Ve bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. Kovasını sarkıtan, "Müjde! Burada bir çocuk var." dedi. Satmak için onu yanlarına aldılar. Allah, yapmak istedikleri şeyi çok iyi biliyordu.
وَجَآءَتْ
ve geldi
سَيَّارَةٌ
bir kervan
فَأَرْسَلُوا۟
gönderdiler
وَارِدَهُمْ
sucularını
فَأَدْلَىٰ
sarkıttı
دَلْوَهُ ۖ
kovasını
قَالَ
dedi ki
يَـٰبُشْرَىٰ
müjde!
هَـٰذَا
bu
غُلَـٰمٌ ۚ
bir oğlan!
وَأَسَرُّوهُ
ve onu sakladılar
بِضَـٰعَةً ۚ
ticaret için
وَٱللَّهُ
halbuki Allah
عَلِيمٌ
biliyordu
بِمَا
şeyleri
يَعْمَلُونَ
onların yaptıkları
Ve caet seyyaretun fe erselu varidehum fe adla delveh, kale ya buşra haza gulam, ve eserruhu bidaah, vallahu alimun bi ma ya'melun.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
ve ca'et
|
ve geldi | جيا |
| 2 |
seyyaratun
|
bir kervan | سير |
| 3 |
fe erselu
|
gönderdiler | رسل |
| 4 |
veridehum
|
sucularını | ورد |
| 5 |
feedla
|
sarkıttı | دلو |
| 6 |
delvehu
|
kovasını | دلو |
| 7 |
kale
|
dedi ki | قول |
| 8 |
ya buşra
|
müjde! | بشر |
| 9 |
haza
|
bu | - |
| 10 |
gulamun
|
bir oğlan! | غلم |
| 11 |
ve eserruhu
|
ve onu sakladılar | سرر |
| 12 |
bidaaten
|
ticaret için | بدع |
| 13 |
vallahu
|
halbuki Allah | - |
| 14 |
alimun
|
biliyordu | علم |
| 15 |
bima
|
şeyleri | - |
| 16 |
yea'melune
|
onların yaptıkları | عمل |