سورة المؤمنون
23.Mü'minûn Suresi
"Müminler"
118 Ayet
Mü'minûn 23:41
فَأَخَذَتْهُمُ
ٱلصَّيْحَةُ
بِٱلْحَقِّ
فَجَعَلْنَـٰهُمْ
غُثَآءً ۚ
فَبُعْدًا
لِّلْقَوْمِ
ٱلظَّـٰلِمِينَ
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha[1] onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnahum gusaen, fe bu'den lil kavmiz zalimin.
Mü'minûn 23:42
ثُمَّ
أَنشَأْنَا
مِن
بَعْدِهِمْ
قُرُونًا
ءَاخَرِينَ
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
Summe enşe'na min ba'dihim kurunen aharin.
Mü'minûn 23:44
ثُمَّ
أَرْسَلْنَا
رُسُلَنَا
تَتْرَا ۖ
كُلَّ
مَا
جَآءَ
أُمَّةً
رَّسُولُهَا
كَذَّبُوهُ ۚ
فَأَتْبَعْنَا
بَعْضَهُم
بَعْضًا
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
أَحَادِيثَ ۚ
فَبُعْدًا
لِّقَوْمٍ
لَّا
يُؤْمِنُونَ
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen Resulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde hadis[1] konusu yaptık. İman etmeyen halk uzak olsun.
Summe erselna rusulena tetra, kullema cae ummeten resuluha kezzebuhu fe etba'na ba'dahum ba'dan ve cealnahum ehadis, fe bu'den li kavmin la yu'minun.
Mü'minûn 23:45
ثُمَّ
أَرْسَلْنَا
مُوسَىٰ
وَأَخَاهُ
هَـٰرُونَ
بِـَٔايَـٰتِنَا
وَسُلْطَـٰنٍ
مُّبِينٍ
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
Summe erselna musa ve ehahu harune bi ayatina ve sultanin mubin.
Mü'minûn 23:46
إِلَىٰ
فِرْعَوْنَ
وَمَلَإِي۟هِ
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
وَكَانُوا۟
قَوْمًا
عَالِينَ
Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.
İla fir'avne ve meleihi festekberu ve kanu kavmen alin.
Mü'minûn 23:47
فَقَالُوٓا۟
أَنُؤْمِنُ
لِبَشَرَيْنِ
مِثْلِنَا
وَقَوْمُهُمَا
لَنَا
عَـٰبِدُونَ
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.
Fe kalu e nu'minu li beşereyni mislina ve kavmuhuma lena abidun.
Mü'minûn 23:48
فَكَذَّبُوهُمَا
فَكَانُوا۟
مِنَ
ٱلْمُهْلَكِينَ
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
Fe kezzebuhuma fe kanu minel muhlekin.
Mü'minûn 23:49
وَلَقَدْ
ءَاتَيْنَا
مُوسَى
ٱلْكِتَـٰبَ
لَعَلَّهُمْ
يَهْتَدُونَ
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı verdik.
Ve lekad ateyna musel kitabe leallehum yehtedun.
Mü'minûn 23:50
وَجَعَلْنَا
ٱبْنَ
مَرْيَمَ
وَأُمَّهُٓ
ءَايَةً
وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ
إِلَىٰ
رَبْوَةٍ
ذَاتِ
قَرَارٍ
وَمَعِينٍ
Meryem Oğlu'nu ve annesini bir ayet[1] kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
Ve cealnebne meryeme ve ummehu ayeten ve aveynahuma ila rabvetin zati kararin ve main.
Mü'minûn 23:51
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلرُّسُلُ
كُلُوا۟
مِنَ
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
وَٱعْمَلُوا۟
صَـٰلِحًا ۖ
إِنِّى
بِمَا
تَعْمَلُونَ
عَلِيمٌ
Ey Resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
Ya eyyuher rusulu kulu minet tayyibati va'melu saliha, inni bima ta'melune alim.
Mü'minûn 23:53
فَتَقَطَّعُوٓا۟
أَمْرَهُم
بَيْنَهُمْ
زُبُرًا ۖ
كُلُّ
حِزْبٍ
بِمَا
لَدَيْهِمْ
فَرِحُونَ
Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
Fe tekattau emrehum beynehum zubura, kullu hızbin bima ledeyhim ferihun.
Mü'minûn 23:54
فَذَرْهُمْ
فِى
غَمْرَتِهِمْ
حَتَّىٰ
حِينٍ
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Fe zerhum fi gamratihim hatta hin.
Mü'minûn 23:55
أَيَحْسَبُونَ
أَنَّمَا
نُمِدُّهُم
بِهِ
مِن
مَّالٍ
وَبَنِينَ
Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
E yahsebune ennema numidduhum bihi min malin ve benin.
Mü'minûn 23:56
نُسَارِعُ
لَهُمْ
فِى
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ
بَل
لَّا
يَشْعُرُونَ
Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Nusariu lehum fil hayrat bel la yeş'urun.
Mü'minûn 23:57
إِنَّ
ٱلَّذِينَ
هُم
مِّنْ
خَشْيَةِ
رَبِّهِم
مُّشْفِقُونَ
Rabb'lerine karşı derin saygı duyan kimseler, O'nu incitmekten çekinirler.
İnnellezine hum min haşyeti rabbihim muşfikun.
Mü'minûn 23:58
وَٱلَّذِينَ
هُم
بِـَٔايَـٰتِ
رَبِّهِمْ
يُؤْمِنُونَ
Onlar, Rabb'lerinin ayetlerine inanırlar.
Vellezine hum bi ayati rabbihim yu'minun.
Mü'minûn 23:60
وَٱلَّذِينَ
يُؤْتُونَ
مَآ
ءَاتَوا۟
وَّقُلُوبُهُمْ
وَجِلَةٌ
أَنَّهُمْ
إِلَىٰ
رَبِّهِمْ
رَٰجِعُونَ
Rabb'lerine döneceklerinin bilinciyle, derin bir saygı içinde vermeleri gerekenleri verirler.
Vellezine yu'tune ma atev ve kulubuhum veciletun ennehum ila rabbihim raciun.