سورة الفرقان
25.Furkân Suresi
"Furkan"
77 Ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Furkân 25:2
ٱلَّذِى
لَهُ
مُلْكُ
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ
وَلَمْ
يَتَّخِذْ
وَلَدًا
وَلَمْ
يَكُن
لَّهُ
شَرِيكٌ
فِى
ٱلْمُلْكِ
وَخَلَقَ
كُلَّ
شَىْءٍ
فَقَدَّرَهُ
تَقْدِيرًا
O ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Ve O, çocuk edinmemiştir. Egemenlikte O'nun ortağı yoktur. Her şeyi yaratan, işleyiş ve varoluş yasalarını belirleyen O'dur.
Ellezi lehu mulkus semavati vel ardı ve lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerikun fil mulki ve halaka kulle şey'in fe kadderahu takdira.
Furkân 25:3
وَٱتَّخَذُوا۟
مِن
دُونِهِٓ
ءَالِهَةً
لَّا
يَخْلُقُونَ
شَيْـًٔا
وَهُمْ
يُخْلَقُونَ
وَلَا
يَمْلِكُونَ
لِأَنفُسِهِمْ
ضَرًّا
وَلَا
نَفْعًا
وَلَا
يَمْلِكُونَ
مَوْتًا
وَلَا
حَيَوٰةً
وَلَا
نُشُورًا
O'nun yanı sıra hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendilerine yarar sağlama ve kendilerinden zararı savma güçleri olmayan; ölüme, hayata ve ölümden sonra diriltmeye güçleri yetmeyenleri ilahlar edindiler.
Vettehazu min dunihi aliheten la yahlukune şey'en ve hum yuhlekune ve la yemlikune li enfusihim darran ve la nef'an ve la yemlikune mevten ve la hayaten ve la nuşura.
Furkân 25:4
وَقَالَ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوٓا۟
إِنْ
هَـٰذَآ
إِلَّآ
إِفْكٌ
ٱفْتَرَىٰهُ
وَأَعَانَهُ
عَلَيْهِ
قَوْمٌ
ءَاخَرُونَ ۖ
فَقَدْ
جَآءُو
ظُلْمًا
وَزُورًا
Kafirler: "Bu sadece onun uydurduğu bir yalandır. Ona bu konuda diğer toplumlar da yardım etti." dediler. Böylece haksızca iftira ettiler.
Ve kalellezine keferu in haza illa ifkunifterahu ve eanehu aleyhi kavmun aharun, fe kad cau zulmen ve zura.
Furkân 25:6
قُلْ
أَنزَلَهُ
ٱلَّذِى
يَعْلَمُ
ٱلسِّرَّ
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَٱلْأَرْضِ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
غَفُورًا
رَّحِيمًا
De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını Bilen indirdi. Kuşkusuz O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir."
Kul enzelehullezi ya'lemus sırre fis semavati vel ard, innehu kane gafuran rahima.
Furkân 25:7
وَقَالُوا۟
مَالِ
هَـٰذَا
ٱلرَّسُولِ
يَأْكُلُ
ٱلطَّعَامَ
وَيَمْشِى
فِى
ٱلْأَسْوَاقِ ۙ
لَوْلَآ
أُنزِلَ
إِلَيْهِ
مَلَكٌ
فَيَكُونَ
مَعَهُ
نَذِيرًا
Dediler ki: "Bu nasıl bir Resul ki, yiyor-içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya!"
Ve kalu mali hazer resuli ye'kulit taame ve yemşi fil esvak, lev la unzile ileyhi melekun fe yekune meahu nezira.
Furkân 25:8
أَوْ
يُلْقَىٰٓ
إِلَيْهِ
كَنزٌ
أَوْ
تَكُونُ
لَهُ
جَنَّةٌ
يَأْكُلُ
مِنْهَا ۚ
وَقَالَ
ٱلظَّـٰلِمُونَ
إِن
تَتَّبِعُونَ
إِلَّا
رَجُلًا
مَّسْحُورًا
"Veya ona bir hazine verilseydi veya kendisinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Bu zalimler: "Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." dediler.
Ev yulka ileyhi kenzun ev tekunu lehu cennetunye'kulu minha, ve kalez zalimune in tettebiune illa raculen meshura.
Furkân 25:9
ٱنظُرْ
كَيْفَ
ضَرَبُوا۟
لَكَ
ٱلْأَمْثَـٰلَ
فَضَلُّوا۟
فَلَا
يَسْتَطِيعُونَ
سَبِيلًا
Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.
Unzur keyfe darabu lekel emsale fe dallu fe la yestetiune sebila.
Furkân 25:10
تَبَارَكَ
ٱلَّذِىٓ
إِن
شَآءَ
جَعَلَ
لَكَ
خَيْرًا
مِّن
ذَٰلِكَ
جَنَّـٰتٍ
تَجْرِى
مِن
تَحْتِهَا
ٱلْأَنْهَـٰرُ
وَيَجْعَل
لَّكَ
قُصُورًا
O, öyle mübarektir[1] ki, dilerse sana bundan daha hayırlı olan, içinden ırmaklar akan bahçeler verir. Köşkler de verir.
Tebarekellezi in şae ceale leke hayren min zalike cennatin tecri min tahtihel enharu ve yec'al leke kusura.
Furkân 25:11
بَلْ
كَذَّبُوا۟
بِٱلسَّاعَةِ ۖ
وَأَعْتَدْنَا
لِمَن
كَذَّبَ
بِٱلسَّاعَةِ
سَعِيرًا
Hayır! Onlar Sa'at'i1 yalanladılar. Ve Biz, o Sa'at'i yalanlayanlara alevli ateş hazırladık.
Bel kezzebu bis saati ve a'tedna li men kezzebe bis saati saira.
Furkân 25:13
وَإِذَآ
أُلْقُوا۟
مِنْهَا
مَكَانًا
ضَيِّقًا
مُّقَرَّنِينَ
دَعَوْا۟
هُنَالِكَ
ثُبُورًا
Çaresizlik içinde, dar bir yere atıldıkları zaman orada yok olmak için yakaracaklar.
Ve iza ulku minha mekanen dayyıkan mukarrenine deav hunalike subura.
Furkân 25:14
لَّا
تَدْعُوا۟
ٱلْيَوْمَ
ثُبُورًا
وَٰحِدًا
وَٱدْعُوا۟
ثُبُورًا
كَثِيرًا
Bugün bir kez değil, defalarca yok olmayı isteyin.
La ted'ul yevme suburan vahıden ved'u suburan kesira.
Furkân 25:15
قُلْ
أَذَٰلِكَ
خَيْرٌ
أَمْ
جَنَّةُ
ٱلْخُلْدِ
ٱلَّتِى
وُعِدَ
ٱلْمُتَّقُونَ ۚ
كَانَتْ
لَهُمْ
جَزَآءً
وَمَصِيرًا
De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa takva sahipleri için bir ödül olan, dönüş yeri olarak söz verilen süresiz Cennet mi?"
Kul e zalike hayrun em cennetul huldilleti vuidel muttekun, kanet lehum cezaen ve masira.
Furkân 25:16
لَّهُمْ
فِيهَا
مَا
يَشَآءُونَ
خَـٰلِدِينَ ۚ
كَانَ
عَلَىٰ
رَبِّكَ
وَعْدًا
مَّسْـُٔولًا
Onlar için orada diledikleri her şey süresiz olarak vardır. Bu Rabb'inin yerine getirmeyi üstlendiği bir sözdür.
Lehum fiha ma yeşaune halidin, kane ala rabbike va'den mes'ula.
Furkân 25:17
وَيَوْمَ
يَحْشُرُهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
فَيَقُولُ
ءَأَنتُمْ
أَضْلَلْتُمْ
عِبَادِى
هَـٰٓؤُلَآءِ
أَمْ
هُمْ
ضَلُّوا۟
ٱلسَّبِيلَ
Ve O Gün, onları ve Allah'ın yanı sıra kulluk[1] ettikleri şeyleri toplar, sonra da onlara: "Kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?" der.
Ve yevme yahşuruhum ve ma ya'budune min dunillahi fe yekulu e entum adleltum ibadi haulai em hum dallus sebil.
Furkân 25:18
قَالُوا۟
سُبْحَـٰنَكَ
مَا
كَانَ
يَنبَغِى
لَنَآ
أَن
نَّتَّخِذَ
مِن
دُونِكَ
مِنْ
أَوْلِيَآءَ
وَلَـٰكِن
مَّتَّعْتَهُمْ
وَءَابَآءَهُمْ
حَتَّىٰ
نَسُوا۟
ٱلذِّكْرَ
وَكَانُوا۟
قَوْمًا
بُورًا
Dediler ki: "Seni tenzih ederiz, Senden başka veliler[1] edinmek bize yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını bolca nimetlendirdin, nihayet onlar öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak eden bir halk oldular."
Kalu subhaneke ma kane yenbegi lena en nettehıze min dunike min evliyae ve lakin metta'tehum ve abaehum hatta nesuz zikre, ve kanu kavmen bura.
Furkân 25:19
فَقَدْ
كَذَّبُوكُم
بِمَا
تَقُولُونَ
فَمَا
تَسْتَطِيعُونَ
صَرْفًا
وَلَا
نَصْرًا ۚ
وَمَن
يَظْلِم
مِّنكُمْ
نُذِقْهُ
عَذَابًا
كَبِيرًا
İşte onlar[1] söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya[2] ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
Fe kad kezzebukum bima tekulune fe ma testetiune sarfan ve la nasra, ve men yazlım minkum nuzıkhu azaben kebira.
Furkân 25:20
وَمَآ
أَرْسَلْنَا
قَبْلَكَ
مِنَ
ٱلْمُرْسَلِينَ
إِلَّآ
إِنَّهُمْ
لَيَأْكُلُونَ
ٱلطَّعَامَ
وَيَمْشُونَ
فِى
ٱلْأَسْوَاقِ ۗ
وَجَعَلْنَا
بَعْضَكُمْ
لِبَعْضٍ
فِتْنَةً
أَتَصْبِرُونَ ۗ
وَكَانَ
رَبُّكَ
بَصِيرًا
Kesinlikle Biz, senden önce de yemek yiyen ve çarşılarda dolaşan Resulerden farklı Resul göndermedik. Ve sizin bir kısmınızı[1] bir kısmınız[2] için sınav kıldık. Bakalım sabrediyor musunuz? Rabb'in Her Şeyi Gören'dir.
Ve ma erselna kableke minel murseline illa innehum le ye'kulunet taame ve yemşune fil esvakı ve cealna ba'dakum li ba'dın fitneten, e tasbirun, ve kane rabbuke basira.