Ve böylece, sizi vasat[1] bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin[2] Kıble'yi,[3] Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği[4] kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ
sizi kıldık
أُمَّةً
bir ümmet
وَسَطًا
vasat
لِّتَكُونُوا۟
olmanız için
شُهَدَآءَ
şahit
عَلَى
-a
ٱلنَّاسِ
insanlar-
وَيَكُونَ
ve olması için
ٱلرَّسُولُ
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ
size
شَهِيدًا ۗ
şahit
وَمَا
جَعَلْنَا
ve yap(ma)dık
ٱلْقِبْلَةَ
bir kıble
ٱلَّتِى
كُنتَ
olduğunuzu
عَلَيْهَآ
üzerinde
إِلَّا
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ
bilmek için
مَن
kimseyi
يَتَّبِعُ
uyan
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
مِمَّن
kimseden
يَنقَلِبُ
geriye dönen
عَلَىٰ
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ
ökçesi
وَإِن
ve elbette
كَانَتْ
لَكَبِيرَةً
ağır gelir
إِلَّا
başkasına
عَلَى
ٱلَّذِينَ
kimseye
هَدَى
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ
Allah'ın
وَمَا
değildir
كَانَ
ٱللَّهُ
Allah
لِيُضِيعَ
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ
sizin imanınızı
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌ
şefkatlidir
رَّحِيمٌ
merhametlidir
Ve kezalike cealnakum ummeten vasatan li tekunu şuhedae alen nasi ve yekuner resulu aleykum şehida, ve ma cealnal kıbletelleti kunte aleyha illa li na'leme men yettebiur resule mimmen yenkalibu ala akibeyh, ve in kanet le kebireten illa alellezine hedallah ve ma kanallahu li yudia imanekum innallahe bin nasi le raufun rahim.
Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" kelimesi, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
Henüz kıble olmadığı için.
Kabe'yi.
Doğru yola ilettiği.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
ve kezalike
|
ve böylece | - |
| 2 |
cealnakum
|
sizi kıldık | جعل |
| 3 |
ummeten
|
bir ümmet | امم |
| 4 |
veseten
|
vasat | وسط |
| 5 |
litekunu
|
olmanız için | كون |
| 6 |
şuheda'e
|
şahit | شهد |
| 7 |
ala
|
-a | - |
| 8 |
n-nasi
|
insanlar- | نوس |
| 9 |
ve yekune
|
ve olması için | كون |
| 10 |
r-rasulu
|
rasulün (de) | رسل |
| 11 |
aleykum
|
size | - |
| 12 |
şehiden
|
şahit | شهد |
| 13 |
ve ma
|
- | |
| 14 |
cealna
|
ve yap(ma)dık | جعل |
| 15 |
l-kiblete
|
bir kıble | قبل |
| 16 |
lleti
|
- | |
| 17 |
kunte
|
olduğunuzu | كون |
| 18 |
aleyha
|
üzerinde | - |
| 19 |
illa
|
sadece (yaptık) | - |
| 20 |
linea'leme
|
bilmek için | علم |
| 21 |
men
|
kimseyi | - |
| 22 |
yettebiu
|
uyan | تبع |
| 23 |
r-rasule
|
Elçi'ye | رسل |
| 24 |
mimmen
|
kimseden | - |
| 25 |
yenkalibu
|
geriye dönen | قلب |
| 26 |
ala
|
üzerinde | - |
| 27 |
akibeyhi
|
ökçesi | عقب |
| 28 |
ve in
|
ve elbette | - |
| 29 |
kanet
|
كون | |
| 30 |
lekebiraten
|
ağır gelir | كبر |
| 31 |
illa
|
başkasına | - |
| 32 |
ala
|
- | |
| 33 |
ellezine
|
kimseye | - |
| 34 |
heda
|
yol gösterdiği | هدي |
| 35 |
llahu
|
Allah'ın | - |
| 36 |
ve ma
|
değildir | - |
| 37 |
kane
|
كون | |
| 38 |
llahu
|
Allah | - |
| 39 |
liyudiya
|
zayi edecek | ضيع |
| 40 |
imanekum
|
sizin imanınızı | امن |
| 41 |
inne
|
şüphesiz | - |
| 42 |
llahe
|
Allah | - |
| 43 |
bin-nasi
|
insanlara | نوس |
| 44 |
lera'ufun
|
şefkatlidir | راف |
| 45 |
rahimun
|
merhametlidir | رحم |