Şın-He-Be
$hb
Yakmak/kavurmak, beyazlığın siyahlığa üstün geldiği bir renk haline gelmek. Şihab (çoğulu şuhub) - alevli ateş, parlak alev/meteor, yıldız, nüfuz eden alev, parlayan yıldız, canlı/neşeli, alev, meşale, ışık saçan veya parlayan ateş, kayan veya düşen yıldız. Şihab el-harb - korkusuz savaşçı, savaşta keskin ve enerjik olan kişi.
İlgili Ayetler
Bu kök kelime (5) ayette yer almaktadır.
Hicr / 15:18:6
Ancak, kulak hırsızlığı yapan olursa, onu parlak bir alev kovalar.
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
İlla menisterakas sem'a fe etbeahu şihabun mubin.
Neml / 27:7:13
Hani Musa, yakınlarına: "Bir ateş fark ettim. Size ondan bir haber veya ısınmanız için kor halinde bir parça ateş getireceğim." demişti.
إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
İz kale musa li ehlihi inni anestu nara, se atikum minha bi haberin ev atikum bi şihabin kabesin leallekum tastalun.
Sâffât / 37:10:6
Ancak oradan bir söz kapan olursa, kayıp giden parlak bir alev ona yetişir ve onu yakar.
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
İlla men hatıfel hatfete fe etbeahu şihabun sakib.
Cin / 72:8:8
"Gerçekten de biz göğe erişmek istedik, fakat onun zorlu bekçiler ve ışınlarla doldurulmuş olduğunu gördük."
وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَـٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا
Ve enna le mesnes semae fe vecednaha muliet haresen şediden ve şuhuba.
Cin / 72:9:12
"Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir ışın buluyor."
وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَـٰعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا
Ve enna kunna nak'udu minha mekaıde lis sem'i fe men yestemiıl ane yecid lehu şihaben rasada.