فَإِذَا
zaman
ٱنسَلَخَ
geçtiği
ٱلْأَشْهُرُ
aylar
ٱلْحُرُمُ
haram
فَٱقْتُلُوا۟
öldürün
ٱلْمُشْرِكِينَ
ortak koşanları
حَيْثُ
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ
bulursanız onları
وَخُذُوهُمْ
ve onları yakalayın
وَٱحْصُرُوهُمْ
ve hapsedin
وَٱقْعُدُوا۟
ve otur(up) bekleyin
لَهُمْ
onları
كُلَّ
her
مَرْصَدٍ ۚ
gözetleme yerinde
فَإِن
eğer
تَابُوا۟
tevbe ederlerse
وَأَقَامُوا۟
ve ayakta tutarlarsa
ٱلصَّلَوٰةَ
salatı
وَءَاتَوُا۟
ve verirlerse
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
فَخَلُّوا۟
serbest bırakın
سَبِيلَهُمْ ۚ
yollarını
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir
Fe izenselehal eşhurul hurumu faktulul muşrikine haysu vecedtumuhum ve huzuhum vahsuruhum vak'udu lehum kulle marsad , fe in tabu ve ekamus salate ve atuz zekate fe hallu sebilehum, innallahe gafurun rahim.
Savaşmanın haram olduğu aylar (Bkz. 9:2).
Ayetin, sadece "O Müşrikleri nerede bulursanız öldürün." cümlesi cımbızlanıp, "İslam dini inanmayan herkesi öldürmeyi emrediyor." denerek, İslam'a büyük bir iftira atılmaktadır. Oysaki ayetin tamamı dikkate alındığında, bunun kesinlikle büyük bir iftira olduğu açıkça görülmektedir: "Bulundukları yerde öldürülecek olanlar," Müşriklerin tamamı değil; "O Müşrikler" denilerek, belli olan, bilinen kimselerden söz edilmektedir. Yanı antlaşmanın hükümlerine uymayan, antlaşmayı bozan, düşmanla işbirliği yapan, Mü'minleri arkalarından vuran Müşriklerden söz edilmektedir. Bir önceki ayette, bunların kimler oldukları bildirilmektedir. Bir sonraki ayette de öldürülmeleri istenen "O Müşrikler"in savaşmaktan ve düşmanla iş birliği yapmaktan vazgeçmeleri durumunda, kendilerine korunma sağlanması ve güven içinde istedikleri yere ulaştırılmaları istenmektedir. Bu da "İnanmayanları yakaladığınız yerde öldürün." söyleminin ne denli büyük bir iftira olduğunu açıkça göstermektedir.
Savaşmaktan vazgeçerlerse.
Eğer tevbe edip, salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa" ile söylenmek istenen şey, Farsça deyimi ile bildiğimiz anlamda namaz kılmak ve zekat vermek değildir. Salatın ikame edilmesi, destek ve dayanışma içinde olmak anlamında, zekat ise içten bir pişmanlık duymak, kötülüklerinden arınmak anlamındadır. Zira zekat mali yardım demek değil, arınmak anlamındadır. Salatı ikame etmek ve zekatı vermek ile ilgili geniş açıklama için Bkz. 9:11. ayetinin dipnotu.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
feiza
|
zaman | - |
| 2 |
nseleha
|
geçtiği | سلخ |
| 3 |
l-eşhuru
|
aylar | شهر |
| 4 |
l-hurumu
|
haram | حرم |
| 5 |
fektulu
|
öldürün | قتل |
| 6 |
l-muşrikine
|
ortak koşanları | شرك |
| 7 |
haysu
|
nerede | حيث |
| 8 |
vecedtumuhum
|
bulursanız onları | وجد |
| 9 |
ve huzuhum
|
ve onları yakalayın | اخذ |
| 10 |
vehsuruhum
|
ve hapsedin | حسر |
| 11 |
vek'udu
|
ve otur(up) bekleyin | قعد |
| 12 |
lehum
|
onları | - |
| 13 |
kulle
|
her | كلل |
| 14 |
mersadin
|
gözetleme yerinde | رصد |
| 15 |
fein
|
eğer | - |
| 16 |
tabu
|
tevbe ederlerse | توب |
| 17 |
ve ekamu
|
ve ayakta tutarlarsa | قوم |
| 18 |
s-salate
|
salatı | صلو |
| 19 |
ve atevu
|
ve verirlerse | اتي |
| 20 |
z-zekate
|
zekatı | زكو |
| 21 |
fehallu
|
serbest bırakın | خلو |
| 22 |
sebilehum
|
yollarını | سبل |
| 23 |
inne
|
çünkü | - |
| 24 |
llahe
|
Allah | - |
| 25 |
gafurun
|
bağışlayandır | غفر |
| 26 |
rahimun
|
esirgeyendir | رحم |