Hani Davud ve Süleyman, halkın koyunlarının yayıldıkları ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz, onların hükümlerine tanıktık.
وَدَاوُدَ
ve Davud'u
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'ı
إِذْ
hani
يَحْكُمَانِ
onlar hükmediyorlardı
فِى
hakkında
ٱلْحَرْثِ
bir ekin
إِذْ
zaman
نَفَشَتْ
yayıldığı
فِيهِ
orada
غَنَمُ
davarının
ٱلْقَوْمِ
toplumun
وَكُنَّا
biz de idik
لِحُكْمِهِمْ
onların hükümlerine
شَـٰهِدِينَ
şahid
Ve davude ve suleymane iz yahkumani fil harsi iz nefeşet fihi ganemul kavm, ve kunna li hukmihim şahidin.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
ve davude
|
ve Davud'u | - |
| 2 |
ve suleymane
|
ve Süleyman'ı | - |
| 3 |
iz
|
hani | - |
| 4 |
yehkumani
|
onlar hükmediyorlardı | حكم |
| 5 |
fi
|
hakkında | - |
| 6 |
l-harsi
|
bir ekin | حرث |
| 7 |
iz
|
zaman | - |
| 8 |
nefeşet
|
yayıldığı | نفش |
| 9 |
fihi
|
orada | - |
| 10 |
ganemu
|
davarının | غنم |
| 11 |
l-kavmi
|
toplumun | قوم |
| 12 |
ve kunna
|
biz de idik | كون |
| 13 |
lihukmihim
|
onların hükümlerine | حكم |
| 14 |
şahidine
|
şahid | شهد |