سورة ابراهيم
14. İbrâhîm suresi
52 Ayet
21
وَبَرَزُوا۟
لِلَّهِ
جَمِيعًۭا
فَقَالَ
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
لِلَّذِينَ
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
إِنَّا
كُنَّا
لَكُمْ
تَبَعًۭا
فَهَلْ
أَنتُم
مُّغْنُونَ
عَنَّا
مِنْ
عَذَابِ
ٱللَّهِ
مِن
شَىْءٍۢ ۚ
قَالُوا۟
لَوْ
هَدَىٰنَا
ٱللَّهُ
لَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖ
سَوَآءٌ
عَلَيْنَآ
أَجَزِعْنَآ
أَمْ
صَبَرْنَا
مَا
لَنَا
مِن
مَّحِيصٍۢ
Hepsi, Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Güçsüz olan kimseler, büyüklük taslayanlara: "Gerçekten biz size uyan kimselerdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" diyecekler. Onlar: "Eğer Allah bize bir yol gösterseydi[1] biz de kesinlikle size yol göstericiler olurduk.[2] Sabretsek de sabretmesek de bizim için birdir. Bizim için kaçacak bir yer yoktur." dediler.
Detay ve Kelime Analizi
22
وَقَالَ
ٱلشَّيْطَـٰنُ
لَمَّا
قُضِىَ
ٱلْأَمْرُ
إِنَّ
ٱللَّهَ
وَعَدَكُمْ
وَعْدَ
ٱلْحَقِّ
وَوَعَدتُّكُمْ
فَأَخْلَفْتُكُمْ ۖ
وَمَا
كَانَ
لِىَ
عَلَيْكُم
مِّن
سُلْطَـٰنٍ
إِلَّآ
أَن
دَعَوْتُكُمْ
فَٱسْتَجَبْتُمْ
لِى ۖ
فَلَا
تَلُومُونِى
وَلُومُوٓا۟
أَنفُسَكُم ۖ
مَّآ
أَنَا۠
بِمُصْرِخِكُمْ
وَمَآ
أَنتُم
بِمُصْرِخِىَّ ۖ
إِنِّى
كَفَرْتُ
بِمَآ
أَشْرَكْتُمُونِ
مِن
قَبْلُ ۗ
إِنَّ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
لَهُمْ
عَذَابٌ
أَلِيمٌۭ
Ne zaman ki hüküm gerçekleşti, şeytan onlara: "Şüphesiz ki Allah'ın vaktiyle yaptığı uyarıların hepsi gerçekleşti. Ben de size vadettim. Benim verdiğim sözler ise boş çıktı. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ben size sadece çağrıda bulundum, siz de kendiliğinizden çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Gerçekten ben, daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı da yok saymıştım." dedi. Zalimlerin hakkı acı bir azaptır.
Detay ve Kelime Analizi
23
وَأُدْخِلَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَعَمِلُوا۟
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
جَنَّـٰتٍۢ
تَجْرِى
مِن
تَحْتِهَا
ٱلْأَنْهَـٰرُ
خَـٰلِدِينَ
فِيهَا
بِإِذْنِ
رَبِّهِمْ ۖ
تَحِيَّتُهُمْ
فِيهَا
سَلَـٰمٌ
İman eden ve salihatı yapanlar,[1] Rabb'lerinin izni ile[2] içinde sürekli kalmak üzere içlerinden ırmaklar akan Cennetlere konulurlar. Oradaki yaşam temennileri "selam"dır.[3]
Detay ve Kelime Analizi
24
أَلَمْ
تَرَ
كَيْفَ
ضَرَبَ
ٱللَّهُ
مَثَلًۭا
كَلِمَةًۭ
طَيِّبَةًۭ
كَشَجَرَةٍۢ
طَيِّبَةٍ
أَصْلُهَا
ثَابِتٌۭ
وَفَرْعُهَا
فِى
ٱلسَّمَآءِ
Görmüyor musun Allah nasıl örnek verdi? Hoş bir söz,[1] bakımlı bir ağaç gibidir. Onun kökü sabittir. Ve onun dalları göktedir.
Detay ve Kelime Analizi
25
تُؤْتِىٓ
أُكُلَهَا
كُلَّ
حِينٍۭ
بِإِذْنِ
رَبِّهَا ۗ
وَيَضْرِبُ
ٱللَّهُ
ٱلْأَمْثَالَ
لِلنَّاسِ
لَعَلَّهُمْ
يَتَذَكَّرُونَ
O, Rabb'inin izni ile her zaman ürün verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle örnekler verir.
Detay ve Kelime Analizi
26
وَمَثَلُ
كَلِمَةٍ
خَبِيثَةٍۢ
كَشَجَرَةٍ
خَبِيثَةٍ
ٱجْتُثَّتْ
مِن
فَوْقِ
ٱلْأَرْضِ
مَا
لَهَا
مِن
قَرَارٍۢ
Kötü bir söz de kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü[1] bir ağaç gibidir.
Detay ve Kelime Analizi
27
يُثَبِّتُ
ٱللَّهُ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
بِٱلْقَوْلِ
ٱلثَّابِتِ
فِى
ٱلْحَيَوٰةِ
ٱلدُّنْيَا
وَفِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
وَيُضِلُّ
ٱللَّهُ
ٱلظَّـٰلِمِينَ ۚ
وَيَفْعَلُ
ٱللَّهُ
مَا
يَشَآءُ
Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sapasağlam[1] ayakta tutar. Allah, zalim olanları saptırır. Allah dilediğini yapar.
Detay ve Kelime Analizi
28
أَلَمْ
تَرَ
إِلَى
ٱلَّذِينَ
بَدَّلُوا۟
نِعْمَتَ
ٱللَّهِ
كُفْرًۭا
وَأَحَلُّوا۟
قَوْمَهُمْ
دَارَ
ٱلْبَوَارِ
Allah'ın nimetini[1] Küfre[2] çevirenleri[3] ve böylece kendi toplumlarını yok olma yurduna sürükleyenleri görüyorsun değil mi?
Detay ve Kelime Analizi
29
جَهَنَّمَ
يَصْلَوْنَهَا ۖ
وَبِئْسَ
ٱلْقَرَارُ
Gidecekleri yer Cehennem'dir; kalacakları yer ne kötüdür!
Detay ve Kelime Analizi
30
وَجَعَلُوا۟
لِلَّهِ
أَندَادًۭا
لِّيُضِلُّوا۟
عَن
سَبِيلِهِۦ ۗ
قُلْ
تَمَتَّعُوا۟
فَإِنَّ
مَصِيرَكُمْ
إِلَى
ٱلنَّارِ
O'nun yolundan saptırmak için Allah'a birtakım eşler koştular. De ki: "Yararlanın bakalım! Gideceğiniz yer ateştir."
Detay ve Kelime Analizi
31
قُل
لِّعِبَادِىَ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
يُقِيمُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ
وَيُنفِقُوا۟
مِمَّا
رَزَقْنَـٰهُمْ
سِرًّۭا
وَعَلَانِيَةًۭ
مِّن
قَبْلِ
أَن
يَأْتِىَ
يَوْمٌۭ
لَّا
بَيْعٌۭ
فِيهِ
وَلَا
خِلَـٰلٌ
İman eden kullarıma söyle: "İçinde alışverişin[1] ve dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, salatı ikame etsinler[2], kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli açık infak[3] etsinler."
Detay ve Kelime Analizi
32
ٱللَّهُ
ٱلَّذِى
خَلَقَ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضَ
وَأَنزَلَ
مِنَ
ٱلسَّمَآءِ
مَآءًۭ
فَأَخْرَجَ
بِهِۦ
مِنَ
ٱلثَّمَرَٰتِ
رِزْقًۭا
لَّكُمْ ۖ
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
ٱلْفُلْكَ
لِتَجْرِىَ
فِى
ٱلْبَحْرِ
بِأَمْرِهِۦ ۖ
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
ٱلْأَنْهَـٰرَ
O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi ve böylece onunla ürünleri size rızık olarak yetiştirdi; koyduğu yasalarla denizlerde yüzüp giden gemileri hizmetinize verdi ve ırmakları yararınıza sundu.
Detay ve Kelime Analizi
33
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
ٱلشَّمْسَ
وَٱلْقَمَرَ
دَآئِبَيْنِ ۖ
وَسَخَّرَ
لَكُمُ
ٱلَّيْلَ
وَٱلنَّهَارَ
Düzenli bir hareket içinde olan Güneş'i ve Ay'ı hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.
Detay ve Kelime Analizi
34
وَءَاتَىٰكُم
مِّن
كُلِّ
مَا
سَأَلْتُمُوهُ ۚ
وَإِن
تَعُدُّوا۟
نِعْمَتَ
ٱللَّهِ
لَا
تُحْصُوهَآ ۗ
إِنَّ
ٱلْإِنسَـٰنَ
لَظَلُومٌۭ
كَفَّارٌۭ
Ondan istediğiniz her şeyden size verdi. Eğer Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan, çok zalimdir, çok kafirdir.[1]
Detay ve Kelime Analizi
35
وَإِذْ
قَالَ
إِبْرَٰهِيمُ
رَبِّ
ٱجْعَلْ
هَـٰذَا
ٱلْبَلَدَ
ءَامِنًۭا
وَٱجْنُبْنِى
وَبَنِىَّ
أَن
نَّعْبُدَ
ٱلْأَصْنَامَ
Bir zamanlar İbrahim şöyle demişti: "Rabb'im! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve çocuklarımı putlara kulluk yapmaktan uzak tut."
Detay ve Kelime Analizi
36
رَبِّ
إِنَّهُنَّ
أَضْلَلْنَ
كَثِيرًۭا
مِّنَ
ٱلنَّاسِ ۖ
فَمَن
تَبِعَنِى
فَإِنَّهُۥ
مِنِّى ۖ
وَمَنْ
عَصَانِى
فَإِنَّكَ
غَفُورٌۭ
رَّحِيمٌۭ
"Rabb'im! Doğrusu onlar[1], insanlardan çoğunu saptırdılar. Kim, bana uyarsa, o bendendir. Ve bana uymayana gelince:[2] Kuşkusuz Sen, Çok Bağışlayıcı'sın, Rahmeti Kesintisiz Olan'sın."
Detay ve Kelime Analizi
37
رَّبَّنَآ
إِنِّىٓ
أَسْكَنتُ
مِن
ذُرِّيَّتِى
بِوَادٍ
غَيْرِ
ذِى
زَرْعٍ
عِندَ
بَيْتِكَ
ٱلْمُحَرَّمِ
رَبَّنَا
لِيُقِيمُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ
فَٱجْعَلْ
أَفْـِٔدَةًۭ
مِّنَ
ٱلنَّاسِ
تَهْوِىٓ
إِلَيْهِمْ
وَٱرْزُقْهُم
مِّنَ
ٱلثَّمَرَٰتِ
لَعَلَّهُمْ
يَشْكُرُونَ
"Rabb'imiz! Gerçekten ben, neslimden bir kısmını sahipsiz, ekine elverişli olmayan vadiye; Beyt-i Haram'ın[1] yanına yerleştirdim; Rabb'imiz! Salatı ikame etsinler[2]. İnsanlardan bir kısmının gönlünü onlara yönelt. Ve onları kimi ürünlerle rızıklandır. Umulur ki onlar şükrederler."
Detay ve Kelime Analizi
38
رَبَّنَآ
إِنَّكَ
تَعْلَمُ
مَا
نُخْفِى
وَمَا
نُعْلِنُ ۗ
وَمَا
يَخْفَىٰ
عَلَى
ٱللَّهِ
مِن
شَىْءٍۢ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَلَا
فِى
ٱلسَّمَآءِ
"Rabb'imiz! Sen, gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz her şeyi bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
Detay ve Kelime Analizi
39
ٱلْحَمْدُ
لِلَّهِ
ٱلَّذِى
وَهَبَ
لِى
عَلَى
ٱلْكِبَرِ
إِسْمَـٰعِيلَ
وَإِسْحَـٰقَ ۚ
إِنَّ
رَبِّى
لَسَمِيعُ
ٱلدُّعَآءِ
"Hamd, yaşlılığımda bana İsmail'i ve İshak'ı bağışlayan Allah'a aittir. Kuşkusuz, benim Rabb'im duayı işitendir."
Detay ve Kelime Analizi
40
رَبِّ
ٱجْعَلْنِى
مُقِيمَ
ٱلصَّلَوٰةِ
وَمِن
ذُرِّيَّتِى ۚ
رَبَّنَا
وَتَقَبَّلْ
دُعَآءِ
"Rabbim! Beni ve soyumu salatı ikame eden[1] kıl. Rabb'imiz isteğimi kabul et."
Detay ve Kelime Analizi