سورة الأحزاب
33. Ahzâb suresi
73 Ayet
1
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلنَّبِىُّ
ٱتَّقِ
ٱللَّهَ
وَلَا
تُطِعِ
ٱلْكَـٰفِرِينَ
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ۗ
إِنَّ
ٱللَّهَ
كَانَ
عَلِيمًا
حَكِيمًۭا
Ey Nebi! Allah'a takvalı ol.[1] Kafirlere ve Münafıklara uyma.[2] Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Detay ve Kelime Analizi
2
وَٱتَّبِعْ
مَا
يُوحَىٰٓ
إِلَيْكَ
مِن
رَّبِّكَ ۚ
إِنَّ
ٱللَّهَ
كَانَ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
خَبِيرًۭا
Rabb'inden sana vahyedilen neyse yalnızca ona uy. Kuşkusuz Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.
Detay ve Kelime Analizi
3
وَتَوَكَّلْ
عَلَى
ٱللَّهِ ۚ
وَكَفَىٰ
بِٱللَّهِ
وَكِيلًۭا
Allah'a tevekkül[1] et. Vekil[2] olarak Allah yeter.
Detay ve Kelime Analizi
4
مَّا
جَعَلَ
ٱللَّهُ
لِرَجُلٍۢ
مِّن
قَلْبَيْنِ
فِى
جَوْفِهِۦ ۚ
وَمَا
جَعَلَ
أَزْوَٰجَكُمُ
ٱلَّـٰٓـِٔى
تُظَـٰهِرُونَ
مِنْهُنَّ
أُمَّهَـٰتِكُمْ ۚ
وَمَا
جَعَلَ
أَدْعِيَآءَكُمْ
أَبْنَآءَكُمْ ۚ
ذَٰلِكُمْ
قَوْلُكُم
بِأَفْوَٰهِكُمْ ۖ
وَٱللَّهُ
يَقُولُ
ٱلْحَقَّ
وَهُوَ
يَهْدِى
ٱلسَّبِيلَ
Allah, hiç kimsenin bedenine iki kalp yerleştirmedi. Zihar[1] yaptığınız eşlerinizi, size anne yapmadı. Ve himayeniz altına aldıklarınızı[2] öz evladınız kılmadı. Bunlar sizin söylediğiniz boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler. Ve doğru yola O iletir.
Detay ve Kelime Analizi
5
ٱدْعُوهُمْ
لِـَٔابَآئِهِمْ
هُوَ
أَقْسَطُ
عِندَ
ٱللَّهِ ۚ
فَإِن
لَّمْ
تَعْلَمُوٓا۟
ءَابَآءَهُمْ
فَإِخْوَٰنُكُمْ
فِى
ٱلدِّينِ
وَمَوَٰلِيكُمْ ۚ
وَلَيْسَ
عَلَيْكُمْ
جُنَاحٌۭ
فِيمَآ
أَخْطَأْتُم
بِهِۦ
وَلَـٰكِن
مَّا
تَعَمَّدَتْ
قُلُوبُكُمْ ۚ
وَكَانَ
ٱللَّهُ
غَفُورًۭا
رَّحِيمًا
Onları[1] babalarına nispetle çağırın.[2] Bu Allah'ın yanında daha hakkaniyetlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar dinde kardeşleriniz ve sorumluluklarını üstlendiğiniz kimselerdir. Bilinçli olarak yaptığınız şeyler dışında, yanlışlıkla yaptıklarınızda sizin için bir günah yoktur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Detay ve Kelime Analizi
6
ٱلنَّبِىُّ
أَوْلَىٰ
بِٱلْمُؤْمِنِينَ
مِنْ
أَنفُسِهِمْ ۖ
وَأَزْوَٰجُهُۥٓ
أُمَّهَـٰتُهُمْ ۗ
وَأُو۟لُوا۟
ٱلْأَرْحَامِ
بَعْضُهُمْ
أَوْلَىٰ
بِبَعْضٍۢ
فِى
كِتَـٰبِ
ٱللَّهِ
مِنَ
ٱلْمُؤْمِنِينَ
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ
إِلَّآ
أَن
تَفْعَلُوٓا۟
إِلَىٰٓ
أَوْلِيَآئِكُم
مَّعْرُوفًۭا ۚ
كَانَ
ذَٰلِكَ
فِى
ٱلْكِتَـٰبِ
مَسْطُورًۭا
Nebi, İman Edenler için kendi canlarından daha yakındır. O'nun eşleri onların anneleridir. Aralarında aile bağı olanlar; Allah'ın Kitap'ına göre birbirlerine, diğer Mü'minler'den[1] ve muhacirlerden[2] daha yakındırlar.[3] Ancak velilerinize[4] yapacağınız iyilik hariç. İşte bunlar Kitap'ta[5] kayıtlıdır.
Detay ve Kelime Analizi
7
وَإِذْ
أَخَذْنَا
مِنَ
ٱلنَّبِيِّـۧنَ
مِيثَـٰقَهُمْ
وَمِنكَ
وَمِن
نُّوحٍۢ
وَإِبْرَٰهِيمَ
وَمُوسَىٰ
وَعِيسَى
ٱبْنِ
مَرْيَمَ ۖ
وَأَخَذْنَا
مِنْهُم
مِّيثَـٰقًا
غَلِيظًۭا
Hani Biz, Nebilerden kesin söz almıştık. Ve senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem Oğlu İsa'dan, hepsinden sağlam söz aldık.
Detay ve Kelime Analizi
8
لِّيَسْـَٔلَ
ٱلصَّـٰدِقِينَ
عَن
صِدْقِهِمْ ۚ
وَأَعَدَّ
لِلْكَـٰفِرِينَ
عَذَابًا
أَلِيمًۭا
Ki, doğru kimselere, doğruluklarını sorsun.[1] Ve Kafirlere de acı verecek bir azap hazırladı.
Detay ve Kelime Analizi
9
يَـٰٓأَيُّهَا
ٱلَّذِينَ
ءَامَنُوا۟
ٱذْكُرُوا۟
نِعْمَةَ
ٱللَّهِ
عَلَيْكُمْ
إِذْ
جَآءَتْكُمْ
جُنُودٌۭ
فَأَرْسَلْنَا
عَلَيْهِمْ
رِيحًۭا
وَجُنُودًۭا
لَّمْ
تَرَوْهَا ۚ
وَكَانَ
ٱللَّهُ
بِمَا
تَعْمَلُونَ
بَصِيرًا
Ey İman Edenler! Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın! Hani, üzerinize ordular gelmişti de Biz, onların üzerine rüzgar[1] ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir.[2]
Detay ve Kelime Analizi
10
إِذْ
جَآءُوكُم
مِّن
فَوْقِكُمْ
وَمِنْ
أَسْفَلَ
مِنكُمْ
وَإِذْ
زَاغَتِ
ٱلْأَبْصَـٰرُ
وَبَلَغَتِ
ٱلْقُلُوبُ
ٱلْحَنَاجِرَ
وَتَظُنُّونَ
بِٱللَّهِ
ٱلظُّنُونَا۠
Hani onlar, alttan ve üstten, her yönden size saldırmışlardı. Gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti. Ve siz, Allah hakkında zan üzerine zanda bulunuyordunuz.[1]
Detay ve Kelime Analizi
11
هُنَالِكَ
ٱبْتُلِىَ
ٱلْمُؤْمِنُونَ
وَزُلْزِلُوا۟
زِلْزَالًۭا
شَدِيدًۭا
Orada, İman Edenler sınava tabi oldular. Şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldılar.
Detay ve Kelime Analizi
12
وَإِذْ
يَقُولُ
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
وَٱلَّذِينَ
فِى
قُلُوبِهِم
مَّرَضٌۭ
مَّا
وَعَدَنَا
ٱللَّهُ
وَرَسُولُهُۥٓ
إِلَّا
غُرُورًۭا
O zaman Münafıklar[1] ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resulü bize boş vaatte[2] bulunmuş." diyorlardı.
Detay ve Kelime Analizi
13
وَإِذْ
قَالَت
طَّآئِفَةٌۭ
مِّنْهُمْ
يَـٰٓأَهْلَ
يَثْرِبَ
لَا
مُقَامَ
لَكُمْ
فَٱرْجِعُوا۟ ۚ
وَيَسْتَـْٔذِنُ
فَرِيقٌۭ
مِّنْهُمُ
ٱلنَّبِىَّ
يَقُولُونَ
إِنَّ
بُيُوتَنَا
عَوْرَةٌۭ
وَمَا
هِىَ
بِعَوْرَةٍ ۖ
إِن
يُرِيدُونَ
إِلَّا
فِرَارًۭا
Onlardan bir topluluk: "Ey Yesrib[1] halkı, sizin için burada duracak bir yer yok, hemen dönün! Yine onlardan bir grup da: "Evlerimiz gerçekten korumasızdır." diyerek Nebi'den izin istiyorlardı. Oysaki evleri korumasız değildi. Onlar, savaştan kaçmak için bahane arıyorlardı.
Detay ve Kelime Analizi
14
وَلَوْ
دُخِلَتْ
عَلَيْهِم
مِّنْ
أَقْطَارِهَا
ثُمَّ
سُئِلُوا۟
ٱلْفِتْنَةَ
لَـَٔاتَوْهَا
وَمَا
تَلَبَّثُوا۟
بِهَآ
إِلَّا
يَسِيرًۭا
Fakat onların üzerlerine, her bir taraftan girilip kuşatılsalardı ve sonra da fitne[1] çıkarmaları istenseydi, tereddüt etmeksizin bunu hemen yerine getirirlerdi.
Detay ve Kelime Analizi
15
وَلَقَدْ
كَانُوا۟
عَـٰهَدُوا۟
ٱللَّهَ
مِن
قَبْلُ
لَا
يُوَلُّونَ
ٱلْأَدْبَـٰرَ ۚ
وَكَانَ
عَهْدُ
ٱللَّهِ
مَسْـُٔولًۭا
Oysaki onlar, daha önce arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz sorumluluktur.
Detay ve Kelime Analizi
16
قُل
لَّن
يَنفَعَكُمُ
ٱلْفِرَارُ
إِن
فَرَرْتُم
مِّنَ
ٱلْمَوْتِ
أَوِ
ٱلْقَتْلِ
وَإِذًۭا
لَّا
تُمَتَّعُونَ
إِلَّا
قَلِيلًۭا
De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak asla size yarar sağlamaz. Öyle olsa bile çok az faydalanırsınız."
Detay ve Kelime Analizi
17
قُلْ
مَن
ذَا
ٱلَّذِى
يَعْصِمُكُم
مِّنَ
ٱللَّهِ
إِنْ
أَرَادَ
بِكُمْ
سُوٓءًا
أَوْ
أَرَادَ
بِكُمْ
رَحْمَةًۭ ۚ
وَلَا
يَجِدُونَ
لَهُم
مِّن
دُونِ
ٱللَّهِ
وَلِيًّۭا
وَلَا
نَصِيرًۭا
De ki: "Eğer Allah başınıza bir kötülük getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…[1]" Onlar, kendileri için Allah'tan başka bir veli de bir yardımcı da bulamazlar.
Detay ve Kelime Analizi
18
قَدْ
يَعْلَمُ
ٱللَّهُ
ٱلْمُعَوِّقِينَ
مِنكُمْ
وَٱلْقَآئِلِينَ
لِإِخْوَٰنِهِمْ
هَلُمَّ
إِلَيْنَا ۖ
وَلَا
يَأْتُونَ
ٱلْبَأْسَ
إِلَّا
قَلِيلًا
Allah, sizden engel[1] olmaya çalışanları ve kardeşlerine:[2] "Bize gelin.[3]" diyenleri kesinlikle biliyor. Onların pek azı hariç savaşa gelmezler.
Detay ve Kelime Analizi
19
أَشِحَّةً
عَلَيْكُمْ ۖ
فَإِذَا
جَآءَ
ٱلْخَوْفُ
رَأَيْتَهُمْ
يَنظُرُونَ
إِلَيْكَ
تَدُورُ
أَعْيُنُهُمْ
كَٱلَّذِى
يُغْشَىٰ
عَلَيْهِ
مِنَ
ٱلْمَوْتِ ۖ
فَإِذَا
ذَهَبَ
ٱلْخَوْفُ
سَلَقُوكُم
بِأَلْسِنَةٍ
حِدَادٍ
أَشِحَّةً
عَلَى
ٱلْخَيْرِ ۚ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
لَمْ
يُؤْمِنُوا۟
فَأَحْبَطَ
ٱللَّهُ
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ
وَكَانَ
ذَٰلِكَ
عَلَى
ٱللَّهِ
يَسِيرًۭا
Size karşı çok isteksizdirler. Fakat korku gelince, ölümden dolayı baygınlık çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş olarak sana baktıklarını görürsün. Sonra korkuyu savınca, hayra[1] karşı kıskançlıkla sivri dilleriyle sizi incitirler. İşte onlar Mü'min değiller. Allah yaptıklarını boşa çıkardı. Bu Allah'a kolaydır.
Detay ve Kelime Analizi
20
يَحْسَبُونَ
ٱلْأَحْزَابَ
لَمْ
يَذْهَبُوا۟ ۖ
وَإِن
يَأْتِ
ٱلْأَحْزَابُ
يَوَدُّوا۟
لَوْ
أَنَّهُم
بَادُونَ
فِى
ٱلْأَعْرَابِ
يَسْـَٔلُونَ
عَنْ
أَنۢبَآئِكُمْ ۖ
وَلَوْ
كَانُوا۟
فِيكُم
مَّا
قَـٰتَلُوٓا۟
إِلَّا
قَلِيلًۭا
Onlar, düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlardı. Eğer birlikler gelseler,[1] çölde yaşayan Arapların arasına karışıp, ne halde bulunduğunuzu sormak isterler.[2] Eğer sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı.
Detay ve Kelime Analizi