Andolsun ki onlara imkan vermiştik şeylerde size imkan vermediğimiz kendisinde ve vermiştik onlara kulak ve gözler ve kalpler fakat fayda vermedi onlara kulakları ne de gözleri ne de kalpleri herhangi bir şeyden çünkü idiler inkar ediyorlar ayetlerini Allah'ın ve kuşattı onları şey idiler kendisiyle alay ediyorlar
وَلَقَدْ
ve andolsun
مَكَّنَّـٰهُمْ
onlara imkan vermiştik
فِيمَآ
şeyi
إِن
مَّكَّنَّـٰكُمْ
size vermediğimiz
فِيهِ
onu
وَجَعَلْنَا
ve yaratmıştık
لَهُمْ
onlara
سَمْعًا
kulaklar
وَأَبْصَـٰرًا
ve gözler
وَأَفْـِٔدَةً
ve gönüller
فَمَآ
fakat
أَغْنَىٰ
sağlamadı
عَنْهُمْ
kendilerine
سَمْعُهُمْ
kulakları
وَلَآ
ne de
أَبْصَـٰرُهُمْ
gözleri
وَلَآ
ne de
أَفْـِٔدَتُهُم
gönülleri
مِّن
bir
شَىْءٍ
şey (yarar)
إِذْ
zira
كَانُوا۟
يَجْحَدُونَ
bile bile inkar ediyorlardı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَحَاقَ
ve kuşatıverdi
بِهِم
kendilerini
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)
Ve lekad mekkenna hum fi ma in mekkennakum fihi ve cealna lehum sem'an ve ebsaren ve ef'ideten fe ma agna anhum sem'uhum ve la ebsaruhum ve la ef'idetuhum min şey'in iz kanu yechadune bi ayatillahi ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun.
İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi.
| # | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
| 1 |
velekad
|
ve andolsun | - |
| 2 |
mekkennahum
|
onlara imkan vermiştik | مكن |
| 3 |
fima
|
şeyi | - |
| 4 |
in
|
- | |
| 5 |
mekkennakum
|
size vermediğimiz | مكن |
| 6 |
fihi
|
onu | - |
| 7 |
ve cealna
|
ve yaratmıştık | جعل |
| 8 |
lehum
|
onlara | - |
| 9 |
sem'an
|
kulaklar | سمع |
| 10 |
ve ebsaran
|
ve gözler | بصر |
| 11 |
ve ef'ideten
|
ve gönüller | فاد |
| 12 |
fema
|
fakat | - |
| 13 |
egna
|
sağlamadı | غني |
| 14 |
anhum
|
kendilerine | - |
| 15 |
sem'uhum
|
kulakları | سمع |
| 16 |
ve la
|
ne de | - |
| 17 |
ebsaruhum
|
gözleri | بصر |
| 18 |
ve la
|
ne de | - |
| 19 |
ef'idetuhum
|
gönülleri | فاد |
| 20 |
min
|
bir | - |
| 21 |
şey'in
|
şey (yarar) | شيا |
| 22 |
iz
|
zira | - |
| 23 |
kanu
|
كون | |
| 24 |
yechadune
|
bile bile inkar ediyorlardı | جهد |
| 25 |
biayati
|
ayetlerini | ايي |
| 26 |
llahi
|
Allah'ın | - |
| 27 |
ve haka
|
ve kuşatıverdi | حيق |
| 28 |
bihim
|
kendilerini | - |
| 29 |
ma
|
şey | - |
| 30 |
kanu
|
oldukları | كون |
| 31 |
bihi
|
onunla | - |
| 32 |
yestehziune
|
alay edip duruyor(lar) | هزا |