللَّهِ
وَلَا
يَرْغَبُوا۟
بِأَنفُسِهِمْ
عَن
نَّفْسِهِ ۚ
ذَٰلِكَ
بِأَنَّهُمْ
لَا
يُصِيبُهُمْ
ظَمَأٌ
وَلَا
نَصَبٌ
وَلَا
مَخْمَصَةٌ
فِى
سَبِيلِ
ٱللَّهِ
وَلَا
يَطَـُٔونَ
مَوْطِئًا
يَغِيظُ
ٱلْكُفَّارَ
وَلَا
يَنَالُونَ
مِنْ
عَدُوٍّ
نَّيْلًا
إِلَّا
كُتِبَ
لَهُم
بِهِ
عَمَلٌ
صَـٰلِحٌ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
لَا
يُضِيعُ
أَجْرَ
ٱلْمُحْسِنِينَ
Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Arapların, Allah'ın Resul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şeydir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve Kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin[1] olanların kazanımlarını yok etmez.
Ma kane li ehlil medineti ve men havlehum minel a'rabi en yetehallefu an resulillahi ve la yergabu bi enfusihim an nefsih, zalike bi ennehum la yusibuhum zameun ve la nasabun ve la mahmesatun fi sebilillahi ve la yetaune mevtıan yagizul kuffare ve la yenalune min aduvvin neylen illa kutibe lehum bihi amelun salih, innallahe la yudiu ecrel muhsinin.