Erkek ve kadın, Mü'min olarak kim salihatı yaparsa[1], ona hoş, temiz bir hayat yaşatırız. Kesinlikle yaptıklarının karşılığını daha iyisiyle veririz.
مَنْ
her kim
عَمِلَ
bir iş yaparsa
صَـٰلِحًا
iyi
مِّن
ذَكَرٍ
erkekten
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadından
وَهُوَ
o
مُؤْمِنٌ
inanmış olarak
فَلَنُحْيِيَنَّهُ
onu yaşatırız
حَيَوٰةً
bir hayatla
طَيِّبَةً ۖ
hoş
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
ve elbette veririz
أَجْرَهُم
onların ücretini
بِأَحْسَنِ
en güzeliyle
مَا
كَانُوا۟
olduklarının
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)
Men amile salihan min zekerin ev unsa ve huve mu'minun fe le nuhyiyennehu hayaten tayyibeh, ve le necziyennehum ecrehum bi ahseni ma kanu ya'melun.
"İman edip, salihatı yapanlar" terkibini "iman edip iyi işler yapanlar" diye çevirmek doğru değildir. Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Salihat, bozgunculuk ve kötülükle mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir. Bu kelimenin karşıtı "seyyiat" yani kötülük ve "fesad" yani bozgunculuk kelimeleridir.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
men
|
her kim | - |
| 2 |
amile
|
bir iş yaparsa | عمل |
| 3 |
salihen
|
iyi | صلح |
| 4 |
min
|
- | |
| 5 |
zekerin
|
erkekten | ذكر |
| 6 |
ev
|
veya | - |
| 7 |
unsa
|
kadından | انث |
| 8 |
vehuve
|
o | - |
| 9 |
mu'minun
|
inanmış olarak | امن |
| 10 |
felenuhyiyennehu
|
onu yaşatırız | حيي |
| 11 |
hayaten
|
bir hayatla | حيي |
| 12 |
tayyibeten
|
hoş | طيب |
| 13 |
velenecziyennehum
|
ve elbette veririz | جزي |
| 14 |
ecrahum
|
onların ücretini | اجر |
| 15 |
biehseni
|
en güzeliyle | حسن |
| 16 |
ma
|
- | |
| 17 |
kanu
|
olduklarının | كون |
| 18 |
yea'melune
|
yapıyor(lar) | عمل |