سورة الأنبياء
21.Enbiyâ Suresi
"Peygamberler"
112 Ayet
Enbiyâ 21:61
قَالُوا۟
فَأْتُوا۟
بِهِ
عَلَىٰٓ
أَعْيُنِ
ٱلنَّاسِ
لَعَلَّهُمْ
يَشْهَدُونَ
"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.
Kalu fe'tu bihi ala a'yunin nasi leallehum yeşhedun.
Enbiyâ 21:62
قَالُوٓا۟
ءَأَنتَ
فَعَلْتَ
هَـٰذَا
بِـَٔالِهَتِنَا
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
"Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?" dediler.
Kalu e ente fealte haza bi alihetina ya ibrahim.
Enbiyâ 21:63
قَالَ
بَلْ
فَعَلَهُ
كَبِيرُهُمْ
هَـٰذَا
فَسْـَٔلُوهُمْ
إِن
كَانُوا۟
يَنطِقُونَ
"Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabilirlerse haydi onlara sorun!" dedi.
Kale bel fealehu kebiruhum haza fes'eluhum in kanu yentıkun.
Enbiyâ 21:64
فَرَجَعُوٓا۟
إِلَىٰٓ
أَنفُسِهِمْ
فَقَالُوٓا۟
إِنَّكُمْ
أَنتُمُ
ٱلظَّـٰلِمُونَ
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.
Fe receu ila enfusihim fe kalu innekum entumuz zalimun.
Enbiyâ 21:65
ثُمَّ
نُكِسُوا۟
عَلَىٰ
رُءُوسِهِمْ
لَقَدْ
عَلِمْتَ
مَا
هَـٰٓؤُلَآءِ
يَنطِقُونَ
Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.
Summe nukisu ala ruusihim, lekad alimte ma haulai yentıkun.
Enbiyâ 21:66
قَالَ
أَفَتَعْبُدُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
مَا
لَا
يَنفَعُكُمْ
شَيْـًٔا
وَلَا
يَضُرُّكُمْ
İbrahim: "Allah'ı bırakıp da size bir faydası da bir zararı da olmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz?" dedi.
Kale e fe ta'budune min dunillahi ma la yenfeukum şey'en ve la yadurrukum.
Enbiyâ 21:68
قَالُوا۟
حَرِّقُوهُ
وَٱنصُرُوٓا۟
ءَالِهَتَكُمْ
إِن
كُنتُمْ
فَـٰعِلِينَ
Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler.
Kalu harrikuhu vansuru alihetekum in kuntum faılin.
Enbiyâ 21:69
قُلْنَا
يَـٰنَارُ
كُونِى
بَرْدًا
وَسَلَـٰمًا
عَلَىٰٓ
إِبْرَٰهِيمَ
"Ey ateş! İbrahim'e serin ve esenlik ol." dedik.
Kulna ya naru kuni berden ve selamen ala ibrahim.
Enbiyâ 21:70
وَأَرَادُوا۟
بِهِ
كَيْدًا
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
ٱلْأَخْسَرِينَ
Ona tuzak kurmak istediler. Fakat onları hüsrana uğrattık.
Ve eradu bihi keyden fe cealna humul ahserin.
Enbiyâ 21:71
وَنَجَّيْنَـٰهُ
وَلُوطًا
إِلَى
ٱلْأَرْضِ
ٱلَّتِى
بَـٰرَكْنَا
فِيهَا
لِلْعَـٰلَمِينَ
Onu ve Lut'u kurtarıp, alemler için bereketli kıldığımız yurda ulaştırdık.
Ve necceynahu ve lutan ilel ardılleti barakna fiha lil alemin.
Enbiyâ 21:72
وَوَهَبْنَا
لَهُٓ
إِسْحَـٰقَ
وَيَعْقُوبَ
نَافِلَةً ۖ
وَكُلًّا
جَعَلْنَا
صَـٰلِحِينَ
Ona İshak'ı ve ayrıca Ya'kub'u armağan ettik. Ve hepsini iyi kimseler yaptık.
Ve vehebna lehu ishak, ve ya'kube nafileh, ve kullen cealna salihin.
Enbiyâ 21:73
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
أَئِمَّةً
يَهْدُونَ
بِأَمْرِنَا
وَأَوْحَيْنَآ
إِلَيْهِمْ
فِعْلَ
ٱلْخَيْرَٰتِ
وَإِقَامَ
ٱلصَّلَوٰةِ
وَإِيتَآءَ
ٱلزَّكَوٰةِ ۖ
وَكَانُوا۟
لَنَا
عَـٰبِدِينَ
Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salatı[1] ikame etmeyi, zekatı yapmayı[1] vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.
Ve cealnahum eimmeten yehdune bi emrina ve evhayna ileyhim fi'lel hayrati ve ikames salati ve itaez zekah, ve kanu lena abidin.
Enbiyâ 21:74
وَلُوطًا
ءَاتَيْنَـٰهُ
حُكْمًا
وَعِلْمًا
وَنَجَّيْنَـٰهُ
مِنَ
ٱلْقَرْيَةِ
ٱلَّتِى
كَانَت
تَّعْمَلُ
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
قَوْمَ
سَوْءٍ
فَـٰسِقِينَ
Biz, Lut'a bir hüküm, bir ilim[1] verdik. Onu çirkin işler yapan kentten kurtardık. Onlar fasık[2] olan kötü bir halktı.
Ve lutan ateynahu hukmen ve ılmen ve necceynahu minel karyetilleti kanet ta'melul habais, innehum kanu kavme sev'in fasikin.
Enbiyâ 21:76
وَنُوحًا
إِذْ
نَادَىٰ
مِن
قَبْلُ
فَٱسْتَجَبْنَا
لَهُ
فَنَجَّيْنَـٰهُ
وَأَهْلَهُ
مِنَ
ٱلْكَرْبِ
ٱلْعَظِيمِ
Ve Nuh'u da hani o daha önce bize çağrıda bulunmuştu. Biz de çağrısına karşılık verdik. Onu ve ehlini[1] büyük bir felaketten kurtardık.
Ve nuhan iz nada min kablu festecebna lehu fe necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.
Enbiyâ 21:77
وَنَصَرْنَـٰهُ
مِنَ
ٱلْقَوْمِ
ٱلَّذِينَ
كَذَّبُوا۟
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ
إِنَّهُمْ
كَانُوا۟
قَوْمَ
سَوْءٍ
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
أَجْمَعِينَ
Ayetlerimizi yalanlayan bir halka karşı ona yardım ettik. Onlar kötü bir halktı. Bundan dolayı Biz de hepsini boğduk.
Ve nasarnahu minel kavmillezine kezzebu bi ayatina, innehum kanu kavme sev'in fe agraknahum ecmain.
Enbiyâ 21:78
وَدَاوُدَ
وَسُلَيْمَـٰنَ
إِذْ
يَحْكُمَانِ
فِى
ٱلْحَرْثِ
إِذْ
نَفَشَتْ
فِيهِ
غَنَمُ
ٱلْقَوْمِ
وَكُنَّا
لِحُكْمِهِمْ
شَـٰهِدِينَ
Hani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine tanıktık.
Ve davude ve suleymane iz yahkumani fil harsi iz nefeşet fihi ganemul kavm, ve kunna li hukmihim şahidin.
Enbiyâ 21:79
فَفَهَّمْنَـٰهَا
سُلَيْمَـٰنَ ۚ
وَكُلًّا
ءَاتَيْنَا
حُكْمًا
وَعِلْمًا ۚ
وَسَخَّرْنَا
مَعَ
دَاوُدَ
ٱلْجِبَالَ
يُسَبِّحْنَ
وَٱلطَّيْرَ ۚ
وَكُنَّا
فَـٰعِلِينَ
Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm[1] ve ilim[2] verdik. Davud'la beraber tesbih[3] etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.
Fe fehhemnaha suleyman, ve kullen ateyna hukmen ve ılmen ve sehharna mea davudel cibale yusebbihne vet tayr, ve kunna faılin.
Enbiyâ 21:80
وَعَلَّمْنَـٰهُ
صَنْعَةَ
لَبُوسٍ
لَّكُمْ
لِتُحْصِنَكُم
مِّن
بَأْسِكُمْ ۖ
فَهَلْ
أَنتُمْ
شَـٰكِرُونَ
Ona; sizi, sizin şiddetinizden koruyacak elbise[1] yapma sanatını öğrettik. Öyleyse şükredenler misiniz?
Ve allemnahu san'ate lebusin lekum li tuhsınekum min be'sikum, fe hel entum şakirun.