سورة القلم

68.Kalem

"Kalem"
52 Ayet
Kalem 68:21
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
Sabah olunca birbirlerine seslendiler.
Fe tenadev musbihin.
Kalem 68:22
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰرِمِينَ
Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!
Enıgdu ala harsikum in kuntum sarımin.
Kalem 68:23
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَـٰفَتُونَ
Hemen, sessizce yola koyuldular.
Fentaleku ve hum yetehafetun.
Kalem 68:24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
"Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."
En la yedhulennehel yevme aleykum miskin.
Kalem 68:25
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَـٰدِرِينَ
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
Ve gadev ala hardin kadirin.
Kalem 68:26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.
Fe lemma reevha kalu inna le dallun.
Kalem 68:27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
"Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
Bel nahnu mahrumun.
Kalem 68:28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih[1] etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.
Kale evsatuhum e lem ekul lekum levla tusebbihun.
Kalem 68:29
قَالُوا۟ سُبْحَـٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ
Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.
Kalu subhane rabbina inna kunna zalimin.
Kalem 68:30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَـٰوَمُونَ
Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.
Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetelavemun.
Kalem 68:31
قَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَـٰغِينَ
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
Kalu ya veylena inna kunna tagin.
Kalem 68:32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
"Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."
Asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina ragıbun.
Kalem 68:33
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.
Kezalikel azab, ve le azabul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.
Kalem 68:34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ
Takva sahipleri için, Rabb'lerinin yanında, nimeti bol Cennetler vardır.
İnne lil muttekine ınde rabbihim cennatin naim.
Kalem 68:35
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
İşte böyle, hiç Allah'a teslim olanları, suçlularla bir tutar mıyız?
E fe necalul muslimine kel mucrimin.
Kalem 68:36
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?[1]
Ma lekum, keyfe tahkumun.
Kalem 68:37
أَمْ لَكُمْ كِتَـٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
Yoksa bir kitabınız var da bu bilgileri oradan mı öğreniyorsunuz?
Em lekum kitabun fihi tedrusun.
Kalem 68:38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
İçinde, "Beğendiğiniz şeyler sizindir." yazan bir kitap.
İnne lekum fihi lema tehayyerun.
Kalem 68:39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَـٰنٌ عَلَيْنَا بَـٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
Yoksa siz her ne hüküm verirseniz öyle olacak diye, kıyamet gününe kadar geçerli verilmiş bir sözümüz mü var?
Em lekum eymanun aleyna baligatun ila yevmil kıyameti inne lekum lema tahkumun.
Kalem 68:40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
Onlara sor bakalım: "Böyle bir şeye hangisi garanti verebilir?"
Sel hum eyyuhum bi zalike zeim.