سورة الكهف
18. Kehf suresi
110 Ayet
81
فَأَرَدْنَآ
أَن
يُبْدِلَهُمَا
رَبُّهُمَا
خَيْرًۭا
مِّنْهُ
زَكَوٰةًۭ
وَأَقْرَبَ
رُحْمًۭا
"Böylece onların Rabb'lerinin, onu, ondan daha hayırlı, daha zekat[1] ve merhamete daha yakın olanla değiştirmesini istedik."
Detay ve Kelime Analizi
82
وَأَمَّا
ٱلْجِدَارُ
فَكَانَ
لِغُلَـٰمَيْنِ
يَتِيمَيْنِ
فِى
ٱلْمَدِينَةِ
وَكَانَ
تَحْتَهُۥ
كَنزٌۭ
لَّهُمَا
وَكَانَ
أَبُوهُمَا
صَـٰلِحًۭا
فَأَرَادَ
رَبُّكَ
أَن
يَبْلُغَآ
أَشُدَّهُمَا
وَيَسْتَخْرِجَا
كَنزَهُمَا
رَحْمَةًۭ
مِّن
رَّبِّكَ ۚ
وَمَا
فَعَلْتُهُۥ
عَنْ
أَمْرِى ۚ
ذَٰلِكَ
تَأْوِيلُ
مَا
لَمْ
تَسْطِع
عَّلَيْهِ
صَبْرًۭا
"Duvar ise o şehirde iki yetim gence aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve - Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur.[1]"
Detay ve Kelime Analizi
83
وَيَسْـَٔلُونَكَ
عَن
ذِى
ٱلْقَرْنَيْنِ ۖ
قُلْ
سَأَتْلُوا۟
عَلَيْكُم
مِّنْهُ
ذِكْرًا
Sana, Zu'l-Karneyn'den[1] soruyorlar. De ki: "Size ondan bir konu anlatacağım."
Detay ve Kelime Analizi
84
إِنَّا
مَكَّنَّا
لَهُۥ
فِى
ٱلْأَرْضِ
وَءَاتَيْنَـٰهُ
مِن
كُلِّ
شَىْءٍۢ
سَبَبًۭا
Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep[1] verdik.
Detay ve Kelime Analizi
85
فَأَتْبَعَ
سَبَبًا
Böylece bir sebebe tabi oldu.
Detay ve Kelime Analizi
86
حَتَّىٰٓ
إِذَا
بَلَغَ
مَغْرِبَ
ٱلشَّمْسِ
وَجَدَهَا
تَغْرُبُ
فِى
عَيْنٍ
حَمِئَةٍۢ
وَوَجَدَ
عِندَهَا
قَوْمًۭا ۗ
قُلْنَا
يَـٰذَا
ٱلْقَرْنَيْنِ
إِمَّآ
أَن
تُعَذِّبَ
وَإِمَّآ
أَن
تَتَّخِذَ
فِيهِمْ
حُسْنًۭا
Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. "Ey Zu'l-Karneyn! Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin.[1]" dedik.
Detay ve Kelime Analizi
87
قَالَ
أَمَّا
مَن
ظَلَمَ
فَسَوْفَ
نُعَذِّبُهُۥ
ثُمَّ
يُرَدُّ
إِلَىٰ
رَبِّهِۦ
فَيُعَذِّبُهُۥ
عَذَابًۭا
نُّكْرًۭا
Zu'l-Karneyn: "Kim zulmederse ona azap edeceğiz. Sonra Rabb'ine döndürülür. Böylece ona daha şiddetli bir azapla azap edilir." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
88
وَأَمَّا
مَنْ
ءَامَنَ
وَعَمِلَ
صَـٰلِحًۭا
فَلَهُۥ
جَزَآءً
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
وَسَنَقُولُ
لَهُۥ
مِنْ
أَمْرِنَا
يُسْرًۭا
"Kim iman eder ve salihatı[1] yaparsa, en iyi karşılık onundur. Biz, ona her türlü kolaylığı göstereceğiz."
Detay ve Kelime Analizi
89
ثُمَّ
أَتْبَعَ
سَبَبًا
Sonra bir sebebe[1] tabi oldu.
Detay ve Kelime Analizi
90
حَتَّىٰٓ
إِذَا
بَلَغَ
مَطْلِعَ
ٱلشَّمْسِ
وَجَدَهَا
تَطْلُعُ
عَلَىٰ
قَوْمٍۢ
لَّمْ
نَجْعَل
لَّهُم
مِّن
دُونِهَا
سِتْرًۭا
Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu.
Detay ve Kelime Analizi
91
كَذَٰلِكَ
وَقَدْ
أَحَطْنَا
بِمَا
لَدَيْهِ
خُبْرًۭا
İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.
Detay ve Kelime Analizi
92
ثُمَّ
أَتْبَعَ
سَبَبًا
Sonra bir sebebe tabi oldu.
Detay ve Kelime Analizi
93
حَتَّىٰٓ
إِذَا
بَلَغَ
بَيْنَ
ٱلسَّدَّيْنِ
وَجَدَ
مِن
دُونِهِمَا
قَوْمًۭا
لَّا
يَكَادُونَ
يَفْقَهُونَ
قَوْلًۭا
Nihayet iki set arasına ulaştığı zaman, onların yanı başında neredeyse hiç söz anlamayan bir halkla karşılaştı.
Detay ve Kelime Analizi
94
قَالُوا۟
يَـٰذَا
ٱلْقَرْنَيْنِ
إِنَّ
يَأْجُوجَ
وَمَأْجُوجَ
مُفْسِدُونَ
فِى
ٱلْأَرْضِ
فَهَلْ
نَجْعَلُ
لَكَ
خَرْجًا
عَلَىٰٓ
أَن
تَجْعَلَ
بَيْنَنَا
وَبَيْنَهُمْ
سَدًّۭا
"Ey Zu'l-Karneyn! Şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Onun için, onlarla bizim aramıza ücreti mukabilinde bir set yap, olmaz mı?" dediler.
Detay ve Kelime Analizi
95
قَالَ
مَا
مَكَّنِّى
فِيهِ
رَبِّى
خَيْرٌۭ
فَأَعِينُونِى
بِقُوَّةٍ
أَجْعَلْ
بَيْنَكُمْ
وَبَيْنَهُمْ
رَدْمًا
"Rabb'imin, beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır." dedi. "Şimdi bana güç verin de sizinle onların arasına çok sağlam bir engel yapayım." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
96
ءَاتُونِى
زُبَرَ
ٱلْحَدِيدِ ۖ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
سَاوَىٰ
بَيْنَ
ٱلصَّدَفَيْنِ
قَالَ
ٱنفُخُوا۟ ۖ
حَتَّىٰٓ
إِذَا
جَعَلَهُۥ
نَارًۭا
قَالَ
ءَاتُونِىٓ
أُفْرِغْ
عَلَيْهِ
قِطْرًۭا
"Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası eşit seviyeye gelinceye kadar körükleyin." dedi. Onu bir ateş haline getirince, "Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
97
فَمَا
ٱسْطَـٰعُوٓا۟
أَن
يَظْهَرُوهُ
وَمَا
ٱسْتَطَـٰعُوا۟
لَهُۥ
نَقْبًۭا
Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.
Detay ve Kelime Analizi
98
قَالَ
هَـٰذَا
رَحْمَةٌۭ
مِّن
رَّبِّى ۖ
فَإِذَا
جَآءَ
وَعْدُ
رَبِّى
جَعَلَهُۥ
دَكَّآءَ ۖ
وَكَانَ
وَعْدُ
رَبِّى
حَقًّۭا
"Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ama Rabb'imin uyarısı[1] gerçekleştiği zaman, onu yerle bir eder. Ve Rabb'imin uyarısı gerçektir." dedi.
Detay ve Kelime Analizi
99
وَتَرَكْنَا
بَعْضَهُمْ
يَوْمَئِذٍۢ
يَمُوجُ
فِى
بَعْضٍۢ ۖ
وَنُفِخَ
فِى
ٱلصُّورِ
فَجَمَعْنَـٰهُمْ
جَمْعًۭا
O Gün[1] onları terk ederiz. Dalga dalga birbirlerine karışırlar. Ve Sur'a üfürülür. Hepsini bir araya toplarız.
Detay ve Kelime Analizi
100
وَعَرَضْنَا
جَهَنَّمَ
يَوْمَئِذٍۢ
لِّلْكَـٰفِرِينَ
عَرْضًا
O Gün Cehennem'i Kafirlere sunarız, tam bir sunuşla.
Detay ve Kelime Analizi