سورة مريم

19.Meryem

"Meryem"
98 Ayet
Meryem 19:21
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ ۖ وَلِنَجْعَلَهُٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
"İşte böyle." dedi.[1] Rabb'in: "O Bana kolaydır. Onu, insanlara bir ayet[2] ve Bizden bir rahmet kılacağız." dedi." Bunun böyle olması karara bağlanmıştır."
Kale kezalik, kale rabbuki huve aleyye heyyin, ve li nec'alehu ayeten lin nasi ve rahmeten minna, ve kane emren makdıyya.
Meryem 19:22
فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
Ona hamile kaldı ve gözden uzak bir yere çekildi.
Fe hamelethu fentebezet bihi mekanen kasıyya.
Meryem 19:23
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَـٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَـٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا
Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sığınmaya mecbur etti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim." dedi.[1]
Fe ecae hel mehadu ila ciz'ın nahleh, kalet ya leyteni mittu kable haza ve kuntu nesyen mensiyya.
Meryem 19:24
فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Sonra altından[1] ona "Üzülme." diye bir ses geldi: "Rabb'in, senin alt tarafında[2] olanı şerefli[3] kılmıştır."
Fe nadaha min tahtiha ella tahzeni kad ceale rabbuki tahteki seriyya.
Meryem 19:25
وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَـٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
"Hurma ağacını silkele. Üzerine olmuş taze hurmalar dökülsün."
Ve huzzi ileyki bi ciz'ın nahleti tusakıt aleyki rutaben ceniyya.
Meryem 19:26
فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَـٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا
"Artık ye ve iç. Gözün aydın olsun! Eğer beşerlerden[1] biri ile karşılaşırsan; ben Rahman'a savm[2] adadım, bu nedenle bugün hiç kimse ile konuşmayacağım de."
Fe kuli veşrabi ve karri ayna, fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kuli inni nezertu lir rahmani savmen fe len ukellimel yevme insiyya.
Meryem 19:27
فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ ۖ قَالُوا۟ يَـٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا
Sonra onu kucaklayarak halka getirdi. Dediler ki: "Ey Meryem! Doğrusu sen olmayacak bir şey yaptın."
Fe etet bihi kavmeha tahmiluh, kalu ya meryemu lekad ci'ti şey'en feriyya.
Meryem 19:28
يَـٰٓأُخْتَ هَـٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
"Ey Harun'un kız kardeşi![1] Doğrusu senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi."
Ya uhte harune ma kane ebukimrae sev'in ve ma kanet ummuki begıyya.
Meryem 19:29
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا
Bunun üzerine, Meryem çocuğu işaret etti. Onlar: "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.[1]
Fe eşaret ileyh, kalu keyfe nukellimu men kane fil mehdi sabiyya.
Meryem 19:30
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَـٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا
Kuşkusuz ki ben[1] Allah'ın kuluyum. Bana Kitap verdi ve beni Nebi yaptı." dedi.
Kale inni abdullah, ataniyel kitabe ve cealeni nebiyya.
Meryem 19:31
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَـٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
"Ve beni bulunduğum her yerde mübarek[1] kıldı. Ve yaşadığım sürece bana salatı[2] ve zekatı[3] tavsiye etti.[4]"
Ve cealeni mubareken eyne ma kuntu ve evsani bis salati vez zekati ma dumtu hayya.
Meryem 19:32
وَبَرًّا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا
Ve anneme karşı birr[1] yaptı. Ve beni bir zorba, bir isyankar yapmadı."
Ve berren bi valideti ve lem yec'alni cebbaren şakıyya.
Meryem 19:33
وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
"Doğurulduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak diriltileceğim gün, selam[1] benim üzerimedir."
Ves selamu aleyye yevme vulidtu ve yevme emutu ve yevme ub'asu hayya.
Meryem 19:34
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ
İşte hakkında tartıştıkları Meryem Oğlu İsa hakkında söylenecek gerçek söz budur.
Zalike isebnu meryem, kavlel hakkıllezi fihi yemterun.
Meryem 19:35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ ۖ سُبْحَـٰنَهُٓ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, her şeyden münezzehtir.[1] Allah bir şeyin olmasına karar verdiği zaman ona "Ol." der, o da olur.
Ma kane lillahi en yettehıze min veledin subhaneh, iza kada emren fe innema yekulu lehu kun fe yekun.
Meryem 19:36
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Allah, benim de Rabb'im sizin de Rabb'inizdir. O halde, O'na kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur.
Ve innallahe rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim.
Meryem 19:37
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o Kafirlerin vay haline.
Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine keferu min meşhedi yevmin azim.
Meryem 19:38
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا ۖ لَـٰكِنِ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ
Bize gelecekleri gün, onlara gerçekler işittirilir ve gösterilir. Ne var ki zalimler, bugün apaçık bir şaşkınlık içindeler.
Esmi' bihim ve ebsır yevme ye'tunena lakiniz zalimunel yevme fi dalalin mubin.
Meryem 19:39
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Gaflet[1] içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.
Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr, ve hum fi gafletin ve hum la yu'minun.
Meryem 19:40
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Yeryüzüne ve onun üzerindeki her şeye Biz varis olacağız. Ve onlar, yalnızca Bize döndürülecekler.
İnna nahnu nerisul arda ve men aleyha ve ileyna yurceun.