فَوَجَدَا
ve buldular
عَبْدًا
bir kul
مِّنْ
-dan
عِبَادِنَآ
kullarımız-
ءَاتَيْنَـٰهُ
biz ona vermiştik
رَحْمَةً
bir rahmet
مِّنْ
عِندِنَا
katımızdan
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
مِن
لَّدُنَّا
katımızdan
عِلْمًا
bir ilim
Fe veceda abden min ibadina ateynahu rahmeten min indina ve allemnahu min ledunna ilma.
Kelimesi kelimesine, "ilm-i ledun." "Ledun" kelimesi, kimi dünya dinlerinde gnosis (gizli, özel bilgi, sır) olarak tanımlanan biçimiyle "tasavvuf dininde" de bilgi türü olarak, "ilm-i ledun" olarak yer almaktadır. Tasavvuf dinini, ilm-i ledunu "hiçbir çaba olmaksızın, Allah'ın, kimilerinin kalbine doğrudan bilgi yüklemesi" olarak tanımlamaktadır. Oysaki "ledun" kelimesi Kur'an'ın onlarca ayetinde (Örn.18:76) olduğu gibi, "mekan zarfı" olarak; tarafında, yanında, katında anlamlarına gelmektedir.
Çeşitli kaynaklara dayanılarak "Hızır" olarak adlandırılan "bir kul"un kim olduğu bilgisi Kur'an'da yer almamaktadır. Hızır kelimesi Kur'an'da yer almadığı halde, Kur'an'da "kullarımızdan bir kul" olarak geçen kulu, Kur'an dışı geleneksel anlayış, Kur'an dışı inançların etkisinde kalarak "Hızır" olarak anmaktadır.