Ve onlar, Süleyman'ın sahip olduğu güç konusunda şeytanların[1] uydurdukları şeylere uydular. Oysa Süleyman gerçeğe aykırı bir şey[2] yapmadı. Ancak insanlara büyü yapmayı öğreten şeytanlar[3] gerçeği gizliyordu; Babil'deki iki melike[4]; Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi. Hatta bu iki melik: "Biz fitneyiz, sakın kafir olma!" demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat onlar, o ikisinden karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Ancak, Allah'ın izni olmadıkça bu şeyle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine bir faydası olmayan, sadece zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, büyü ile uğraşanların ahirette bir nasiplerinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi.
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uydular
مَا
şeye
تَتْلُوا۟
uyduduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ
şeytanların
عَلَىٰ
hakkında
مُلْكِ
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ
Süleyman'ın
وَمَا
كَفَرَ
küfre girmedi
سُلَيْمَـٰنُ
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ
şeytanlar
كَفَرُوا۟
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ
öğreterek
ٱلنَّاسَ
insanlara
ٱلسِّحْرَ
sihri
وَمَآ
ve şeyi
أُنزِلَ
indirilen
عَلَى
ٱلْمَلَكَيْنِ
iki meleğe
بِبَابِلَ
Babil'de
هَـٰرُوتَ
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ
ve Marut (isimli)
وَمَا
يُعَلِّمَانِ
onlar öğretmezlerdi
مِنْ
أَحَدٍ
hiç kimseye
حَتَّىٰ
يَقُولَآ
demedikçe
إِنَّمَا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
فِتْنَةٌ
fitneyiz
فَلَا
تَكْفُرْ ۖ
sakın küfre girmeyin
فَيَتَعَلَّمُونَ
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا
bunlardan
مَا
şeyi
يُفَرِّقُونَ
ayıran
بِهِ
onunla
بَيْنَ
arasını
ٱلْمَرْءِ
eşi
وَزَوْجِهِ ۚ
ve karısının
وَمَا
ve değildir
هُم
ama onlar
بِضَآرِّينَ
zarar veriyor
بِهِ
onunla
مِنْ
أَحَدٍ
hiç kimseye
إِلَّا
başka
بِإِذْنِ
izninden
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ
onlar öğreniyorlardı
مَا
şeyi
يَضُرُّهُمْ
zarar veren
وَلَا
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ
yarar vereni
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمُوا۟
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ
onu satın alan
مَا
yoktur
لَهُ
onun
فِى
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirette
مِنْ
خَلَـٰقٍ ۚ
bir nasibi
وَلَبِئْسَ
ve ne kötüdür
مَا
şey
شَرَوْا۟
sattıkları
بِهِٓ
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ
kendilerini
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
يَعْلَمُونَ
(bunu) bilselerdi!
Vettebeu ma tetluş şeyatinu ala mulki suleyman ve ma kefere suleymanu ve lakinneş şeyatine keferu yuallimunen nases sihra, ve ma unzile alel melekeyni bi babile harute ve marut, ve ma yuallimani min ehadin hatta yekula innema nahnu fitnetun fe la tekfur fe yeteallemune minhuma ma yuferrikune bihi beynel mer'i ve zevcih, ve ma hum bi darrine bihi min ehadin illa bi iznillah, ve yeteallemune ma yadurruhum ve la yenfeuhum ve lekad alimu le menişterahu ma lehu fil ahireti min halakın, ve le bi'se ma şerev bihi enfusehum lev kanu ya'lemun.
Toplumu saptıranların/saptırıcıların (Bkz. 2:36. ayetin 1. dipnotu).
Sihir.
Saptırıcılar.
Diğer bir kıraata/okuyuşa göre "melek" yerine "melik" denmektedir. Ve bu okuyuşa göre anlam şöyle olmaktadır: "Babil'deki toplum üzerinde etkisi ve gücü olan iki söz sahibi/imtiyazlı şahsiyete, Harut ve Marut'a bir şey indirilmiş değildi."
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
vettebeu
|
ve uydular | تبع |
| 2 |
ma
|
şeye | - |
| 3 |
tetlu
|
uyduduğu | تلو |
| 4 |
ş-şeyatinu
|
şeytanların | شطن |
| 5 |
ala
|
hakkında | - |
| 6 |
mulki
|
mülkü | ملك |
| 7 |
suleymane
|
Süleyman'ın | - |
| 8 |
ve ma
|
- | |
| 9 |
kefera
|
küfre girmedi | كفر |
| 10 |
suleymanu
|
Süleyman | - |
| 11 |
velakinne
|
fakat | - |
| 12 |
ş-şeyatine
|
şeytanlar | شطن |
| 13 |
keferu
|
küfre girdiler | كفر |
| 14 |
yuallimune
|
öğreterek | علم |
| 15 |
n-nase
|
insanlara | نوس |
| 16 |
s-sihra
|
sihri | سحر |
| 17 |
ve ma
|
ve şeyi | - |
| 18 |
unzile
|
indirilen | نزل |
| 19 |
ala
|
- | |
| 20 |
l-melekeyni
|
iki meleğe | ملك |
| 21 |
bibabile
|
Babil'de | - |
| 22 |
harute
|
Harut | - |
| 23 |
ve marute
|
ve Marut (isimli) | - |
| 24 |
ve ma
|
- | |
| 25 |
yuallimani
|
onlar öğretmezlerdi | علم |
| 26 |
min
|
- | |
| 27 |
ehadin
|
hiç kimseye | احد |
| 28 |
hatta
|
- | |
| 29 |
yekula
|
demedikçe | قول |
| 30 |
innema
|
şüphesiz | - |
| 31 |
nehnu
|
biz | - |
| 32 |
fitnetun
|
fitneyiz | فتن |
| 33 |
fela
|
- | |
| 34 |
tekfur
|
sakın küfre girmeyin | كفر |
| 35 |
feyeteallemune
|
fakat öğreniyorlardı | علم |
| 36 |
minhuma
|
bunlardan | - |
| 37 |
ma
|
şeyi | - |
| 38 |
yuferrikune
|
ayıran | فرق |
| 39 |
bihi
|
onunla | - |
| 40 |
beyne
|
arasını | بين |
| 41 |
l-mer'i
|
eşi | مرا |
| 42 |
ve zevcihi
|
ve karısının | زوج |
| 43 |
ve ma
|
ve değildir | - |
| 44 |
hum
|
ama onlar | - |
| 45 |
bidarrine
|
zarar veriyor | ضرر |
| 46 |
bihi
|
onunla | - |
| 47 |
min
|
- | |
| 48 |
ehadin
|
hiç kimseye | احد |
| 49 |
illa
|
başka | - |
| 50 |
biizni
|
izninden | اذن |
| 51 |
llahi
|
Allah'ın | - |
| 52 |
ve yeteallemune
|
onlar öğreniyorlardı | علم |
| 53 |
ma
|
şeyi | - |
| 54 |
yedurruhum
|
zarar veren | ضرر |
| 55 |
ve la
|
değil | - |
| 56 |
yenfeuhum
|
yarar vereni | نفع |
| 57 |
velekad
|
andolsun | - |
| 58 |
alimu
|
gayet iyi biliyorlardı ki | علم |
| 59 |
lemeni
|
kimsenin | - |
| 60 |
şterahu
|
onu satın alan | شري |
| 61 |
ma
|
yoktur | - |
| 62 |
lehu
|
onun | - |
| 63 |
fi
|
- | |
| 64 |
l-ahirati
|
ahirette | اخر |
| 65 |
min
|
- | |
| 66 |
halakin
|
bir nasibi | خلق |
| 67 |
velebi'se
|
ve ne kötüdür | باس |
| 68 |
ma
|
şey | - |
| 69 |
şerav
|
sattıkları | شري |
| 70 |
bihi
|
onunla | - |
| 71 |
enfusehum
|
kendilerini | نفس |
| 72 |
lev
|
keşke | - |
| 73 |
kanu
|
كون | |
| 74 |
yea'lemune
|
(bunu) bilselerdi! | علم |