Lam-Vav-Ha
lwH
Renk değiştirmek, görünür olmak, parlamak/parıldamak, aydınlanmak, yakıcı olan, geniş masa veya tabak, tablet.
İlgili Ayetler
Bu kök kelime (6) ayette yer almaktadır.
A'râf / 7:145:4
Ona verdiğimiz levhalarda öğüt olmak üzere her şeyi açık bir şekilde yazdık. "Onu kuvvetle tut ve halkına da onu en iyi şekilde tutmalarını buyur. Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim."
وَكَتَبْنَا لَهُۥ فِى ٱلْأَلْوَاحِ مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْعِظَةً وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا۟ بِأَحْسَنِهَا ۚ سَأُو۟رِيكُمْ دَارَ ٱلْفَـٰسِقِينَ
Ve ketebna lehu fil elvahı min kulli şey'in mev'ızaten ve tafsilen li kulli şey'in fe huzha bi kuvvetin ve'mur kavmeke ye'huzu bi ahseniha seurikum darel fasikin.
A'râf / 7:150:17
Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: "Benim yokluğumda ne kötü işler yapmışsınız! Rabb'inizin emrini çabuklaştırdınız mı?" dedi. Levhaları bırakıp, kardeşinin başını tutup kendine çekti. "Ey annemin oğlu! Gerçekten bu halk beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi; sen de düşmanları benimle sevindirme, beni bu zalim kimselerle bir tutma." dedi.
وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَـٰنَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِى مِنۢ بَعْدِىٓ ۖ أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ ۖ وَأَلْقَى ٱلْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُۥٓ إِلَيْهِ ۚ قَالَ ٱبْنَ أُمَّ إِنَّ ٱلْقَوْمَ ٱسْتَضْعَفُونِى وَكَادُوا۟ يَقْتُلُونَنِى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ ٱلْأَعْدَآءَ وَلَا تَجْعَلْنِى مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ
Ve lemma recea musa ila kavmihi gadbane esifen kale bi'sema haleftumuni min ba'di, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvaha ve ehaze bi re'si ahihi yecurruhu ileyh, kalebne umme innel kavmestad'afuni ve kadu yaktuluneni fe la tuşmit biyel a'dae ve la tec'alni meal kavmiz zalimin.
A'râf / 7:154:7
Öfkesi geçince Musa levhaları aldı, onlardaki yazıda Rabb'leri için korkanlara bir yol gösterme ve bir rahmet vardı.
وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى ٱلْغَضَبُ أَخَذَ ٱلْأَلْوَاحَ ۖ وَفِى نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ
Ve lemma sekete an musel gadabu ehazel elvah, ve fi nushatiha huden ve rahmetun lillezine hum li rabbihim yerhebun.
Kamer / 54:13:4
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
Ve hamelnahu ala zati elvahın ve dusur.
Müddessir / 74:29:1
Beşeri yakıp kavurucudur!
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
Levvahatun lil beşer.
Burûc / 85:22:2
Levh-i Mahfuz'dadır.
فِى لَوْحٍ مَّحْفُوظٍۭ
Fi levhın mahfuz.