Bu örnekleri insanlara veriyoruz. Onu alimlerden[1] başkası kavrayamaz.
وَتِلْكَ
ve bu
ٱلْأَمْثَـٰلُ
misalleri
نَضْرِبُهَا
biz anlatıyoruz
لِلنَّاسِ ۖ
insanlara
وَمَا
ama
يَعْقِلُهَآ
onları düşünüp anlamaz
إِلَّا
başkası
ٱلْعَـٰلِمُونَ
bilenlerden
Ve tilkel emsalu nadribuha lin nas ve ma ya'kıluha illel alimun.
"Alim, bilgi sahibi olan, bilen demektir. Ancak, Kur'an'ın "Bilmekten" kast ettiği şey: Düşünmek, akletmek, gerçeği idrak etmek ve vahyin gerçekliğine iman etmektir; Allah'ı, vahyi ve hakikati idrak etmek, kavramak ve anlamaktır. "Bilmek" ile kast edilen şey, ilim sahibi olmak değil; tevhidi bilince sahip olarak, gerçeği görmenin, bilmenin ve kavramanın bilincinde olmaktır. Kur'an'da yer alan "ilim" ve "alim" kelimelerinin anlamı şudur: Allah'ın, nasıl bir Allah olduğunu, O'nun yüceliğini, üstünlüğünü, gücünü, her şeyi bildiğini, her şeyin yaratıcısı ve Rabb'i olduğunu idrak etmek ve ayırdına varmak demektir. Keza, kesin doğru ve gerçek bilgi kaynağının vahiy olduğuna inanmaktır. Bu nedenle, Kur'an'da yer alan her alim kelimesine "bilgin/bilen", ilim kelimesine de "bilgi/ilim" anlamı vermek kesinlikle doğru değildir. Din adamları sınıfının en çok istismar ettikleri ve kendilerine paye çıkardıkları Kur'an'daki alim kelimesinin hadis, tefsir, fıkıh, siyer vb. bilgileri bilmekle hiçbir ilgisi yoktur. Kur'an'da yer alan "ilim ve alim" kelimelerinin anlamı, genellikle anlama, kavrama, idrak etme, ayırdına varma "bilgisidir."