سورة آل عمران
3.Âl-i İmrân Suresi
"İmran Ailesi"
200 Ayet
Âl-i İmrân 3:21
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
يَكْفُرُونَ
بِـَٔايَـٰتِ
ٱللَّهِ
وَيَقْتُلُونَ
ٱلنَّبِيِّـنَ
بِغَيْرِ
حَقٍّ
وَيَقْتُلُونَ
ٱلَّذِينَ
يَأْمُرُونَ
بِٱلْقِسْطِ
مِنَ
ٱلنَّاسِ
فَبَشِّرْهُم
بِعَذَابٍ
أَلِيمٍ
Allah'ın ayetlerini küfredenler, haksız yere Nebi'lerini öldürenler, insanlardan hakkaniyetli[1] olmayı isteyenleri öldürenler var ya, onlara can yakıcı bir azabı haber ver.
İnnellezine yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunen nebiyyine bi gayri hakkın ve yaktulunellezine ye'murune bil kıstı minen nasi, fe beşşirhum bi azabin elim.
Âl-i İmrân 3:22
أُو۟لَـٰٓئِكَ
ٱلَّذِينَ
حَبِطَتْ
أَعْمَـٰلُهُمْ
فِى
ٱلدُّنْيَا
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
وَمَا
لَهُم
مِّن
نَّـٰصِرِينَ
İşte o kimselerin, dünyada da ahirette de yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
Ulaikellezine habitat a'maluhum fid dunya vel ahirah, ve ma lehum min nasırin.
Âl-i İmrân 3:23
أَلَمْ
تَرَ
إِلَى
ٱلَّذِينَ
أُوتُوا۟
نَصِيبًا
مِّنَ
ٱلْكِتَـٰبِ
يُدْعَوْنَ
إِلَىٰ
كِتَـٰبِ
ٱللَّهِ
لِيَحْكُمَ
بَيْنَهُمْ
ثُمَّ
يَتَوَلَّىٰ
فَرِيقٌ
مِّنْهُمْ
وَهُم
مُّعْرِضُونَ
Kitap'tan nasiplenmiş[1] olanları görüyorsun değil mi? Bunlar, aralarında hükmetmesi için Kitap'a[2] çağrıldıklarında bir kısmı, döneklik ederek ondan yüz çeviriyor.
E lem tera ilellezine utu nasiben minel kitabi yud'avne ila kitabillahi li yahkume beynehum summe yetevella ferikun minhum ve hum mu'ridun.
Âl-i İmrân 3:24
ذَٰلِكَ
بِأَنَّهُمْ
قَالُوا۟
لَن
تَمَسَّنَا
ٱلنَّارُ
إِلَّآ
أَيَّامًا
مَّعْدُودَٰتٍ ۖ
وَغَرَّهُمْ
فِى
دِينِهِم
مَّا
كَانُوا۟
يَفْتَرُونَ
Bu dönekliklerinin nedeni, onların: "Ateş bize sayılı birkaç günün dışında dokunmayacak." şeklindeki inançlarıdır. Uydurup dinlerine yakıştırdıkları bu tür şeyler onları yanıltmaktadır.
Zalike bi ennehum kalu len temessenen naru illa eyyamen ma'dudat, ve garrahum fi dinihim ma kanu yefterun.
Âl-i İmrân 3:25
فَكَيْفَ
إِذَا
جَمَعْنَـٰهُمْ
لِيَوْمٍ
لَّا
رَيْبَ
فِيهِ
وَوُفِّيَتْ
كُلُّ
نَفْسٍ
مَّا
كَسَبَتْ
وَهُمْ
لَا
يُظْلَمُونَ
Gelmesi kesin olan günde, onları topladığımız zaman, halleri nasıl olacak? Onlara haksızlık yapılmadan yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecek.
Fe keyfe iza cema'nahum li yevmin la raybe fihi ve vuffiyet kullu nefsin ma kesebet ve hum la yuzlemun.
Âl-i İmrân 3:26
قُلِ
ٱللَّهُمَّ
مَـٰلِكَ
ٱلْمُلْكِ
تُؤْتِى
ٱلْمُلْكَ
مَن
تَشَآءُ
وَتَنزِعُ
ٱلْمُلْكَ
مِمَّن
تَشَآءُ
وَتُعِزُّ
مَن
تَشَآءُ
وَتُذِلُّ
مَن
تَشَآءُ ۖ
بِيَدِكَ
ٱلْخَيْرُ ۖ
إِنَّكَ
عَلَىٰ
كُلِّ
شَىْءٍ
قَدِيرٌ
De ki: "Ey mülkün[1] sahibi Allah'ım! Sen mülkü hak edene[2] verirsin, mülkü hak edenden[2] çekip alırsın. Hak edeni aziz, hak edeni zelil edersin. Hayır,[3] Sen'in elindedir. Kuşkusuz Sen Her Şeye Güç Yetiren'sin."
Kulillahumme malikel mulki tu'til mulke men teşau ve tenziul mulke mimmen teşa', ve tuizzu men teşau ve tuzillu men teşa', bi yedikel hayr, inneke ala kulli şey'in kadir.
Âl-i İmrân 3:27
تُولِجُ
ٱلَّيْلَ
فِى
ٱلنَّهَارِ
وَتُولِجُ
ٱلنَّهَارَ
فِى
ٱلَّيْلِ ۖ
وَتُخْرِجُ
ٱلْحَىَّ
مِنَ
ٱلْمَيِّتِ
وَتُخْرِجُ
ٱلْمَيِّتَ
مِنَ
ٱلْحَىِّ ۖ
وَتَرْزُقُ
مَن
تَشَآءُ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
"Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürürsün. Diriyi, ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Hak edene hesapsız rızık verirsin."
Tulicul leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl, ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşau bi gayri hısab.
Âl-i İmrân 3:28
لَّا
يَتَّخِذِ
ٱلْمُؤْمِنُونَ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
أَوْلِيَآءَ
مِن
دُونِ
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ
وَمَن
يَفْعَلْ
ذَٰلِكَ
فَلَيْسَ
مِنَ
ٱللَّهِ
فِى
شَىْءٍ
إِلَّآ
أَن
تَتَّقُوا۟
مِنْهُمْ
تُقَىٰةً ۗ
وَيُحَذِّرُكُمُ
ٱللَّهُ
نَفْسَهُ ۗ
وَإِلَى
ٱللَّهِ
ٱلْمَصِيرُ
Mü'minler, Mü'minleri bırakıp da Kafirleri evliya[1] edinmesinler. Kafirleri evliya edinenin, Allah'la bir bağı kalmaz. Ancak onlardan korunmanız başka. Allah, sizi, kendisine karşı gelmekten sakındırır. Dönüşünüz yalnızca Allah'adır.
La yettehizil mu'minunel kafirine evliyae min dunil mu'minin, ve men yef'al zalike fe leyse minallahi fi şey'in illa en tetteku minhum tukata, ve yuhazzirukumullahu nefseh, ve ilallahil masir.
Âl-i İmrân 3:29
قُلْ
إِن
تُخْفُوا۟
مَا
فِى
صُدُورِكُمْ
أَوْ
تُبْدُوهُ
يَعْلَمْهُ
ٱللَّهُ ۗ
وَيَعْلَمُ
مَا
فِى
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
وَمَا
فِى
ٱلْأَرْضِ ۗ
وَٱللَّهُ
عَلَىٰ
كُلِّ
شَىْءٍ
قَدِيرٌ
De ki: "İçinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. O, yerde ve gökte olan her şeyi bilir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir."
Kul in tuhfu ma fi sudurikum ev tubduhu ya'lemhullah, ve ya'lemu ma fis semavati ve ma fil ard, vallahu ala kulli şey'in kadir.
Âl-i İmrân 3:30
يَوْمَ
تَجِدُ
كُلُّ
نَفْسٍ
مَّا
عَمِلَتْ
مِنْ
خَيْرٍ
مُّحْضَرًا
وَمَا
عَمِلَتْ
مِن
سُوٓءٍ
تَوَدُّ
لَوْ
أَنَّ
بَيْنَهَا
وَبَيْنَهُٓ
أَمَدًا
بَعِيدًا ۗ
وَيُحَذِّرُكُمُ
ٱللَّهُ
نَفْسَهُ ۗ
وَٱللَّهُ
رَءُوفٌ
بِٱلْعِبَادِ
O Gün herkes, iyilik ve kötülük olarak ne yaptıysa onu karşısında bulur. Yaptığı kötülükle kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allah, sizin kendisine karşı gelmekten sakınmanızı ister. Allah, kullarına karşı Çok Şefkatli'dir.
Yevme tecidu kullu nefsin ma amilet min hayrin muhdaran, ve ma amilet min su', teveddu lev enne beyneha ve beynehu emeden baida, ve yuhazzirukumullahu nefseh, vallahu raufun bil ıbad.
Âl-i İmrân 3:31
قُلْ
إِن
كُنتُمْ
تُحِبُّونَ
ٱللَّهَ
فَٱتَّبِعُونِى
يُحْبِبْكُمُ
ٱللَّهُ
وَيَغْفِرْ
لَكُمْ
ذُنُوبَكُمْ ۗ
وَٱللَّهُ
غَفُورٌ
رَّحِيمٌ
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın." Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kul in kuntum tuhibbunallahe fettebiuni yuhbibkumullahu ve yagfir lekum zunubekum, vallahu gafurun rahim.
Âl-i İmrân 3:33
إِنَّ
ٱللَّهَ
ٱصْطَفَىٰٓ
ءَادَمَ
وَنُوحًا
وَءَالَ
إِبْرَٰهِيمَ
وَءَالَ
عِمْرَٰنَ
عَلَى
ٱلْعَـٰلَمِينَ
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim Soyu'nu ve İmran Soyu'nu insanların üzerine seçti.
İnnallahestafa ademe ve nuhan ve ale ibrahime ve ale imrane alel alemin.
Âl-i İmrân 3:34
ذُرِّيَّةً
بَعْضُهَا
مِن
بَعْضٍ ۗ
وَٱللَّهُ
سَمِيعٌ
عَلِيمٌ
Onlar, birbirlerinden türemiş bir soydur. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Zurriyyeten ba'duha min ba'd, vallahu semiun alim.
Âl-i İmrân 3:35
إِذْ
قَالَتِ
ٱمْرَأَتُ
عِمْرَٰنَ
رَبِّ
إِنِّى
نَذَرْتُ
لَكَ
مَا
فِى
بَطْنِى
مُحَرَّرًا
فَتَقَبَّلْ
مِنِّىٓ ۖ
إِنَّكَ
أَنتَ
ٱلسَّمِيعُ
ٱلْعَلِيمُ
Hani, bir zaman İmran'ın Hanımı: "Rabb'im! Karnımdaki hür bırakılmış olanı sana adadım. Benden kabul et. Kuşkusuz, Sen Her Şeyi Duyan'sın, Her Şeyi Bilen'sin." demişti.
İz kalet imraetu ımrane rabbi inni nezertu leke ma fi batni muharraran fe tekabbel minni, inneke entes semiul alim.
Âl-i İmrân 3:36
فَلَمَّا
وَضَعَتْهَا
قَالَتْ
رَبِّ
إِنِّى
وَضَعْتُهَآ
أُنثَىٰ
وَٱللَّهُ
أَعْلَمُ
بِمَا
وَضَعَتْ
وَلَيْسَ
ٱلذَّكَرُ
كَٱلْأُنثَىٰ ۖ
وَإِنِّى
سَمَّيْتُهَا
مَرْيَمَ
وَإِنِّىٓ
أُعِيذُهَا
بِكَ
وَذُرِّيَّتَهَا
مِنَ
ٱلشَّيْطَـٰنِ
ٱلرَّجِيمِ
Onu doğurunca: "Rabb'im! Ben onu kız olarak doğurdum." Zaten Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliyordu. "Erkek kız gibi değildir. İsmini, Meryem koydum. Onu ve soyunu, kovulmuş şeytana[1] karşı Sen'in himayene bırakıyorum." dedi.
Fe lemma vadaatha kalet rabbi inni vada'tuha unsa vallahu a'lemu bi ma vadaat ve leysez zekeru kel unsa, ve inni semmeytuha meryeme ve inni uizuha bike ve zurriyyeteha mineş şeytanir racim.
Âl-i İmrân 3:37
فَتَقَبَّلَهَا
رَبُّهَا
بِقَبُولٍ
حَسَنٍ
وَأَنبَتَهَا
نَبَاتًا
حَسَنًا
وَكَفَّلَهَا
زَكَرِيَّا ۖ
كُلَّمَا
دَخَلَ
عَلَيْهَا
زَكَرِيَّا
ٱلْمِحْرَابَ
وَجَدَ
عِندَهَا
رِزْقًا ۖ
قَالَ
يَـٰمَرْيَمُ
أَنَّىٰ
لَكِ
هَـٰذَا ۖ
قَالَتْ
هُوَ
مِنْ
عِندِ
ٱللَّهِ ۖ
إِنَّ
ٱللَّهَ
يَرْزُقُ
مَن
يَشَآءُ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
Bunun üzerine Rabb'i onu iyi bir şekilde kabul etti. Ve onu iyi bir şekilde yetiştirdi. Onu, Zekeriya'nın korumasına verdi. Zekeriya ne zaman mihraba[1] girse, onun yanında yiyecek bir şey bulurdu. "Ey Meryem! Bunlar sana nereden geldi?" derdi. O da "Bunlar, Allah'tandır.[2]" derdi. Kuşkusuz, Allah, hak edeni,[3] hesapsız olarak rızıklandırır.
Fe tekabbeleha rabbuha bi kabulin hasenin ve enbeteha nebaten hasenen, ve keffeleha zekeriyya kullema dehale aleyha zekeriyyal mihrabe, vecede indeha rızka, kale ya meryemu enna leki haza kalet huve min indillah, innallahe yerzuku men yeşau bi gayri hısab.
Âl-i İmrân 3:38
هُنَالِكَ
دَعَا
زَكَرِيَّا
رَبَّهُ ۖ
قَالَ
رَبِّ
هَبْ
لِى
مِن
لَّدُنكَ
ذُرِّيَّةً
طَيِّبَةً ۖ
إِنَّكَ
سَمِيعُ
ٱلدُّعَآءِ
Orada Zekeriya, Rabb'ine dua etti: "Rabb'im! Bana katından iyi bir nesil bağışla. Kuşkusuz, Sen duayı işitensin."
Hunalike dea zekeriyya rabbeh, kale rabbi hebli min ledunke zurriyyeten tayyibeh, inneke semiud dua'.
Âl-i İmrân 3:39
فَنَادَتْهُ
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
وَهُوَ
قَآئِمٌ
يُصَلِّى
فِى
ٱلْمِحْرَابِ
أَنَّ
ٱللَّهَ
يُبَشِّرُكَ
بِيَحْيَىٰ
مُصَدِّقًا
بِكَلِمَةٍ
مِّنَ
ٱللَّهِ
وَسَيِّدًا
وَحَصُورًا
وَنَبِيًّا
مِّنَ
ٱلصَّـٰلِحِينَ
O[1], mihrapta salat[2] ederken, melekler: " Kuşkusuz Allah, seni Yahya ile müjdeliyor. O, Allah'tan gelen kelimeyi tasdik eden, toplumuna öncülük yapan, kendisine sahip olan, iyilerden bir Nebi olacak." diye seslendiler.
Fe nadethul melaiketu ve huve kaimun yusalli fil mihrabi, ennallahe yubeşşiruke bi yahya musaddikan bi kelimetin minallahi ve seyyiden ve hasuran ve nebiyyen mines salihin.
Âl-i İmrân 3:40
قَالَ
رَبِّ
أَنَّىٰ
يَكُونُ
لِى
غُلَـٰمٌ
وَقَدْ
بَلَغَنِىَ
ٱلْكِبَرُ
وَٱمْرَأَتِى
عَاقِرٌ ۖ
قَالَ
كَذَٰلِكَ
ٱللَّهُ
يَفْعَلُ
مَا
يَشَآءُ
"Ey Rabb'im! Ben iyice yaşlanmışken, hanımım da çocuktan kesilmişken, benim nasıl çocuğum olabilir!" dedi. O da: "Pekala olur, Allah dilediğini yapar." dedi.
Kale rabbi enna yekunu li gulamun ve kad beleganiyel kiberu vemraeti akir, kale kezalikellahu yef'alu ma yeşa'.