وَلَوْلَا
ve olmasaydı
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana
وَرَحْمَتُهُ
ve acıması
لَهَمَّت
yeltenmişti
طَّآئِفَةٌ
bir grup
مِّنْهُمْ
onlardan
أَن
يُضِلُّوكَ
seni saptırmağa
وَمَا
يُضِلُّونَ
onlar saptıramazlar
إِلَّآ
başkasını
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerinden
وَمَا
يَضُرُّونَكَ
sana zarar veremezler
مِن
hiçbir
شَىْءٍ ۚ
şey
وَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ
ve hikmeti
وَعَلَّمَكَ
ve sana öğretti
مَا
şeyleri
لَمْ
تَكُن
olmadığın
تَعْلَمُ ۚ
biliyor
وَكَانَ
ve
فَضْلُ
lutfu
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكَ
sana
عَظِيمًا
büyüktür
Ve lev la fadlullahi aleyke ve rahmetuhu le hemmet taifetun minhum en yudılluke. Ve ma yudıllune illa enfusehum ve ma yadurruneke min şey'. Ve enzelallahu aleykel kitabe vel hikmete ve allemeke ma lem tekun ta'lem. Ve kane fadlullahi aleyke azima.
Günahkar suçlulardan.
Kitap, Kur'an'ın niteliklerindendir. Kur'an'ın Allah tarafından buyrulan, kanıtlayıcı, yol gösterici, aydınlatıcı bilgi olmasını ve belirlenmiş ilkelerin ve kuralları ifade etmektedir. Hikmet, Kur'an'ın niteliklerindendir. Tıpkı Kur'an ve Zikir, Kur'an ve Furkan gibi (Bkz. 62:2). Hikmet, "engel olmak" demektir: Kur'an'ın toplumu güçlendirmek, sağlamlaştırmak, baskı, zulüm ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkelerini ifade etmektedir. Hikmetin anlamlarından birisi de sağlıklı düşünmek, gerçeği kavramak, doğru yargıda bulunmak yetisidir. Hikmet kavramının ayrıca yargılama, karar, güçlendirmek, sağlamlaştırmak, bilmek, bilge olmak, hakem, hakim, hüküm, hükümdar, hükümet, mahkeme, mahkum, tahakküm, istihkam, gibi anlamları bulunmaktadır. Hikmet kelimesine sünnet anlamı verilmesi doğru değildir.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
velevla
|
ve olmasaydı | - |
| 2 |
fedlu
|
lutfu | فضل |
| 3 |
llahi
|
Allah'ın | - |
| 4 |
aleyke
|
sana | - |
| 5 |
ve rahmetuhu
|
ve acıması | رحم |
| 6 |
lehemmet
|
yeltenmişti | همم |
| 7 |
taifetun
|
bir grup | طوف |
| 8 |
minhum
|
onlardan | - |
| 9 |
en
|
- | |
| 10 |
yudilluke
|
seni saptırmağa | ضلل |
| 11 |
vema
|
- | |
| 12 |
yudillune
|
onlar saptıramazlar | ضلل |
| 13 |
illa
|
başkasını | - |
| 14 |
enfusehum
|
kendilerinden | نفس |
| 15 |
ve ma
|
- | |
| 16 |
yedurruneke
|
sana zarar veremezler | ضرر |
| 17 |
min
|
hiçbir | - |
| 18 |
şey'in
|
şey | شيا |
| 19 |
ve enzele
|
ve indirdi | نزل |
| 20 |
llahu
|
Allah | - |
| 21 |
aleyke
|
sana | - |
| 22 |
l-kitabe
|
Kitabı | كتب |
| 23 |
velhikmete
|
ve hikmeti | حكم |
| 24 |
ve allemeke
|
ve sana öğretti | علم |
| 25 |
ma
|
şeyleri | - |
| 26 |
lem
|
- | |
| 27 |
tekun
|
olmadığın | كون |
| 28 |
tea'lemu
|
biliyor | علم |
| 29 |
ve kane
|
ve | كون |
| 30 |
fedlu
|
lutfu | فضل |
| 31 |
llahi
|
Allah'ın | - |
| 32 |
aleyke
|
sana | - |
| 33 |
azimen
|
büyüktür | عظم |