سورة ص
38.Sâd Suresi
"Sad"
88 Ayet
Sâd 38:21
وَهَلْ
أَتَىٰكَ
نَبَؤُا۟
ٱلْخَصْمِ
إِذْ
تَسَوَّرُوا۟
ٱلْمِحْرَابَ
Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!
Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.
Sâd 38:22
إِذْ
دَخَلُوا۟
عَلَىٰ
دَاوُدَ
فَفَزِعَ
مِنْهُمْ ۖ
قَالُوا۟
لَا
تَخَفْ ۖ
خَصْمَانِ
بَغَىٰ
بَعْضُنَا
عَلَىٰ
بَعْضٍ
فَٱحْكُم
بَيْنَنَا
بِٱلْحَقِّ
وَلَا
تُشْطِطْ
وَٱهْدِنَآ
إِلَىٰ
سَوَآءِ
ٱلصِّرَٰطِ
Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.
İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.
Sâd 38:23
إِنَّ
هَـٰذَآ
أَخِى
لَهُ
تِسْعٌ
وَتِسْعُونَ
نَعْجَةً
وَلِىَ
نَعْجَةٌ
وَٰحِدَةٌ
فَقَالَ
أَكْفِلْنِيهَا
وَعَزَّنِى
فِى
ٱلْخِطَابِ
"Bu benim kardeşim.[1] Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı.[2]"
İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.
Sâd 38:24
قَالَ
لَقَدْ
ظَلَمَكَ
بِسُؤَالِ
نَعْجَتِكَ
إِلَىٰ
نِعَاجِهِ ۖ
وَإِنَّ
كَثِيرًا
مِّنَ
ٱلْخُلَطَآءِ
لَيَبْغِى
بَعْضُهُمْ
عَلَىٰ
بَعْضٍ
إِلَّا
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَعَمِلُوا۟
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
وَقَلِيلٌ
مَّا
هُمْ ۗ
وَظَنَّ
دَاوُدُ
أَنَّمَا
فَتَنَّـٰهُ
فَٱسْتَغْفَرَ
رَبَّهُ
وَخَرَّ
رَاكِعًا
وَأَنَابَ ۩
"Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı[1] yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi[2] iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma[3] diledi, ruku[4] ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi.[5]
Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.
Sâd 38:25
فَغَفَرْنَا
لَهُ
ذَٰلِكَ ۖ
وَإِنَّ
لَهُ
عِندَنَا
لَزُلْفَىٰ
وَحُسْنَ
مَـَٔابٍ
Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.
Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.
Sâd 38:26
يَـٰدَاوُدُ
إِنَّا
جَعَلْنَـٰكَ
خَلِيفَةً
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَٱحْكُم
بَيْنَ
ٱلنَّاسِ
بِٱلْحَقِّ
وَلَا
تَتَّبِعِ
ٱلْهَوَىٰ
فَيُضِلَّكَ
عَن
سَبِيلِ
ٱللَّهِ ۚ
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
يَضِلُّونَ
عَن
سَبِيلِ
ٱللَّهِ
لَهُمْ
عَذَابٌ
شَدِيدٌ
بِمَا
نَسُوا۟
يَوْمَ
ٱلْحِسَابِ
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife[1] yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya[2] uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, Hesap Günü'nü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.
Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.
Sâd 38:27
وَمَا
خَلَقْنَا
ٱلسَّمَآءَ
وَٱلْأَرْضَ
وَمَا
بَيْنَهُمَا
بَـٰطِلًا ۚ
ذَٰلِكَ
ظَنُّ
ٱلَّذِينَ
كَفَرُوا۟ ۚ
فَوَيْلٌ
لِّلَّذِينَ
كَفَرُوا۟
مِنَ
ٱلنَّارِ
Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, kafirlerin vay haline.
Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.
Sâd 38:28
أَمْ
نَجْعَلُ
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
وَعَمِلُوا۟
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
كَٱلْمُفْسِدِينَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
أَمْ
نَجْعَلُ
ٱلْمُتَّقِينَ
كَٱلْفُجَّارِ
İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?
Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.
Sâd 38:29
كِتَـٰبٌ
أَنزَلْنَـٰهُ
إِلَيْكَ
مُبَـٰرَكٌ
لِّيَدَّبَّرُوٓا۟
ءَايَـٰتِهِ
وَلِيَتَذَكَّرَ
أُو۟لُوا۟
ٱلْأَلْبَـٰبِ
Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.
Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.
Sâd 38:30
وَوَهَبْنَا
لِدَاوُدَ
سُلَيْمَـٰنَ ۚ
نِعْمَ
ٱلْعَبْدُ ۖ
إِنَّهُٓ
أَوَّابٌ
Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel bir kuldu. O, her zaman Allah'a yönelendi.
Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.
Sâd 38:31
إِذْ
عُرِضَ
عَلَيْهِ
بِٱلْعَشِىِّ
ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ
ٱلْجِيَادُ
Bir zaman kendisine, akşamüstü iyi cins safkan atlar sunulmuştu.
İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.
Sâd 38:35
قَالَ
رَبِّ
ٱغْفِرْ
لِى
وَهَبْ
لِى
مُلْكًا
لَّا
يَنبَغِى
لِأَحَدٍ
مِّن
بَعْدِىٓ ۖ
إِنَّكَ
أَنتَ
ٱلْوَهَّابُ
"Ey Rabb'im! Beni bağışla. Bana, benden sonra hiç kimsenin sahip olamayacağı bir mülk[1] bağışla. Kuşkusuz ki Sen, Bol Bol Bağışlayıcı'sın." dedi.
Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.
Sâd 38:36
فَسَخَّرْنَا
لَهُ
ٱلرِّيحَ
تَجْرِى
بِأَمْرِهِ
رُخَآءً
حَيْثُ
أَصَابَ
Bunun üzerine rüzgarı onun emrine verdik. Onun emri ile dilediği yere yumuşak bir esinti ile akıp gidiyordu.
Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.
Sâd 38:39
هَـٰذَا
عَطَآؤُنَا
فَٱمْنُنْ
أَوْ
أَمْسِكْ
بِغَيْرِ
حِسَابٍ
Bu Bizim verdiklerimizdir. Artık hesabı sana kalmış, dilediğine ver veya verme.
Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.
Sâd 38:40
وَإِنَّ
لَهُ
عِندَنَا
لَزُلْفَىٰ
وَحُسْنَ
مَـَٔابٍ
Onun yanımızda iyi bir makamı ve iyi bir geleceği vardır.
Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.