سورة مريم
19.Meryem Suresi
"Meryem"
98 Ayet
Meryem 19:42
إِذْ
قَالَ
لِأَبِيهِ
يَـٰٓأَبَتِ
لِمَ
تَعْبُدُ
مَا
لَا
يَسْمَعُ
وَلَا
يُبْصِرُ
وَلَا
يُغْنِى
عَنكَ
شَيْـًٔا
Babasına: "Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin kulluk[1] ediyorsun?" demişti.
İz kale li ebihi, ya ebeti lime ta'budu ma la yesmau ve la yubsıru ve la yugni anke şey'a.
Meryem 19:43
يَـٰٓأَبَتِ
إِنِّى
قَدْ
جَآءَنِى
مِنَ
ٱلْعِلْمِ
مَا
لَمْ
يَأْتِكَ
فَٱتَّبِعْنِىٓ
أَهْدِكَ
صِرَٰطًا
سَوِيًّا
"Ey babacığım! Sana gelmeyen bir ilim[1] bana geldi. O halde bana uy. Ki seni dosdoğru olan yola ileteyim."
Ya ebeti inni kad caeni minel ilmi ma lem ye'tike fettebi'ni ehdike sıratan seviyya.
Meryem 19:44
يَـٰٓأَبَتِ
لَا
تَعْبُدِ
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ
إِنَّ
ٱلشَّيْطَـٰنَ
كَانَ
لِلرَّحْمَـٰنِ
عَصِيًّا
"Ey babacığım! Şeytana kulluk etme. Şeytan Rahman'a isyan eden biridir."
Ya ebeti la ta'budiş şeytan, inneş şeytane kane lir rahmani asıyya.
Meryem 19:45
يَـٰٓأَبَتِ
إِنِّىٓ
أَخَافُ
أَن
يَمَسَّكَ
عَذَابٌ
مِّنَ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
فَتَكُونَ
لِلشَّيْطَـٰنِ
وَلِيًّا
"Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur[1] da bu durumda şeytan[2] için bir veli[3] olursun diye korkuyorum."
Ya ebeti inni ehafu en yemesseke azabun miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya.
Meryem 19:46
قَالَ
أَرَاغِبٌ
أَنتَ
عَنْ
ءَالِهَتِى
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ
لَئِن
لَّمْ
تَنتَهِ
لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ
وَٱهْجُرْنِى
مَلِيًّا
"Ey İbrahim! Sen, benim ilahlarıma değer vermiyor musun? Eğer vazgeçmezsen kesinlikle seni taşlarım. Şimdi uzun bir süre gözüme görünme." dedi.
Kale e ragıbun ente an aliheti ya ibrahim, lein lem tentehi le ercumenneke vehcurni meliyya.
Meryem 19:48
وَأَعْتَزِلُكُمْ
وَمَا
تَدْعُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَأَدْعُوا۟
رَبِّى
عَسَىٰٓ
أَلَّآ
أَكُونَ
بِدُعَآءِ
رَبِّى
شَقِيًّا
"Sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden uzak durup, yalnızca Rabb'ime dua edeceğim. Umulur ki, Rabb'ime ettiğim dualar sayesinde mahrum olmam."
Ve a'tezilukum ve ma ted'une min dunillahi ve ed'u rabbi, asa ella ekune bi duai rabbi şakıyya.
Meryem 19:49
فَلَمَّا
ٱعْتَزَلَهُمْ
وَمَا
يَعْبُدُونَ
مِن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَهَبْنَا
لَهُٓ
إِسْحَـٰقَ
وَيَعْقُوبَ ۖ
وَكُلًّا
جَعَلْنَا
نَبِيًّا
Onlardan ve onların Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden ayrılınca, Biz, ona İshak'ı ve torunu Ya'kub'u bağışladık. Hepsini Nebi yaptık.
Fe lemma'tezelehum ve ma ya'budune min dunillahi vehebna lehu ishaka ve ya'kub ve kullen cealna nebiyya.
Meryem 19:52
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
مِن
جَانِبِ
ٱلطُّورِ
ٱلْأَيْمَنِ
وَقَرَّبْنَـٰهُ
نَجِيًّا
Ve Tur'un sağ tarafından ona seslendik. Onu, özel konuşmak için yaklaştırdık.
Ve nadeynahu min canibit turil eymeni ve karrebnahu neciyya.
Meryem 19:53
وَوَهَبْنَا
لَهُ
مِن
رَّحْمَتِنَآ
أَخَاهُ
هَـٰرُونَ
نَبِيًّا
Ona rahmetimizden bir Nebi olarak kardeşi Harun'u armağan ettik.
Ve vehebna lehu min rahmetina ehahu harune nebiyya.
Meryem 19:55
وَكَانَ
يَأْمُرُ
أَهْلَهُ
بِٱلصَّلَوٰةِ
وَٱلزَّكَوٰةِ
وَكَانَ
عِندَ
رَبِّهِ
مَرْضِيًّا
Ve o kendisi ile birlikte olanlara salatı[1] ve zekatı[2] buyuruyordu. Ve o Rabb'inin yanında kendisinden hoşnut olunmuşlardandı.
Ve kane ye'muru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi mardıyya.
Meryem 19:56
وَٱذْكُرْ
فِى
ٱلْكِتَـٰبِ
إِدْرِيسَ ۚ
إِنَّهُ
كَانَ
صِدِّيقًا
نَّبِيًّا
Kitap'ta İdris'i de an. O, çok sadık bir Nebi'ydi.
Vezkur fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya.
Meryem 19:57
وَرَفَعْنَـٰهُ
مَكَانًا
عَلِيًّا
Onu yüce bir mekana yükselttik.
Ve refa'nahu mekanen aliyya.
Meryem 19:58
أُو۟لَـٰٓئِكَ
ٱلَّذِينَ
أَنْعَمَ
ٱللَّهُ
عَلَيْهِم
مِّنَ
ٱلنَّبِيِّـنَ
مِن
ذُرِّيَّةِ
ءَادَمَ
وَمِمَّنْ
حَمَلْنَا
مَعَ
نُوحٍ
وَمِن
ذُرِّيَّةِ
إِبْرَٰهِيمَ
وَإِسْرَٰٓءِيلَ
وَمِمَّنْ
هَدَيْنَا
وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ
إِذَا
تُتْلَىٰ
عَلَيْهِمْ
ءَايَـٰتُ
ٱلرَّحْمَـٰنِ
خَرُّوا۟
سُجَّدًا
وَبُكِيًّا ۩
İşte bunlar, Allah'ın nimetlendirdiği Nebilerdendi. Adem'in neslinden ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail'in soyundan ve doğru yola ilettiğimiz ve seçtiklerimizdendir. Onlara[1] Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Ulaikellezine en'amallahu aleyhim minen nebiyyine min zurriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhin ve min zurriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna, iza tutla aleyhim ayatur rahmani harru succeden ve bukiyya.
Meryem 19:59
فَخَلَفَ
مِن
بَعْدِهِمْ
خَلْفٌ
أَضَاعُوا۟
ٱلصَّلَوٰةَ
وَٱتَّبَعُوا۟
ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ
فَسَوْفَ
يَلْقَوْنَ
غَيًّا
Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler[1] ve şehvetlerine[2] uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir.
Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya.
Meryem 19:60
إِلَّا
مَن
تَابَ
وَءَامَنَ
وَعَمِلَ
صَـٰلِحًا
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
يَدْخُلُونَ
ٱلْجَنَّةَ
وَلَا
يُظْلَمُونَ
شَيْـًٔا
Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı yapanlar[1] hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaktır.
İlla men tabe ve amene ve amile salihan fe ulaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a.